Mark Twain'in klasikleşmiş eseri Huckleberry Finn'in Maceraları, dul Bayan Douglas tarafından evlat edinilen ve "medenileştirilmek" istenen Huck'ın, bu katı ve boğucu kurallara ayak uydurmakta zorlanmasıyla başlar. Eski özgür günlerini, şeker fıçılarında uyuduğu zamanları özleyen Huck, Bayan Watson'ın din ve ahlak derslerinden bunalmıştır.
Arkadaşı Tom Sawyer ile birlikte kurdukları hayali çeteyle ufak tefek oyunlara atılsalar da, Huck'ın hayatı, uzun süredir ortalıkta görünmeyen şiddet eğilimli ve alkolik babasının aniden ortaya çıkmasıyla altüst olur. Oğlunun sahip olduğu define parasına el koymak isteyen babası, Huck'ı kaçırarak nehrin Illinois yakasındaki ıssız bir ormanda bulunan eski bir ahşap kulübeye hapseder.
Babasının eziyetlerine dayanamayan Huck, zekice bir planla kulübeden kaçar, domuz kanı kullanarak kendi cinayetini kurgulayıp izini kaybettirir ve Jackson Adası'na sığınır. Adada, Bayan Watson'ın kendisini sekiz yüz dolara New Orleans'a satacağını duyduğu için kaçan zenci köle Jim ile karşılaşır. Toplumdan kaçan bu iki yoldaş, Mississippi Nehri üzerinde bir salla güneye doğru tehlikeli ama bir o kadar da özgürleştirici bir yolculuğa başlarlar.
Yolculukları boyunca fırtınalarla ve batan vapurlarla yüzleşirler. Kendilerini "Dük" ve "Kral" olarak tanıtan, kasaba kasaba dolaşarak halkı dolandıran iki sahtekârın sallarını gasp etmesiyle olaylar daha da karmaşık ve içinden çıkılmaz bir hal alır.
Bu süreçte Huck, kendisine öğretilen ırkçı ahlak anlayışı ile kalbinin sesi arasında büyük bir içsel çatışma yaşar; kaçak bir köleye yardım ettiği için vicdan azabı çekse de, Jim ile kurduğu derin bağ onu kalbinin sesini dinlemeye iter. Eser, Mississippi Nehri'nin akışı gibi sürükleyici bir tempoda ilerlerken, dönemin Amerikan Güneyi'ndeki kölelik kurumunu, toplumun ikiyüzlülüğünü ve sözde medeniyetin yarattığı çarpıklıkları bir çocuğun saf gözünden eleştirir.
Huck ve Jim'in sal üzerindeki bu kaçış serüveni, sadece fiziksel bir yolculuk değil, aynı zamanda toplumun dayattığı ahlak kurallarından sıyrılarak gerçek özgürlüğe, dostluğa ve vicdani olgunluğa ulaşma çabasını simgeler. Yolculuklarının devamında kahramanlarımızın peşlerindeki tehlikelerden nasıl kurtulacağı ve aradıkları özgürlüğe kavuşup kavuşamayacakları, eserin karanlık sırların eşiğindeki gizemli kurgusunda saklı kalır.

