Roman, 17 yaşındaki hukuk öğrencisi ve hevesli şair Juan García Madero'nun günlüğüyle (Meksika'da Kaybolan Meksikalılar - 1975) başlar. Madero, şiir yazmak ve edebiyat dünyasına girmek arzusuyla doludur. Bir gün, kendilerine "Visceral (İçsel) Gerçekçiler" diyen, asi, avangart ve geleneksel edebiyat çevrelerine savaş açmış tuhaf bir şair grubuyla tanışır. Grubun liderleri, karizmatik ama tekinsiz Arturo Belano ve sessiz, gizemli Ulises Lima'dır. Madero, bu gruba katılarak hayatını, cinselliği, uyuşturucuyu ve "şiirin bir eylem biçimi olduğu" fikrini keşfeder. İlk bölüm, gençliğin o pervasız enerjisiyle, Mexico City sokaklarında, barlarda ve atölyelerde geçer. Hikaye, grubun bir kadın satıcısının elinden Lupe adında bir fahişeyi kurtarması ve peşlerindeki adamlardan kaçmak için eski bir Impala ile çöle doğru yola çıkmalarıyla kesilir.
İkinci bölüm (Vahşi Hafiyeler - 1976/1996), romanın gövdesini oluşturur ve tam anlamıyla bir labirenttir. Burada anlatıcı Madero susar. Onun yerine, 1976'dan 1996'ya kadar dünyanın dört bir yanında (Meksika, İspanya, Fransa, İsrail, Afrika) Belano ve Lima ile yolu kesişmiş onlarca kişinin "tanıklıklarını" okuruz. Bu kişiler; eski sevgililer, barmenler, neo-naziler, editörler veya sıradan insanlardır. Herkes bu iki şair hakkında bir şeyler anlatır ama kimse onları tam olarak çözemez. Belano ve Lima, sürekli hareket eden, arkalarında iz bırakmadan kaybolan, sanki bir hiçliğin peşinde koşan iki hayalet gibidir. Bu bölümde okur, "Visceral Gerçekçiliğin" kurucusu olduğu iddia edilen ve 1920'lerde çölde kaybolmuş gizemli şair Cesárea Tinajero'nun izini süren bu iki adamın, aslında kendi kaderlerinden (veya başarısızlıklarından) kaçışlarını izler.
Üçüncü bölüm (Sonora Çölü - 1976), bizi tekrar kitabın başındaki günlüğe, Madero'nun anlatımına döndürür. Kaçış devam etmektedir. Belano, Lima, Madero ve Lupe; peşlerinde Lupe'nin satıcısı Alberto ve onun adamı olduğu halde çölde, efsanevi şair Cesárea Tinajero'yu aramaktadırlar. Bu bölüm, gerilimi yüksek bir kovalamaca ve varoluşsal bir western filmidir. Çölün ıssızlığında, edebiyatın anlamı ve hayatın vahşiliği iç içe geçer. Roman, Tinajero'nun bulunmasıyla (veya efsanenin çözülmesiyle) sarsıcı, kanlı ama bir o kadar da belirsiz bir finalle son bulur. Vahşi Hafiyeler, şiir yazan değil, şiiri "yaşayan" ve bu uğurda kaybolan bir neslin, bitmeyen bir yolculuğun hikayesidir. Kitap bittiğinde, o çizilen şekiller ve pencereler zihninizde asılı kalır.

