1 . Bölüm
Gençlik ve Eğitim: Bir Kahramanın İnşası
Mitolojik Bir Başlangıç ve Saray Entrikaları Antikçağ dünyasında büyük liderlerin doğumu, sıradan bir olay olarak kalamazdı. İskender'in dünyaya gelişi de, daha sonraki yıllarda bizzat kendisinin de besleyeceği efsanelerle örülüdür. Plutarkhos'un aktardığına göre, babası Philippos'un bir aslanın (belki de oğlunun hırsını simgeleyen) doğumunu düşlediği veya Olympias'ın yatağında bir yılan görüldüğü gibi hikayeler, İskender'in "tanrısal" imajının ilk tohumlarıydı.
Ancak gerçeklik, Pella sarayındaki siyasi atmosfer kadar sertti. İskender, Makedonya'nın yükseliş döneminde, babası Philippos'un gölgesinde ve hırslı annesi Olympias'ın etkisi altında büyüdü. Soyu, baba tarafından Herakles'e, anne tarafından ise Akhilleus'a dayandırılıyordu; bu durum onda, mitolojik atalarıyla rekabet etme arzusunu doğuracaktı.
Bukephalos ve Erken Olgunluk İskender'in karakterindeki "azim ve gözü karalık", meşhur atı Bukephalos'u ehlileştirmesi olayında kendini gösterir. Babası Philippos'un ve diğerlerinin zapt edemediği hırçın atın, aslında kendi gölgesinden korktuğunu fark eden genç prens, atı güneşe çevirerek sakinleştirmiştir. Bu olay üzerine babası Philippos'un, "Oğlum sen kendine denk başka bir krallık ara, zira Makedonya sana çok dar gelir," dediği rivayet edilir. Bu anekdot, İskender'in sadece cesur değil, aynı zamanda gözlem yeteneği yüksek ve çözüm odaklı bir zeka olduğunu kanıtlar niteliktedir.
Mieza'da Aristoteles'in Tedrisatı On üç yaşına geldiğinde İskender'in eğitimi, antikçağın en büyük zihinlerinden biri olan Aristoteles'e emanet edildi. Mieza'daki Nymphaion'da (Su Perileri Tapınağı) kurulan okulda İskender, sadece felsefe değil, aynı zamanda tıp, biyoloji ve siyaset dersleri aldı.
Lendering'in analizine göre, Aristoteles'in İskender üzerindeki etkisi, romantik bir "bilge ve kral" ilişkisinden öte, pragmatik ve politiktir. Aristoteles, İskender'e İlyada'nın bir kopyasını hediye etmiş (ki İskender bunu yastığının altından ayırmayacaktır) ve ona Yunan olmayanların, özellikle Perslerin "doğuştan köle" olduğu fikrini aşılamıştır. Bu öğreti, İskender'in Asya seferinin ideolojik altyapısını oluşturmuş olabilir; ancak ironik bir şekilde İskender, ilerleyen yıllarda hocasının bu "Yunan üstünlüğü" doktrinini reddederek Persleri yönetimine dahil edecektir.
İlk Yönetim Deneyimi ve Baba ile Çatışma İskender'in teorik eğitimi, MÖ 340 yılında, henüz 16 yaşındayken babasının Perinthos seferine çıkmasıyla pratik bir boyut kazandı. Makedonya naibi (vekilharcı) olarak atanan İskender, bu yetkiyi sadece tahtı korumak için değil, isyancı Maedi kabilesini ezip, onların topraklarında kendi adını taşıyan ilk şehir olan "Alexandropolis"i kurmak için kullandı.
MÖ 338'de Yunanistan'ın kaderini belirleyen Khaironeia Savaşı'nda, henüz 18 yaşında olan İskender, Makedon ordusunun sol kanadını yönetti. Thebai'nin seçkin "Kutsal Birliği"ni yok ederek zaferin kazanılmasında kilit rol oynadı. Ancak bu askeri başarılar, baba-oğul arasındaki gerilimi azaltmadı. Philippos'un Kleopatra (Makedon soylusu) ile evlenmesi ve düğün sırasında Attalos'un "meşru bir varis" dileğinde bulunması, İskender'in meşruiyetine açık bir saldırıydı. İskender'in Attalos'a fırlattığı kupa ve babasının sarhoşlukla yere kapaklanması üzerine söylediği "Avrupa'dan Asya'ya geçmek isteyen adam, bir divandan diğerine geçemiyor" sözü, iplerin koptuğu andı.
İskender, annesiyle birlikte Epeiros'a sürgüne gitti. Her ne kadar daha sonra geri dönse de, babasıyla arası asla tam düzelmedi. Karya Satrapı Piksodaros'un kızıyla evlilik meselesinde İskender'in babasının planlarını bozması, onun taht konusundaki güvensizliğini ve sabırsızlığını açıkça gösteriyordu.
Bu dönem, İskender'in karakterinin şekillendiği, askeri dehasının parladığı ama aynı zamanda paranoya ve iktidar hırsının da filizlendiği bir evredir. Babasının MÖ 336'da bir suikastla öldürülmesi, ona beklediği fırsatı, yani tahtı, kanlı bir tepside sunacaktı.
2. Bölüm
Tahta Çıkış ve Yunanistan'ın Hakimiyeti: Kanlı Bir Başlangıç
Kralın Ölümü ve İktidarın Devri (MÖ 336) MÖ 336 yılının yaz aylarında, Aigai'deki tiyatroda düzenlenen düğün şenlikleri sırasında, Kral II. Philippos, kendi koruması Pausanias tarafından hançerlenerek öldürüldü. Lendering, Diodoros'un anlatımına dayanarak, suikastçının kaçmak için atlarını hazır beklettiğini ve bu eylemin tek başına planlanmamış olabileceğine dikkat çeker. Pausanias kaçarken yakalanıp öldürülse de, İskender tahta çıkar çıkmaz olası suç ortaklarını ve taht üzerinde hak iddia edebilecek rakiplerini "yargılayıp" ortadan kaldırdı. Babasının katillerinin gerçekten cezalandırılıp cezalandırılmadığı sorusu, İskender'in zihnini o kadar meşgul edecekti ki, yıllar sonra Siwa Vahası'ndaki Amon kahinine bu soruyu soracaktı.
Yirmi yaşındaki yeni kral, babasından sadece güçlü bir ordu değil, aynı zamanda kaynamaya hazır bir siyasi miras devralmıştı. Philippos'un ölümü, Yunanistan'da bir bayram havası yaratmış; Atinalı hatip Demosthenes, yası simgeleyen kıyafetlerini çıkarıp sevinçle halkın arasına karışmıştı.
Yıldırım Harekatı ve Tesalya İskender, iktidar boşluğuna izin vermedi. Babasının ölümünden hemen sonra, Yunanistan'da baş gösteren huzursuzlukları bastırmak için MÖ 336/335 kışında güneye doğru şimşek gibi bir sefer düzenledi. Yunanlılar, Tempe Vadisi'ni tutarak onu durdurmayı planlarken, İskender Ossa Dağı'nı aşarak düşmanın arkasına sarktı ve onları gafil avladı. Bu hızlı ve kararlı manevra, silahlı direnişin başlamadan bitmesini sağladı. Tesalyalılar onu lider olarak tanıdı, ardından Korinthos Birliği de İskender'i babasının yerine "Hegemon" (Başkomutan) olarak onayladı.
Kuzey Seferi ve "Öldü" Söylentileri Yunanistan'ı sindirdikten sonra İskender, Pers seferine çıkmadan önce arka bahçesi sayılan kuzey sınırlarını (Trakya ve İllyria) güvence altına almak zorundaydı. MÖ 335 baharında kuzeye yürüdü, Triballileri ve Getae'leri ezdi, hatta Tuna Nehri'ni aştı. Ancak o kuzeyde, İllyria dağlarında savaşırken (Pelion kuşatması sırasında), güneyde, İskender'in öldüğüne dair asılsız dedikodular yayılmaya başladı. Atina'da Demosthenes ve sürgündeki Thebaililer, Pers altınlarının da yardımıyla bu dedikoduları körükleyerek isyan bayrağını çektiler. Thebai, Makedon garnizonunu kuşattı.
Thebai'nin Yıkımı: Bir İbret Öyküsü İskender'in "ölümden dönüşü" korkunç oldu. İllyria'dan (bugünkü Arnavutluk sınırları) Thebai kapılarına (Yunanistan'ın ortası) sadece iki haftada vararak herkesi şok etti. Thebaililer teslim olmayı reddedince, İskender şehre saldırdı. Lendering, Arrhionos ve Diodoros arasındaki anlatım farklarına dikkat çeker: Ptolemaios'un anılarına dayanan Arrhionos, saldırıyı Perdikkas'ın emirlere uymayan fevri bir hareketi olarak sunarken; Diodoros, Perdikkas'ın savunmasız bir arka kapıyı fark edip şehre sızdığını ve bunun İskender'in emriyle gerçekleştiğini belirtir.
Sonuç, antik dünya standartlarında bile dehşet vericiydi. Şehir taş taş üstünde kalmayacak şekilde yerle bir edildi, 6.000 Thebaili kılıçtan geçirildi, 30.000 kişi köle olarak satıldı. Sadece şair Pindaros'un evi ve tapınaklar bu yıkımdan muaf tutuldu. Bu vahşet, diğer Yunan şehirlerine, özellikle Atina'ya verilmiş net bir mesajdı: İskender'e başkaldırmanın bedeli yok oluştu. Atina, dehşet içinde İskender'i tebrik etmek zorunda kaldı. İskender, Demosthenes'in teslim edilmesini istese de, stratejik nedenlerle ve Pers seferine odaklanmak istediği için bu talebinden vazgeçti.
Asya'ya Bakış MÖ 335 sonbaharında İskender, Yunanistan'ı ve kuzey sınırlarını tamamen pasifize etmiş olarak Makedonya'ya döndü. Artık babasının rüyasını gerçekleştirmek ve "Doğu'nun zenginliklerine" akmak için önünde hiçbir engel kalmamıştı. Parmenion, öncü birliklerle çoktan Anadolu'ya geçmiş ve köprübaşı tutmuştu.
3. Bölüm
PERS SEFERİ VE ANADOLU: Mızrağın Ucundaki Asya
MÖ 334 yılının Mayıs ayında, İskender'in Avrupa'dan Asya'ya geçişi, askeri bir manevra olmanın ötesinde, Lendering'in ifadesiyle son derece "teatral" ve sembolik bir gösteriydi. Parmenion ana orduyu karşıya geçirirken, İskender Troya (Truva) bölgesine yöneldi.
"Mızrakla Fethedilen Topraklar" (Doriktetos) İskender, Asya kıyılarına yaklaşırken gemisinden bir mızrak fırlattı ve mızrak toprağa saplandı. Karaya ilk ayak basan kişi olarak, Asya'nın "tanrılar tarafından kendisine bahşedilen, mızrakla kazanılmış topraklar" (doriktetos) olduğunu ilan etti. Lendering, bu terimin Homeros'ta geçtiğini ancak İskender'den önce bu spesifik "fetih hakkı" anlamında kullanılmadığına dikkat çeker. Bu hareket, sadece bir kahramanlık gösterisi değil, Pers Kralı'nın fetih sembolizmine (mızrak Pers emperyalizminin sembolüydü) verilmiş bir cevaptı,.
İskender, Troya'da Athena tapınağını ziyaret etti, Akhilleus'un mezarına çelenk koydu ve tapınaktaki kutsal silahları (Troya Savaşı'ndan kaldığı iddia edilen) alarak kendi zırhını oraya bıraktı. Bu kutsal kalkan, ileride hayatını kurtaracaktı. Bu ritüellerle İskender, kendisini Asyalı "barbarlara" karşı savaşan yeni bir Akhilleus olarak konumlandırıyor ve seferini meşrulaştırıyordu.
Granikos Savaşı ve İlk Dersler Pers satrapları, Rodoslu Memnon'un "yakıp yıkma" (scorched earth) taktiğini reddederek İskender'i Granikos Çayı kıyısında karşılamayı seçtiler. Memnon, İskender'in erzak sıkıntısı çekeceğini öngörmüştü ancak yerel satraplar kendi topraklarını yakmak istemediler.
Savaş, standart bir meydan muharebesinden çok, İskender'in kişisel cesaretinin (veya deliliğinin) sınandığı bir kaosa dönüştü. İskender, miğferindeki tüylerle açık bir hedef halindeydi. Pers komutanlarından Spithridates, İskender'e saldırıp miğferini parçaladı. İskender mutlak bir ölümden, "Kara" Kleitos'un Spithridates'in kolunu uçurmasıyla son anda kurtuldu.
Lendering, savaşın sonucunun abartılı kayıp rakamlarıyla (Makedon tarafından çok az ölü gösterilmesi gibi) bir propagandaya dönüştürüldüğüne dikkat çeker. Ancak sonuç kesindi: Anadolu'nun kapıları açılmıştı.
Gordion Düğümü: İmkansızı Çözmek Anadolu içlerinde ilerleyen İskender, MÖ 333 kışında Gordion'a vardı. Burada, meşhur "düğümü çözenin Asya'nın hakimi olacağı" kehanetiyle yüzleşti. Lendering, kaynakların (Aristobulos ve diğerleri) olayı farklı anlattığını belirtir: Kimi kaynaklar İskender'in kılıcını çekip düğümü kestiğini ("kaba kuvvet çözümü"), kimileri ise araba okunun milini çıkararak zekice bir çözüm bulduğunu yazar. Hangi versiyon doğru olursa olsun, bu olay İskender'in karakterindeki "pothos"u (aşılması imkansız görünen engelleri aşma arzusu) ve pragmatizmini simgeler.
Kilikya ve Tarsus'ta Ölümcül Hastalık Toros Dağları'nı (Kilikya Kapıları) hızla aşan İskender, Tarsus'ta buz gibi Kydnos (Berdan) Çayı'na girince ağır bir hastalığa yakalandı. Titreme nöbetleri ve yüksek ateşle yatağa düştü. Bu süreçte, doktoru Philippos'un onu zehirleyeceği dedikodularına kulak asmayarak doktorunun hazırladığı ilacı içmesi, İskender'in dostlarına duyduğu (bazen naifleşen) güvenin ve kaderciliğinin bir göstergesiydi.
ISSOS: İKİ KRALIN KARŞILAŞMASI
MÖ 333 yılının Kasım ayında, İskender iyileştikten sonra güneye indi. Ancak Pers Kralı III. Dareios, devasa ordusuyla İskender'in arkasına sarkarak ikmal hatlarını kesti. İki ordu, İssos (bugünkü Dörtyol-Erzin civarı) yakınlarında, dar bir kıyı şeridinde karşılaştı. Bu dar alan, Dareios'un sayısal üstünlüğünü kullanmasını engellediği için İskender adına büyük bir şanstı,.
Savaşın Kırılma Anı Savaş, Makedon falanksının Perslerin Yunan paralı askerleriyle ("kardeş kavgası") boğuştuğu kanlı bir mücadeleye sahne oldu. Ancak savaşın kaderini belirleyen, İskender'in süvarileriyle (Hetairoi) doğrudan Dareios'un bulunduğu merkeze yaptığı kama biçimli saldırıydı.
Lendering, antik kaynakların ve ünlü İskender Mozaiği'nin aksine, Dareios'un kaçışını sadece korkaklık olarak değil, bir zorunluluk olarak analiz eder. Atları ürken ve kontrolü kaybedilen savaş arabası, Kral'ı savunmasız bırakmıştı. Dareios'un kaçışı, Pers ordusunun çözülmesine neden oldu.
Zaferin Ardından: Doğulu Bir Prens Gibi Savaşın en çarpıcı sonucu, Dareios'un ailesinin (annesi Sisygambis, eşi ve çocukları) İskender'in eline geçmesiydi. İskender, onlara büyük bir saygı gösterdi. Ancak Lendering, burada ince bir kültürel çatışmaya değinir: İskender, Sisygambis'e Makedonya'dan gelen yünlü kumaşları hediye edip torunlarına bunları dikmeyi öğretmesini önerdiğinde, Ana Kraliçe bunu bir hakaret sayarak ağlamıştı. Pers kültüründe soylu kadınlar yün işi yapmazdı; bu köle işiydi. İskender, kültürel farkları henüz tam kavrayamasa da iyi niyetiyle durumu toparladı.
Daha da önemlisi, İskender ilk kez Dareios'un lüks çadırına girip, altın leğenlerde yıkanıp, Pers ihtişamını gördüğünde, karakterindeki değişimin sinyallerini verdi. Plutarkhos'un aktardığına göre, bu lüksü gören İskender, "Demek krallık buymuş" demiştir. Bu an, Makedon sadeliğinden Pers şatafatına geçişin zihinsel eşiğidir.
MISIR VE TANRISALLIK: "Amon'un Oğlu"
İskender, Dareios'u hemen takip etmek yerine, stratejik bir kararla Fenike kıyılarını ve Mısır'ı ele geçirerek Pers donanmasını üssüz bırakmayı seçti. Tyros (Sur) kuşatması, antik çağın en zorlu ve teknik kuşatmalarından biri oldu (MÖ 332). Yedi ay süren kuşatma ve ardından gelen Gazze direnişi, İskender'in direnenlere karşı ne kadar acımasız olabileceğini (Gazze komutanı Batis'in topuklarından delinip sürüklenmesi gibi - tıpkı Akhilleus'un Hektor'a yaptığı gibi) gösterdi.
Siwa Vahası ve Kehanet Mısır'da "kurtarıcı" olarak karşılanan İskender, firavun ilan edildi. Ancak en gizemli olay, Libya Çölü'ndeki Siwa Vahası'nda bulunan Amon Kahini'ne yaptığı yolculuktur.
Lendering, bu yolculuğun hem politik hem de kişisel nedenlerini irdeler. İskender, burada rahip tarafından "Tanrı'nın Oğlu" (Ra'nın veya Zeus'un oğlu) olarak selamlandı. Vulgata kaynaklarına göre İskender, "Babamın (Philippos'un) katilleri cezalandırıldı mı?" diye sorduğunda, rahip "Senin baban ölümlü değildir" diyerek düzeltme yapmıştı,.
Bu nokta, İskender'in kendi tanrısallığına inanmaya başladığı ve çevresindeki Makedon generallerle arasının açılacağı psikolojik kopuşun miladıdır. Artık o sadece Makedonya Kralı değil, ilahi bir varlıktır.
GAUGAMELA VE ASYA'NIN EFENDİSİ
Mısır dönüşü, MÖ 331'de İskender, Mezopotamya'ya yöneldi. Dareios, Gaugamela ovasında (bugünkü Erbil yakınları) devasa bir ordu toplamış, hatta savaş arabaları rahat hareket etsin diye araziyi düzelttirmişti.
Ay Tutulması ve Psikolojik Harp Savaştan hemen önce, 20 Eylül 331'de gerçekleşen ay tutulması, Babilli astrologlar ve Persler için "kralın düşüşü" anlamına gelen kötü bir alamet olarak yorumlandı. Lendering, Babil kil tabletlerine (Gökbilim Güncesi) dayanarak, bu doğa olayının Pers ordusunun moralini savaştan önce bozduğunu belirtir,.
Savaşın Analizi Gaugamela, İskender'in taktik dehasının zirvesidir. Sayıca çok üstün olan Pers ordusunun kanatlarını açmasını sağlayıp, merkezde oluşan boşluğa bizzat süvarileriyle dalarak Dareios'u hedef aldı. Toz bulutları içinde geçen savaşta, Mazaios'un İskender'in kampını yağmalaması gibi kritik anlar yaşansa da, Dareios'un tekrar kaçmasıyla zafer kazanıldı.
Babil tabletlerinde bu olay sade bir dille anlatılır: "Dünya fatihi hedefine ulaştı... Kralın askerleri krallarını arkada bırakıp kaçtılar".
Babil ve Persepolis: Yıkım ve Saygı Babil'e giren İskender, kendini "Babil Kralı" ilan etti ve Marduk tapınağını onartarak yerel halkın gönlünü aldı,. Ancak Persepolis'e (Perslerin başkenti) ulaştığında, "İntikam Savaşı"nın finalini korkunç bir şekilde yaptı.
Lendering, Persepolis saraylarının yakılmasını iki farklı senaryoyla tartışır:
- Sarhoşluk Anı: Atinalı fahişe Thais'in kışkırtmasıyla, bir içki alemi sırasında çıkan spontane bir yangın.
- Politik Mesaj: İskender'in, Ahameniş gücünün kalbini yok ederek "Eski bitti, yeni efendi benim" mesajını verdiği planlı bir eylem. Lendering, arkeolojik kanıtların (bazı binaların özellikle hedef alınması) planlı bir eyleme işaret ettiğini savunur,.
Dareios'un Sonu ve Bessos'un İdamı Dareios, kendi satrapı Bessos tarafından ihanete uğrayıp öldürüldü. İskender, Dareios'un cesedini bulduğunda ona saygı gösterdi ve katillerini cezalandıracağına yemin etti. Kendini V. Artakserkses ilan eden Bessos'u yakaladığında ise ona Pers usulü (burun ve kulak kesme) vahşi bir ceza uyguladı. Bu, İskender'in artık bir Makedon kralı gibi değil, isyancıları cezalandıran bir Pers Şehinşahı gibi davrandığının kanıtıydı.
DOĞU'NUN KARANLIĞI: KOMPLOLAR VE İÇ HESAPLAŞMA
Gaugamela zaferi ve Darius'un ölümü, İskender'in ordusundaki "ortak amaç" duygusunu zedeledi. Makedon askerleri eve dönmeyi beklerken, İskender onları doğunun bilinmeyen derinliklerine sürüklüyordu. Bu gerilim, İskender'in karakterindeki "despotlaşma" eğilimiyle birleşince kanlı bir iç hesaplaşmaya dönüştü.
Philotas ve Parmenion Vakası: Bir Tasfiye Operasyonu MÖ 330 yılının sonbaharında, orduda "Dimnos Komplosu" olarak bilinen bir suikast girişimi ortaya çıktı. Ancak Lendering'e göre asıl hedef, komplodan haberdar olduğu halde bunu İskender'e bildirmeyen Süvari Komutanı Philotas'tı. Parmenion'un oğlu olan Philotas, kibirli tavırları ve İskender'in başarılarını küçümseyen konuşmalarıyla biliniyordu.
İskender, bu ihmali bir fırsata çevirdi. Philotas, Makedon geleneklerine aykırı olarak, işkence altında sorgulandı ve "krala ihanet" suçlamasıyla, ordunun önünde taşlanarak veya mızraklanarak idam edildi. Ancak trajedi burada bitmedi. İskender, Philotas'ın babası, ordunun en saygın ve güçlü generali Parmenion'un, oğlunun ölümünden sonra sadık kalmayacağını hesapladı. "En iyi savunma saldırıdır" mantığıyla, Ekbatana'da bulunan Parmenion'a gizlice suikastçılar gönderdi. Lendering, bu olayı İskender'in politik yaşamındaki en büyük "etik yenilgilerden" biri olarak nitelendirir; zira Parmenion'un suçlu olup olmadığını bilmeden, sırf politik bir risk olduğu için onu ortadan kaldırmıştı. Bu olay, İskender ile "silah arkadaşları" arasındaki güven bağını onarılmaz biçimde zedeledi.
Bessos'un Peşi Sıra: Hindukuş ve Yamyamlık Sınırı İskender, kendini "V. Artakserkses" ilan eden Bessos'u yakalamak için ordusunu kış ortasında Hindukuş Dağları'na (Paropamisos) sürdü. Koşullar o kadar ağırdı ki, askerler açlıktan yük hayvanlarını çiğ çiğ yemek zorunda kaldılar; ateş yakacak odun bile yoktu.
Bessos, İskender'in hızına ve kararlılığına dayanamadı. Kendi adamı Spitamenes tarafından ihanete uğrayıp İskender'e teslim edildi. İskender, Bessos'a Pers geleneklerine uygun, ancak barbarca bir ceza verdi: Burnunu ve kulaklarını kestirdi. Lendering, bu cezanın Perslerde isyancılara uygulanan standart bir prosedür olduğunu, İskender'in burada bir "Yunan Fatihi" gibi değil, meşru bir "Pers Kralı" gibi davrandığını vurgular. Bessos daha sonra idam edilmek üzere Ekbatana'ya gönderildi.
SOGDIANA VE BAKTRIA: GERİLLA SAVAŞI
Spitamenes ve Gayrinizami Harp Bessos'un ortadan kalkması barış getirmedi. Aksine, Spitamenes liderliğindeki yerel halk, İskender'e karşı modern anlamda bir "gerilla savaşı" başlattı. Lendering, düzenli orduların gerilla taktikleri karşısında (bölgeyi %100 kontrol edemezlerse) nasıl çaresiz kaldığını modern örneklerle kıyaslar. Spitamenes, Makedon garnizonlarını vur-kaç taktikleriyle yıprattı ve İskender'in generallerini pusuya düşürüp yok etti. Bu isyan, İskender'in ordusunu bölerek küçük birlikler halinde tüm köyleri yakıp yıkmasına, yani bir "terör ve sindirme" politikasına dönmesine neden oldu.
Branchidae Katliamı: Tarihsel Bir Leke Bu süreçte yaşanan en tartışmalı olaylardan biri, "Brankhosoğulları" (Branchidae) köyünün katliamıdır. Ataları 150 yıl önce Perslere yardım ettiği iddia edilen bu köy halkı, İskender tarafından kadın, çocuk, yaşlı ayırt edilmeksizin kılıçtan geçirildi ve köy haritadan silindi. Lendering, bu olayın İskender propagandistleri tarafından "ataların intikamı" olarak sunulduğunu ancak aslında bir vahşet olduğunu belirtir.
Roksane ile Evlilik: Aşk mı, Siyaset mi? İsyanı bastırmanın yolu kılıçtan değil, yüzükten geçiyordu. İskender, Baktria soylusu Oksyatres'in kızı Roksane ile evlendi. Antik kaynaklar bunu "ilk görüşte aşk" olarak romantize etse de, Lendering bunun saf bir politik hamle olduğunu savunur. İskender, yerel soylularla akrabalık kurarak direnişi içeriden kırmayı hedeflemişti. Bu evlilik, İskender'in Barsine (Artabazos'un kızı ve İskender'in gayrimeşru oğlu Herakles'in annesi) ile olan ilişkisini gölgede bıraktı ve Makedon subayları arasında huzursuzluk yarattı.
Proskynesis Krizi: Tanrılaşma Arzusu İskender, Pers ve Makedon saray protokollerini birleştirmek istiyordu. Perslerin kral önünde yere kapanma/selamlama (proskynesis) adetini Makedonlara da uygulatmak istedi. Ancak Yunanlılar ve Makedonlar için bu hareket sadece tanrılara yapılırdı. Tarihçi Kallisthenes (Aristoteles'in yeğeni), bir ziyafette bu hareketi yapmayı reddederek krizi açığa çıkardı. Lendering, İskender'in bu ret karşısında "bir öpücük eksik kalsın" diyerek durumu geçiştirdiğini ancak Kallisthenes'in biletini o an kestiğini belirtir. Kısa süre sonra "Saray Oğlanları Komplosu" bahanesiyle Kallisthenes tutuklandı ve zindanda öldü.
9. Bölüm
HİNDİSTAN SEFERİ: DÜNYANIN UCUNA YOLCULUK
MÖ 327'de İskender, bakışlarını "dünyanın sonu" olduğuna inandığı Hindistan'a (Pencap) çevirdi.
Mitolojik Bir Yolculuk Makedonlar, Hindukuş'u aşıp İndus Vadisi'ne indiklerinde, gördükleri coğrafyayı kendi mitolojileriyle harmanladılar. Nysa şehrinde sarmaşıklar görünce buranın Dionysos'un doğum yeri olduğuna inandılar ve günlerce süren şarap festivalleri düzenlediler. Aornos Kayası'nı kuşattıklarında, efsanevi kahraman Herakles'in (veya Hint karşılığı Krişna'nın) bile burayı alamadığını duyan İskender, atasıyla rekabet etmek için imkansız denilen bu kaleyi, dağlar arasına toprak yığarak ele geçirdi.
Hydaspes Savaşı: Filler ve Yağmur (MÖ 326) İskender'in son büyük meydan savaşı, Hydaspes Nehri kıyısında Raca Poros'a karşı yapıldı.
- Taktik Deha: Muson yağmurları altında, nehrin karşısına geçmek imkansız görünüyordu. İskender, ordusunu gürültülü manevralarla sürekli hareket ettirerek Poros'u şaşırttı ve bir gece baskınıyla karşıya geçti.
- Filler: Makedonlar ilk kez bu kadar yoğun bir fil birliğiyle (yaklaşık 85-100 fil) karşılaştı. Fillerin yarattığı kaos ve Makedon falanksının disiplini savaşın kaderini belirledi.
- Sonuç: Poros yenildi ancak cesareti İskender'i etkiledi. İskender ona "Sana nasıl davranayım?" diye sorduğunda Poros, "Bir kral gibi" yanıtını verdi. İskender, Poros'u topraklarının yöneticisi olarak görevde bıraktı. Lendering, bu zaferin Makedon propagandasıyla biraz abartıldığını, aslında İskender'in sınırlarını zorlayan bir savaş olduğunu belirtir.
DÖNÜŞ KARARI VE SONUN BAŞLANGICI
Hyphasis'te İsyan: "Yeter Artık!" Zaferden sonra İskender doğuya, Ganj Nehri'ne doğru ilerlemek istedi. Ancak Hyphasis (Beas) Nehri kıyısında, ordu artık dayanamadı. 8 yıldır savaşıyorlardı, muson yağmurları altında çürüyorlardı ve karşılarında devasa Hint ordularının beklediği dedikoduları yayılmıştı. General Coenus, askerlerin sözcüsü olarak İskender'in karşısına çıktı ve "Eve dönelim" dedi. İskender, çadırına kapanıp küsse de, ordunun fikrini değiştiremedi. Kehanetlerin de olumsuz çıkmasıyla (bir yüz kurtarma bahanesi olarak) geri dönüş emri verildi.
Çöl ve Yıkım (Gedrosia) Dönüş yolu, zafer yürüyüşü değil, bir hayatta kalma mücadelesiydi. İskender, donanmasını okyanus kıyısından gönderirken, kendisi orduyla Gedrosia Çölü'ne (bugünkü Belucistan) girdi. Lendering, bu çöl geçişinin lojistik bir felaket olduğunu belirtir. Susuzluk ve sıcak yüzünden binlerce asker ve yük hayvanı telef oldu. İskender, kendisine sunulan bir miğfer dolusu suyu, askerlerinin önünde yere dökerek "Siz içemiyorsanız ben de içmem" mesajı verse de, ordunun büyük bir kısmı bu çölde yok oldu.
Babil'e Dönüş ve Ölüm Ordu perişan halde Karmania'ya ulaştığında, İskender yine "Dionysosvari" bir kutlama alayı düzenledi. Ancak Babil'e döndüğünde (MÖ 323), hem fiziksel hem de ruhsal olarak yıpranmıştı. En yakın dostu ve veziri Hephaestion'un ölümü onu derin bir depresyona sürükledi; Hephaestion için devasa, kule şeklinde bir ölü yakma yığını (pyre) inşa ettirdi ve masrafları imparatorluğun kaynaklarını zorladı.
Keldani kahinlerin uyarılarına rağmen Babil'e giren İskender, yeni sefer planları (Arabistan) yaparken hastalandı. Lendering, Kraliyet Güncesi'ne dayanarak, hastalığın aşırı içki tüketimiyle tetiklenen bir süreç olduğunu, ancak zehirlenme ihtimalinin de (özellikle Antipater ve oğulları tarafından) o dönemde ciddi şekilde konuşulduğunu belirtir.
11 Haziran MÖ 323 akşamı, henüz 32 yaşındayken, konuşma yetisini kaybeden "Dünya Fatihi", generallerinin "Krallığı kime bırakıyorsun?" sorusuna fısıltıyla şu cevabı verecekti: "En güçlünüze" (veya Kratistoi / Krateros'a). Bu muğlak cevap, imparatorluğu 40 yıl sürecek kanlı bir iç savaşa sürükleyecekti.
MİRAS VE KAOS: "CENAZE OYUNLARI"
İskender'in Babil'deki ölümü (11 Haziran MÖ 323), tarihin en büyük imparatorluklarından birini başsız bıraktı. Lendering'in aktardığına göre, Vulgata kaynakları İskender'in ölmeden hemen önce "Krallığını kime bırakıyorsun?" sorusuna "En güçlünüze" (Kratistoi) cevabını verdiğini yazar. Ancak Arrhionos ve diğer kaynaklar, İskender'in aslında "Krateros'a" demiş olabileceğini, ancak hastalığın etkisiyle kelimelerin birbirine karıştığını ima eder. Sonuç ne olursa olsun, bu belirsizlik, imparatorluğu "Cenaze Oyunları" adı verilen kanlı bir iç savaşa sürükledi.
Babil'de İktidar Mücadelesi İskender son nefesini verirken mühür yüzüğünü başveziri Perdikkas'a teslim etmişti. Ancak Perdikkas'ın otoritesi hemen sorgulandı. Babil'de generaller ve askerler arasında tehlikeli bir bölünme yaşandı:
- Süvariler ve Aristokratlar: Perdikkas ve Ptolemaios önderliğindeki bu grup, Roksane'nin doğacak çocuğunu (eğer erkekse) beklemeyi ve bir naip konseyi kurmayı önerdi.
- Piyadeler (Falanks): Meleagros önderliğindeki sıradan askerler, İskender'in zihinsel engelli üvey kardeşi Arrhidaios'un kral ilan edilmesini istedi. Onlar için hanedan kanı, doğmamış bir bebekten daha önemliydi,.
Sonuçta kanlı bir uzlaşı sağlandı. Arrhidaios, "III. Philippos" adıyla kral ilan edildi; doğacak çocuk (IV. İskender) da ona ortak olacaktı. Ancak gerçek güç Perdikkas'ın elinde kaldı. Bu "uzlaşı", piyade lideri Meleagros'un kısa süre sonra Perdikkas tarafından tasfiye edilip öldürülmesiyle bozuldu.
İmparatorluğun Parçalanması Lendering, İskender'in kurduğu yapının aslında ne kadar kırılgan olduğunu vurgular. İskender'in ölümünden sadece iki buçuk yıl sonra, 320 yılında generaller (Diadohlar) birbirine girdi. Perdikkas, imparatorluğu bir arada tutmaya çalışsa da, Mısır'a vali olarak atanan Ptolemaios'un İskender'in naaşını kaçırması ipleri kopardı. Perdikkas, Mısır seferinde Nil Nehri'ni geçmeye çalışırken başarısız oldu ve kendi subayları tarafından çadırında hançerlenerek öldürüldü,.
Onun ölümüyle merkezi otorite tamamen çöktü. 301 yılındaki İpsos Savaşı'na gelindiğinde imparatorluk resmen üç ana parçaya bölündü:
- Mısır: Ptolemaios hanedanı.
- Asya (Suriye-İran): Selevkos hanedanı.
- Makedonya ve Yunanistan: Antigonid hanedanı (Kassandros ve ardılları).
İskender'in soyu ise bu güç savaşında kurudu. Annesi Olympias, eşi Roksane ve oğlu IV. İskender, iktidar hırsı içindeki generaller (özellikle Kassandros) tarafından acımasızca öldürüldü.
SONUÇ
Jona Lendering, kitabın finalinde İskender'i romantik bir kahraman veya vizyoner bir filozof olmaktan ziyade, pragmatik ve bazen de çaresiz bir "savaş adamı" olarak analiz eder.
- Yönetim Başarısızlığı ve Kaçış Olarak Savaş Lendering'e göre İskender, askeri bir dahi olmasına rağmen, siyasi ve idari sorunları çözmekte zorlanmıştır. Curtius Rufus'un analizine katılan yazar, İskender'in karmaşık yönetsel problemlerle (Makedonlar ve Persler arasındaki gerilim gibi) yüzleşmek yerine, sürekli yeni savaşlar çıkararak bu sorunlardan "kaçtığını" savunur. İskender, barış ve huzur tesis etmekten çok, ne pahasına olursa olsun savaşmaya odaklıydı. Yönetim krizleri baş gösterdiğinde (örneğin askerlerin isyanı veya proskynesis krizi), İskender çözümü Hindistan'a veya Arabistan'a sefer düzenlemekte bulmuştur.
- "İnsanlığın Birliği" Miti Tarihçiler uzun süre İskender'in "Doğu ve Batı'yı birleştirme" vizyonuna (homonoia) sahip olduğuna inandılar. Lendering ise bu durumun bilinçli bir politikadan ziyade, zorunluluktan doğan bir sonuç olduğunu belirtir. İskender, imparatorluğu yönetmek için Pers aristokrasisine muhtaçtı. Yunan yaşam biçimini yaymaya çalışsa da (kurduğu şehirler ve tapınaklar aracılığıyla), Doğu ve Batı arasındaki kültürel uçurumu (Doğu'nun mutlak itaat kültürü ile Batı'nın "eşitler arası birinci" kral anlayışı) asla tam olarak kapatamadı. İskender, ne tam bir Makedon kralı ne de tam bir Pers Şehinşahı olabildi; iki dünya arasında sıkışıp kaldı,.
- Yıkım ve Miras Lendering, İskender'in fetihlerinin maliyetine de dikkat çeker. Thebai'den Persepolis'e, Gazze'den Hindistan'daki katliamlara kadar, İskender'in yolu kan ve yıkımla döşelidir. Ancak paradoksal bir şekilde, bu yıkım süreci, Akdeniz'den İndus'a kadar uzanan bölgede "Hellenistik" adı verilen yeni bir kültürel ve ekonomik bütünlüğün doğmasını sağlamıştır. Ticaret yollarının açılması, ortak dil (Yunanca) ve kültür alışverişi, İskender'in planladığından çok, olayların doğal akışıyla gerçekleşen bir sonuçtur.
Kapanış Notu Büyük İskender, Lendering'in perspektifinde, sadece zafer kazanan bir komutan değil, aynı zamanda kendi başarısının kurbanı olan, tanrısallık sanrıları ile paranoya arasında gidip gelen, çözemediği sorunları kılıcıyla kesip atan trajik ve karmaşık bir figürdür. 33 yaşında Babil'de son nefesini verdiğinde, geride birleştirdiği değil, parçalanmaya hazır ve yorgun bir dünya bırakmıştır.
