Roman, gerçek bir tarihi olaydan, Alman kaşif Ludwig Leichhardt'ın 1848'de Avustralya'nın iç kesimlerinde kayboluşundan esinlenmiştir. Hikaye, Johann Ulrich Voss adında, hırslı, insanlardan nefret eden, tuhaf ve kaba bir Alman'ın 1845 yılında Sidney'e gelmesiyle başlar. Voss'un amacı, haritalarda boş olan Avustralya'nın iç kısmını yürüyerek geçmektir. Ancak onun asıl amacı coğrafi keşif değil, kendi iradesini (Will) bu zorlu topraklara kabul ettirmek, bir nevi Tanrılaşmaktır.
Voss, keşif gezisinin sponsoru olan Bay Bonner'ın evinde, Bonner'ın yeğeni Laura Trevelyan ile tanışır. Laura da Voss gibi zeki, gururlu, ateist ve toplum dışıdır. İkili arasında çok kısa sürede tuhaf, sessiz ama çok derin bir çekim oluşur. Birbirlerinde "kendi ruhlarını" görürler. Voss yola çıkmadan önce, Laura ile aralarında resmi olmayan ama ruhsal bir nişan gerçekleşir.
Voss, topladığı uyumsuz bir ekiple (eski bir mahkum olan Judd, şair Le Mesurier, saf Harry Robarts, kuş bilimci Palfreyman vb.) Sidney'den ayrılır ve "Outback"e, yani hiçliğin ortasına dalar. Medeniyetten uzaklaştıkça, doğa şartları acımasızlaşır. Kuraklık, sel, açlık ve hastalık ekibi kırıp geçirir.
Bu süreçte roman iki paralel kolda ilerler: Çölde Voss ve ekibinin fiziksel çöküşü; Sidney'de ise Laura'nın sosyal hayatı. Ancak Laura ve Voss arasında mistik, telepatik bir bağ kurulur. Voss çölde acı çekerken, Laura Sidney'deki odasında aynı acıyı hisseder, onunla rüyalarında konuşur. Laura, Voss'un "kibrini" kırması ve "insan olduğunu" kabul etmesi için ona ruhsal rehberlik yapar. Voss kendini Tanrı sanırken, Laura ona "Sadece insan olduğunda Tanrı'ya yaklaşabilirsin" mesajını verir.
Keşif ekibi sonunda bölünür. Basit ama pratik bir adam olan eski mahkum Judd, Voss'un deliliğine isyan eder ve grubun bir kısmını alıp geri döner (ancak çölde kaybolurlar). Voss, sadık kalanlarla birlikte yola devam eder ancak Aborjin yerlileri tarafından etrafları sarılır. Voss, açlık ve hastalıktan tükenmiş haldeyken, nihayet kibrini yener, Laura'nın dediği gibi "alçakgönüllülüğü" kabul eder. Yerliler tarafından ritüelistik bir şekilde (kafasını keserek) öldürülür. Bu sırada Sidney'de Laura "beyin humması" geçirir, o öldüğü an Laura'nın ateşi düşer ve iyileşir.
Yıllar sonra, Voss'un heykeli dikilirken Laura artık yaşlanmış, saygın bir okul müdiresi olmuştur. Herkes Voss'un cesedini veya mezarını sorarken, Laura o ünlü cevabı verir: "Voss ölmedi. O hala orada, çölde. O artık bu toprağın kendisi oldu. Bilgi, coğrafi bir mesele değildir."

