Kökenler ve Devletin Kuruluşu (Tarih Öncesinden 15. Yüzyıla)
Tarih Öncesi ve Keltler Portekiz’in köklü bir yerleşim tarihi vardır ve bölgede ilk hominidler olan arkaik homo antecessor‘dan sonra Neandertaller ve modern insanın atası sayılan Cro-Magnon insanları yaşamıştır. 1999 yılında Lizbon’un kuzeyinde Neandertal ve Cro-Magnon insanlarının bölgede bir arada yaşadığını gösteren Paleolitik bir iskelet keşfedilmiştir. M.Ö. 15000 civarına tarihlenen ve hayvan figürlerinin önemli bir rol oynadığı ilk mağara çizimleri günümüze kadar ulaşmıştır. Avcı-toplayıcı yaşamdan evcilleştirme ve yoğun tarıma geçişle birlikte, M.Ö. 5000 civarında Aşağı Tagus Vadisi’ndeki tepelerde ilk kalıcı köyler kurulmaya başlanmıştır. Portekiz’in bilinen ilk yerli halkı Geç Tunç Çağı’nda yaşayan ve Orta Portekiz’e yerleşen Estrimnios (Oestrimni) halkıdır. Demir Çağı ise, yaklaşık M.Ö. 700 yılında Pireneleri geçerek bölgeye gelen Keltlerin surlarla çevrili sağlam tepelik köyler inşa etmesiyle gelişmiştir.
Roma Egemenliği Romalılar bölgeye geldiklerinde gücü göstermek, otorite sağlamak ve malların dolaşımını kolaylaştırmak amacıyla büyük yollar ve köprüler inşa etmişlerdir. Bracara Augusta (Braga) ve Olisipo (Lizbon), bu dönemde önemli yol kavşakları ve yerleşim merkezleri haline gelmiştir. Ancak Roma’nın ve ardından İspanyol destekli güçlerin bölgedeki hakimiyeti yerel halk tarafından pek hoş karşılanmamıştır.
Mağribi (Müslüman) Egemenliği 711 yılında Cebelitarık Boğazı’nı aşan Mağribiler, kısa sürede İberya’nın büyük bir kısmını ele geçirmişlerdir. Cördoba’daki Emevi halifeliği tarafından yönetilen Müslüman İspanya dönemi, özellikle 10. yüzyılda altın çağını yaşamıştır. Bu İslami yönetim altında Lizbon (Al Ushbuna) ve Silves gibi şehirler gelişmiş, Lizbon’da günümüzde “Alfama” olarak bilinen bölgenin adı, Mağribi dilinde kaplıcalar anlamına gelen “alharma” kelimesinden türemiştir.
Reconquista ve Bağımsız Portekiz’in Doğuşu Kuzeydeki Hıristiyan beyliklerin güneye doğru başlattığı Reconquista (Yeniden Fetih) süreciyle birlikte bağımsız bir Portekiz’in temelleri atılmıştır. 868 yılında Douro nehrinin kuzeyini fetheden Vímara Peres, ilk Portekiz Kontu seçilmiş ve Guimarães’i kurmuştur. Portekiz ismi, Douro halicindeki Portus ve Cale Roma yerleşimlerinin birleşimi olan Portucale kelimesinden gelmektedir.
Gerçek bağımsızlık mücadelesi, Afonso Henriques’in (I. Afonso) 1128’de annesi Teresa’yı São Mamede Savaşı’nda yenerek yönetimi ele almasıyla başlamıştır. Afonso, 1139’da Ourique’de Mağribilere karşı büyük bir zafer kazanmış ve 1143’te Zamora Antlaşması ile kuzeni olan Leon ve Kastilya Kralı’na Portekiz’in bağımsız egemenliğini kabul ettirmiştir. 1. Afonso, İngiliz haçlıların da büyük desteğiyle 1147’de Lizbon’u Mağribilerden geri almış ve sınırları güneye doğru genişletmiştir. Bu bağımsızlık, 1179 yılında Papa III. Alexander tarafından resmen tanınmıştır.
Aviz Hanedanı ve Genişlemenin Ayak Sesleri 1385 yılında Coimbra’da toplanan parlamento (cortes), I. John’u kral ilan ederek Aviz Hanedanı’nı kurmuştur. Aynı yıl gerçekleşen Aljubarrota Savaşı’nda, İngiliz okçularının da yardımıyla Kastilya ordusuna karşı kazanılan kesin zafer, Portekiz’in bağımsızlığını Kastilya tehdidine karşı teminat altına almıştır. I. John’un 1415 yılında Kuzey Afrika’daki Ceuta’yı (Fas) ele geçirmesi ise, Portekiz’in okyanusları aşacak olan küresel keşifler ve genişleme çağının ilk adımını oluşturmuştur.
Keşifler Çağı ve Küresel Bir İmparatorluğun Yükselişi (1415 – 1580)
Okyanuslara Açılış ve Yeni Gemilerin Gelişimi Portekiz’in balıkçılığa ve denizciliğe verdiği büyük önem, coğrafi konumuyla birleşerek İber Yarımadası’nda Atlantik potansiyelini ilk değerlendiren ülke olmasını sağlamıştır. 1415 yılında Kuzey Afrika’daki Ceuta’nın ele geçirilmesiyle başlayan bu yayılma süreci, deniz aşırı bir imparatorluğun ilk adımı olmuştur. Portekizliler uzak mesafeleri aşabilmek için, ağır ve büyük yük taşıyabilen nau tipi gemilerin yanı sıra, kıyı keşifleri için ideal, hızlı ve manevra kabiliyeti yüksek karavela tipi gemileri icat ettiler. Daha sonra bu gemileri geliştirerek, hem hızlı gidebilen hem de ağır silahlar taşıyabilen okyanus kalyonlarını ürettiler. Denizci (Prens) Henry’nin teşvikiyle Afrika’nın batı kıyıları boyunca ilerleyen Portekizliler; 1419’da Madeira’yı, 1427’de Azor Adaları’nı ve 1456’da Yeşil Burun Adaları’nı keşfettiler.
Vasco da Gama, Hindistan Yolu ve Brezilya’nın Keşfi Portekiz’in küresel bir süper güç haline gelmesini sağlayan en büyük atılım, Vasco da Gama’nın 1497’de Lizbon’dan yola çıkarak Ümit Burnu’nu aşması ve 1498’de Hindistan’ın Kalikut limanına ulaşmasıdır. Portekiz Kralı I. Manuel, bu seyahat sayesinde Avrupa-Asya arasındaki baharat ticaretini karayolundan ve Akdeniz’den alıp, doğrudan kendi tekelindeki okyanus rotasına yönlendirmeyi hedeflemiştir. Hindistan’a varıştan sadece iki yıl sonra, 1500’de Pedro Alvares Cabral komutasındaki donanma Brezilya kıyılarına ulaşarak Portekiz İmparatorluğu’nun sınırlarını Güney Amerika’ya kadar genişletmiştir. Brezilya’da şeker sanayisinin kurulması ve Afrika’dan getirilen kölelerin çalıştırıldığı devasa çiftlik sistemi, bu yeni imparatorluğun ticari ağını okyanuslar ötesine taşımıştır.
Dini Misyon ve Jerónimos Manastırı Portekiz’in bu denizaşırı genişlemesinde ekonomik saikler kadar dini hedefler de belirleyici olmuştur; zira Portekizliler kendilerini Hıristiyanlığın ve inancın savunucuları olarak görüyorlardı. Vasco da Gama’nın donanması Hindistan’a ulaştığında, yerlilerin “Burada ne işiniz var?” sorusuna verdikleri “Hıristiyanları ve baharatı bulmaya geldik” yanıtı, imparatorluğun temel motivasyonunu özetliyordu.
Keşiflerin ülkeye akıttığı devasa zenginlik, Portekiz’de “Manuelin” mimarisi adı verilen eşsiz ve gösterişli bir sanat tarzının doğmasına yol açtı. Bu ihtişamın en büyük sembolü, Kral Manuel tarafından 1502-1572 yılları arasında Lizbon’un Belém semtinde inşa ettirilen Jerónimos Manastırı’dır. Hindistan’a giden yeni deniz rotasının anısına inşa edilen bu görkemli yapıda, okyanusları aşan Vasco da Gama’nın ve Portekiz’in keşiflerini Os Lusíadas adlı destanında ölümsüzleştiren şair Luís Vaz de Camões’in mezarları bulunmaktadır.
Okyanuslarda İki Dev: Portekiz ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Çarpışması
Keşifler Çağı ile okyanuslara açılan ve baharat ticaretini Ümit Burnu üzerinden Lizbon’a yönlendirmek isteyen Portekiz, 16. yüzyılın başlarında karşısında Doğu Akdeniz, Kızıldeniz ve Basra Körfezi’ni kontrol eden Osmanlı İmparatorluğu’nu buldu. Bu iki emperyal güç, Asya sularında hem ticari zenginlik hem de dini/ideolojik (İslam’a karşı Hıristiyanlık) motivasyonlarla büyük bir hakimiyet mücadelesine girişti,. Portekiz kaynaklarında Osmanlılar, okyanusta ve Asya sularında genellikle Doğu Roma mirasını devraldıkları için “Rumes” (Rumiler), Akdeniz’de ise “Turcos” (Türkler) olarak adlandırılıyordu,.
Büyük Okyanus Seferleri ve Çarpışmalar Osmanlılar, Hint Okyanusu’ndaki Müslümanlara yardım etmek ve Portekiz tehlikesini bertaraf etmek için Süveyş tersanesinde devasa donanmalar inşa ettiler,. Bu mücadelelerin en çarpıcı olanları şunlardır:
- 1538 Diu Kuşatması: Mısır Beylerbeyi Hadım Süleyman Paşa komutasında, 70’i aşkın gemi ve 20.000 civarında personelle Süveyş’ten yola çıkan Osmanlı donanması, okyanusa açılmış en büyük İslam donanmasıydı,. Süleyman Paşa, yol üzerinde Aden’i kurnazlıkla ele geçirip yerel şeyhi gemi direğinde astırdıktan sonra Hindistan’ın Diu kalesine ulaştı,. Ancak Portekizli komutan António da Silveira’nın inatçı savunması, Güceratlı müttefiklerle yaşanan anlaşmazlıklar ve Portekiz ana donanmasının yardıma geldiği söylentisi üzerine Osmanlılar kuşatmayı kaldırarak geri çekilmek zorunda kaldı,. Bu sefer Hindistan’da kesin bir zafer getirmese de, Yemen ve Aden’in Osmanlı vilayeti olmasını sağladı.
- 1552 Hürmüz Kuşatması ve Piri Reis’in Sonu: Ünlü denizci ve haritacı Piri Reis, 1552’de 25 kadırga ve 4 kalyonla Süveyş’ten denize açıldı. Maskat’ı Portekizlilerden alıp yağmaladıktan sonra Basra Körfezi’nin girişindeki stratejik Hürmüz kalesini kuşattı. Ancak kaleyi düşüremeyen Piri Reis, elde ettiği ganimetlerle Basra’ya çekildi ve donanmayı orada bırakıp Süveyş’e döndü. Bu hamlesi, Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle idam edilmesine (maktul düşmesine) yol açtı,.
- Seydi Ali Reis ve Bahreyn (1554-1559): Piri Reis’in Basra’da bıraktığı donanmayı geri getirmekle görevlendirilen Seydi Ali Reis, 1554’te Portekiz donanmasıyla şiddetli çarpışmalara girdi. Fırtınalara yakalanan donanma Hindistan’ın Gücerat kıyılarına (Daman) sürüklendi ve Seydi Ali Reis karayoluyla yıllar süren bir yolculuktan sonra ülkesine dönebildi. 1559’da Lahsa Beylerbeyi Mustafa Paşa’nın Bahreyn’i Portekizlilerden almak için düzenlediği kuşatma ise Osmanlılar adına tam bir trajediyle ve komutanın ölümüyle sonuçlandı,.
Nafile Barış Çabaları ve Diploması Savaşların ticarete zarar verdiğini gören iki imparatorluk zaman zaman diplomasi yolunu da denedi. Kanuni Sultan Süleyman ile Portekiz Kralları III. Dom Joao ve Dom Sebastiao arasında elçiler gidip geldi,. Sultan Süleyman’ın 1563 tarihli “Name-i Hümayun”larında tüccarların serbestçe dolaşması, “emn ü eman” (güvenlik) ve “sulh u salah” (barış) tesis edilmesi isteniyordu,. Ancak Portekizlilerin baharat tekelini ellerinde tutma ısrarı ve Osmanlı’nın Hindistan deniz yolundaki iddiaları sebebiyle bu diplomatik girişimler kalıcı bir sonuca ulaşamadı,,.
Portekizli Seyyahlar, Kuryeler ve Casuslar Ümit Burnu üzerinden yapılan okyanus yolculuğu (Carreira da Índia) aylar sürüyor ve tehlikeler (fırtınalar, hastalıklar) barındırıyordu. Bu nedenle birçok Portekizli kurye, tacir ve misyoner, Hindistan’dan Avrupa’ya ulaşmak için Osmanlı topraklarından (Basra, Bağdat, Halep, İskenderiye) geçen karayolunu tercih etti,.
- António Tenreiro: 1523-1529 yılları arasında Hürmüz’den yola çıkıp İran üzerinden Diyarbakır, Urfa, Birecik, Halep ve Kahire’ye kadar Osmanlı coğrafyasını gezdi. Casusluk şüphesiyle zaman zaman zincire vurulan Tenreiro, Şam’ı “yeryüzünün cenneti” olarak tanımlamış, Kahire’deki hac hazırlıklarını ve kuluçka fırınlarında civciv üretimini detaylarıyla anlatmıştır,,,.
- Mestre Afonso (1565): Bir hekim olan Afonso, Ermeni veya Venedikli bir papaz kılığına girerek Anadolu’yu geçmiş; Diyarbakır, Urfa, Birecik ve Halep üzerinden Venedik’e ulaşmıştır,.
- Manuel Godinho (1663): Basra’dan Halep’e uzanan tehlikeli çöl yolculuğunu kaleme alan Godinho; kaplan saldırıları, bedevi (Arap) baskınları ve susuzluk gibi büyük zorlukları atlatmış, Halep’teki Kalenderi ve Torlak dervişlerinin yaşamlarına kadar pek çok detayı kaydetmiştir,,,.
Okyanuslarda başlayan askeri ve ticari mücadele, Ortadoğu’nun kızgın çöllerinde diplomatik mektuplarla ve seyyahların gizemli yolculuklarıyla iç içe geçmişti.
İspanyol Tahakkümü, Restorasyon ve Barok Dönemi (1580 – 1750)
Alcácer-Quibir Bozgunu ve İspanyol Tahakkümü (İber Birliği) Portekiz’in altın çağı, 1578 yılında okyanus ötesinden ziyade Kuzey Afrika’da alınan ağır bir darbeyle sarsıldı. Avis hanedanının son kralı olan Kral Sebastian, Fas’taki Alcácer-Quibir savaşında feci bir katliamda hayatını kaybetti. Kralın varissiz ölümüyle Portekiz tahtsız kaldı ve ülke İspanyolların egemenliği altına girerek bağımsızlığını kaybetti. “İber Birliği” olarak adlandırılan bu dönemde, özellikle 1620’lerde ve 1630’larda İspanya’nın aralıksız devam eden savaşları (Fransa ve Hollanda ile) Portekiz üzerinde ağır mali talepler ve yıkıcı baskılar yarattı. Tarımsal verimliliğin azaldığı, durgun bir ekonomide istenen ağır vergiler halkı isyana sürükledi; nitekim 1628’de ketenden alınan bir vergi nedeniyle Porto’da kadınlar ayaklandı.
1640 Restorasyon Savaşı ve Bağımsızlığın Yeniden Kazanılması İspanya’nın Katalonya’daki isyanlarla ve Fransa ile savaşa odaklanmasını fırsat bilen Portekiz, 1640 yılında gerçekleştirdiği bir darbeyle bağımsızlığını ilan etti. Ancak İspanya Kralı IV. Philip, Portekiz’i kaybetmemeye kararlıydı ve defalarca başarısız saldırılar düzenledi. Portekiz, bağımsızlığını koruyabilmek için 1654’te Oliver Cromwell yönetimindeki İngiltere ile bir antlaşma imzaladı.
Savaşların en kritik anlarından biri 1659’daki Elvas kuşatması ve 8 Haziran 1663’te gerçekleşen Ameixial Muharebesi‘dir. Ameixial’da, İngiliz birliklerinin de desteğini alan Portekizliler, İspanyol ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı; bu savaşta 8.000 ila 10.000 İspanyol askeri öldü veya yaralandı. Bağımsızlığın kesinleşmesiyle kurulan yeni dönemde, İngiltere ile bağlar 1703 Methuen Antlaşması ile daha da güçlendi. Bu antlaşma Portekiz’i İngiliz kumaşına açarken, Portekiz şaraplarına da İngiliz pazarında büyük bir ayrıcalık sağladı ve iki ülke arasındaki siyasi/ekonomik ittifakı perçinledi.
Dönemin Kültürel ve Edebi Yansıması: Portekiz Mektupları 17. yüzyıldaki bu savaşlar ve yabancı askerlerin Portekiz’deki varlığı, dönemin Avrupa edebiyatında yankı bulan unutulmaz bir eserin de doğmasına zemin hazırlamıştır: Portekiz Mektupları (Lettres portugaises). İlk kez 1669’da Fransa’da yayımlanan bu mektuplar, manastıra kapatılmış Mariane (Mariana Alcoforado) adındaki Portekizli bir rahibenin, Portekiz’e gelip onu baştan çıkaran ve sonra başka serüvenler (veya savaşlar) için ülkesine dönen bir Fransız soylusuna/subayına yazdığı beş aşk mektubundan oluşur. Karşılıksız bir aşkın, çaresizliğin, öfke ve kederin olağanüstü bir içtenlikle kaleme alındığı bu mektuplar, yayımlandığı andan itibaren tüm Avrupa’da büyük ilgi görmüş ve “Portekizli” (portugaise) kelimesi uzun süre “ateşli aşk mektubu” anlamında kullanılmıştır. Yüzyıllar boyunca gerçekten bir rahibe tarafından mı yazıldığı yoksa usta bir yazarın (Guilleragues) kurgusu mu olduğu tartışılan bu eser, Portekiz’in bu çalkantılı ve tutkulu Barok döneminin edebi bir simgesi haline gelmiştir.
Krizler, Depremler ve Monarşinin Çöküşü (1750 – 1910)
1755 Lizbon Depremi ve Pombal Dönemi Portekiz tarihi, 1 Kasım 1755’te Azizler Yortusu sırasında eşine az rastlanır bir Avrupa felaketiyle sarsıldı. Richter ölçeğine göre yaklaşık 9 şiddetindeki bu devasa açık deniz depreminin ardından gelen korkunç tsunami ve kiliselerde yanan mumların devrilmesiyle çıkan kontrol edilemez yangınlar Lizbon’u yerle bir etti. Şehirdeki binaların yaklaşık yüzde 85’i yok oldu; bunlar arasında Kraliyet Sarayı, Kütüphane, Kraliyet Hastanesi, Patrikhane, Cizvit Koleji ve Engizisyon karargahı da bulunuyordu. Bu yıkımın ardından ülkenin siyasi ve mimari yeniden inşasını üstlenen en önemli figür Pombal Markisi oldu. Pombal’ın aydınlanmacı ve sert yönetimi altında Engizisyon’un faaliyetleri ve idam cezaları hızla azaldı; nihayetinde 1768’de “Eski” ve “Yeni Hıristiyanlar” arasındaki yasal ayrımlar kaldırılarak toplumsal modernleşme yönünde adımlar atıldı.
Napolyon İşgali ve Kraliyet Ailesinin Brezilya’ya Kaçışı 18. yüzyılın sonu ve 19. yüzyılın başlarında, Avrupa’yı saran Fransa-İngiltere çatışmalarında İngiltere’nin yanında yer alan Portekiz, büyük bir krizin içine çekildi. İspanya’nın 1801’de düzenlediği kısa süreli “Portakal Savaşı”nın ardından, asıl darbe Ekim 1807’de Jean-Andoche Junot komutasındaki Fransız (Napolyon) ordularının işgaliyle geldi. Fransızlar 30 Kasım’da Lizbon’a girdiklerinde, Portekiz çok radikal bir hamle yapmıştı: Kraliçe I. Maria adına naip olan Prens John (João), İngiliz donanmasının koruması altında, halkı şaşkınlık içinde bırakan yaklaşık 15.000 kişilik devasa bir kortejle İmparatorluğun en değerli parçası olan Brezilya’ya kaçtı.
Fransız işgali, İngiliz generali Wellesley (Wellington) komutasındaki İngiliz-Portekiz birliklerinin 1808’de Vimeiro’da ve 1810’da Buçaco’da Fransız ordularını ağır kayıplara uğratarak yenmesiyle ancak durdurulabildi.
- Yüzyıl Krizleri, Rotativizm ve Çöküş İşgallerden ve savaşlardan yorgun çıkan Portekiz, 19. yüzyıl boyunca anayasal ve siyasi istikrarsızlıklarla boğuştu. Bu dönemde siyaset, biri daha muhafazakar diğeri ise daha az liberal olan iki grup arasında sürekli gidip gelen ve Rotativizm adı verilen sık ve istikrarsızlaştırıcı bir modelle işliyordu.
Ekonomik ve toplumsal tablo ise çok daha karanlıktı. 19. yüzyılın sonlarındaki küresel ekonomik sorunlar ülkeyi derinden sarstı; Yeni Dünya’dan gelen tahıl ve et rekabeti Portekiz tarımını ezerken, sanayi ve denizcilik de yabancı rekabet karşısında çöktü. Vergi gelirleri ve istihdam ağır darbe aldı. Büyük şehirlerin uzağındaki kırsal ve küçük kasabalarda ezici bir yoksulluk, yetersiz ekonomik kalkınma ve yaygın bir muhafazakarlık hakimdi.
Portekiz’in altın çağlarından uzaklaşıp içine düştüğü bu çöküş ve gerileme hissi, dönemin edebiyatına da yansıdı. Usta realist yazar Eça de Queirós, 1888’de yayımlanan Os Maias romanında ülkenin düşüşünü, yozlaşmayı ve kurumsal çürümüşlüğü son derece eleştirel bir dille resmederek 19. yüzyıl Portekiz toplumunun adeta bir panoramasını sundu. Tüm bu ekonomik darboğaz ve siyasi krizler, 20. yüzyılın başında monarşinin sonunu getirecek olan ortamı hazırladı.
20. Yüzyıl: Diktatörlük, Sömürge Savaşları ve Karanfil Devrimi (1910 – Günümüz)
Cumhuriyetin İlanı, İstikrarsızlık ve Salazar Diktatörlüğü Portekiz’de 1910 yılında monarşinin devrilmesiyle Birinci Cumhuriyet ilan edildi. Ancak cumhuriyet dönemi siyasi istikrarsızlıklar ve krizlerle geçtiği için 1926 yılında bir askeri darbe yaşandı ve ardından General Carmona iktidarı ele geçirdi. Ağır bir kamu borcu altında ezilen ülkeyi toparlaması için 1928’de Maliye Bakanı, 1932’de ise Başbakan olarak atanan António de Oliveira Salazar, 1933 anayasası ile Estado Novo (Yeni Devlet) adını verdiği korporatist ve otoriter bir rejimin kurucusu oldu. Katolik Kilisesi ile sıkı bağlar kuran bu rejim; PIDE adı verilen acımasız gizli polis teşkilatı, katı sansür kuralları ve siyasi muhalifleri yeşil burun adalarındaki (Tarrafal) ölümcül kamplara sürmesiyle ayakta kaldı.
Sömürge Savaşları ve Çöküşün Hazırlanışı İkinci Dünya Savaşı sonrasında tüm dünyada sömürgecilik biterken Portekiz, “keşif ve uygarlaştırma misyonu” söylemine sığınarak Afrika’daki topraklarını (Angola, Mozambik, Gine-Bissau) bırakmayı reddetti. 1961’de patlak veren ve tam 13 yıl süren sömürge savaşları, ulusal bütçenin yarısını yuttu, binlerce insanın hayatına mal oldu ve uluslararası alanda Portekiz’i yalnızlığa itti. Yüz bin gencin savaşmak istemeyerek ülkeden kaçtığı bu uzun ve yıpratıcı savaşlar, alt rütbeli subaylar arasında rejime karşı büyük bir öfke birikmesine yol açtı.
25 Nisan 1974 Karanfil Devrimi Savaşı bitirmek ve ülkeyi özgürleştirmek isteyen Silahlı Kuvvetler Hareketi (MFA), 25 Nisan 1974’te kansız bir darbeyle diktatörlüğü yıktı. Darbe sırasında askerlerin tüfek namlularına halk tarafından kırmızı karanfiller takıldığı için bu tarihi olay Karanfil Devrimi olarak anıldı. Devrimle birlikte siyasi tutuklular serbest bırakıldı, gizli polis teşkilatı kaldırıldı, basına özgürlük getirildi ve Salazar’ın halefi olan Caetano Brezilya’ya sürgüne gönderildi. Yeni rejim, sömürgeciliğe kesin olarak son vererek Afrika’daki sömürgelerin bağımsızlıklarını derhal tanıdı.
Modern Demokrasiye Geçiş ve Avrupa Entegrasyonu Karanfil Devrimi’ni izleyen ilk yıllar, sol ve sağ gruplar arasındaki şiddetli siyasi çekişmeler, toprak işgalleri ve devrimci bir kargaşayla geçse de, Portekiz zamanla demokratik yapısını oturtmayı başardı. 1986 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu’na (bugünkü Avrupa Birliği) tam üye olunması, ülkenin kaderini değiştirdi. AB fonları sayesinde sayısız yeni yol ve köprü inşa edildi, ekonomi dışa açıldı ve büyük bir modernizasyon hamlesi başlatıldı.
- yüzyılın sonu ve 21. yüzyılın başlarında Portekiz toplumu muhafazakar geçmişinden sıyrılarak kürtajın yasallaşması (2007), boşanma haklarının genişletilmesi ve uyuşturucu kullanımının hapis cezası kapsamından çıkarılarak (2001) bir halk sağlığı sorunu olarak ele alınması gibi çok ileri sosyal reformlara imza attı. 1999’da Euro bölgesine katılan ülke, 2011 yılında patlak veren küresel borç krizinden derinden etkilenip ağır kemer sıkma politikaları uygulamak zorunda kalsa da krizleri atlatmayı bildi. Günümüzde Portekiz, demokratik kurumları kökleşmiş, Avrupa Birliği ile bütünleşmiş ve 2016 Avrupa Futbol Şampiyonası zaferi gibi başarılarla ulusal gururunu yeniden inşa etmiş modern bir Avrupa devletidir.

