Coğrafi ve Jeopolitik Morfoloji Güneybatı Afrika’da, Atlantik Okyanusu’na açılan geniş bir cepheye sahip devasa bir ülkedir. Kuzeyde ve doğuda Demokratik Kongo Cumhuriyeti (KDC), doğuda Zambiya, güneyde ise Namibya ile sınırdaştır. Ülkenin jeopolitik karakterini belirleyen en sıra dışı coğrafi unsur, anakaradan Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin dar bir kara parçasıyla fiziksel olarak koparılmış olan Cabinda eksklavıdır (dış bölge). Ülke petrolünün çok büyük bir kısmı bu küçücük ve coğrafi olarak yalıtılmış bölgeden çıkarılır, bu da Cabinda’da ayrılıkçı bir isyanın on yıllardır sürmesine neden olmaktadır. Topografik olarak dar bir kıyı şeridinin ardından aniden yükselen ve ülkenin içlerine doğru uzanan devasa ve verimli bir yüksek plato (Bie Platosu) yapısına sahiptir.
Makroekonomi ve Üretim Modeli Angola ekonomisi, ekonomi-politik literatüründeki “Hollanda Hastalığı” (Dutch Disease) ve “Kaynak Laneti” kavramlarının dünya üzerindeki en kusursuz ve en acımasız laboratuvarıdır. Sahra Altı Afrika’nın Nijerya ile birlikte en büyük petrol üreticisidir ve ayrıca devasa elmas rezervlerine sahiptir. Ancak bu muazzam yeraltı zenginliği, ekonominin diğer tüm kollarını (tarım ve sanayi) çürütmüş; ülkeyi yalnızca petrolden elde edilen rantın dağıtıldığı, tamamen dışa bağımlı bir “petro-devlet” haline getirmiştir.
Devlet petrol şirketi Sonangol, ekonominin tüm kılcal damarlarını elinde tutar. Bu yapı, başkent Luanda’yı dünyanın en pahalı şehirlerinden biri haline getirirken (lüks gökdelenler ve Porsche bayileri), nüfusun çoğunluğunu teneke mahallelerde (musseques) temiz sudan yoksun bir sefalete mahkum etmiştir. Son on beş yılda Batı finansmanından ziyade, petrole karşılık altyapı inşa etme (Angola Modeli) stratejisiyle Çin’in Afrika’daki en büyük borçlusu ve stratejik ortağı konumuna gelmiştir.
Demografik ve Etnografik Yapı Yaklaşık 35 milyonluk nüfusu, yüksek doğurganlık oranlarıyla Afrika’nın en hızlı büyüyen demografilerinden biridir. Etnik yapı, sömürgeci sınırların zorla bir araya getirdiği üç büyük gruptan oluşur: Ortadaki platolarda yaşayan ve en kalabalık grup olan Ovimbundu (%37), başkent Luanda çevresinde yoğunlaşan ve devlet bürokrasisini kontrol eden Mbundu (%25) ve kuzeydeki Bakongo (%13) halkları. Bu etnik bölünme, sadece kültürel bir ayrıntı değil, ülkenin siyasi tarihinde milyonlarca insanın ölümüne neden olan çatışmaların ana sosyolojik zeminidir. Ayrıca kıtadaki en güçlü Mestiço (Afrika ve Portekiz karışımı melez) nüfuslarından birine sahiptir ve bu grup tarihsel olarak aydın sınıfını oluşturmuştur.
Siyasi ve Sosyolojik Dinamikler Angola sosyolojisini anlamak için, yakın tarihinin üzerine inşa edildiği “kan ve travmayı” idrak etmek şarttır. 1975’te Portekizliler ülkeden çekilir çekilmez, Angola kendini 2002 yılına kadar sürecek ve yarım milyon insanın ölümüne yol açacak korkunç bir iç savaşın içinde bulmuştur. Bu savaş sadece yerel etnik grupların (MPLA ile UNITA) güç mücadelesi değil; Soğuk Savaş’ın küresel aktörlerinin kıtadaki en büyük vekâlet savaşıydı. Bir tarafta Sovyetler Birliği ve Küba ordusu tarafından desteklenen Marksist MPLA; diğer tarafta ABD ve dönemin ırkçı Güney Afrika (Apartheid) rejimi tarafından desteklenen UNITA vardı.
2002’de UNITA lideri Jonas Savimbi’nin öldürülmesiyle savaş bitmiş, kapitalizme entegre olan MPLA hükümeti (özellikle 38 yıl ülkeyi yöneten José Eduardo dos Santos dönemi) ülkeyi devasa bir şantiye ve rant merkezine çevirmiştir. Ancak 27 yıllık savaşın bedeli, toprağın altına gömülmüş milyonlarca kara mayını ve uzuvlarını kaybetmiş on binlerce sivil ampute ile fiziken; derin bir suskunluk, otosansür ve kleptokrasi (hırsızlar yönetimi) ile de ruhen devam etmektedir. Angola edebiyatı; işte bu petrol kuyularının gölgesindeki sefaleti, kaybolan devrimci idealleri ve savaştan arta kalan hafızayı anlatan son derece zengin, melankolik ve lirik bir direniş alanıdır.


