Giovanni Bellini, Batı resim tarihinde, İtalyan Rönesansı'nın merkez üssünü Floransa'nın rasyonel, matematiksel zihninden alıp, Venedik'in duyusal, atmosferik ve şiirsel iklimine taşıyan epistemolojik bir kopuş noktasıdır. Eğer Floransa sanatı (Masaccio, Brunelleschi, Donatello) dünyayı disegno (desen/çizgi) ve geometri üzerinden tanımlayan zihinsel bir kurguysa; Venedik sanatı, Bellini ile birlikte dünyayı colorito (renk), ışık ve doku üzerinden tanımlayan organik bir deneyime dönüşmüştür. O, salt bir ekolün parçası değil, günümüze kadar uzanan modern "resimsel" (painterly) ifadenin kurucu mimarıdır.
Kariyerinin ilk yılları, dönemin entelektüel ağırlığına sahip eniştesi Andrea Mantegna'nın derin gölgesi altında geçmiştir. Bellini'nin erken dönem eserlerindeki yumurta temperası kullanımı, kayamsı figürler, keskin hatlı kumaş kıvrımları ve acımasız lineer perspektif, doğrudan Mantegna'nın heykelsi ve antikiteye öykünen üslubunun bir yansımasıdır. Ancak aynı konuyu (Bahçede Izdırap / Orazione nell'orto) işledikleri tablolar karşılaştırıldığında fark derhal ortaya çıkar: Mantegna doğayı kaya ve jeoloji üzerinden katı bir geometriyle kurarken; Bellini, Venedik lagününün nemli havasını, gün doğumunun ufuktaki soğuk ışığını ve atmosferi resmin asıl duygusal taşıyıcısı haline getirmiştir. Bellini'de doğa, insanlık dramına eşlik eden panteistik bir sessizlik alanıdır.
Bellini'nin sanatındaki asıl teknik ve felsefi devrim, 1470'lerin ortalarında Antonello da Messina'nın Venedik'e gelişiyle tetiklenmiştir. Antonello'nun Kuzey Avrupa'dan (Flamanlardan) getirdiği yağlı boya sırları (glazing), Bellini'nin aradığı kimyasal formüldür. O güne dek kullanılan hızlı kuruyan ve matlaşan temperayı terk eden Bellini, yağlı boyanın yavaş kuruyan, saydam katmanlarını üst üste bindirerek figürlerine içeriden vuran bir ışıltı, hava kütlesi ve ten yumuşaklığı kazandırmıştır. Bu teknik dönüşüm sayesinde, figürlerin kenar çizgileri erimiş, varlıklar çevrelerini saran ışıkla ve havayla bütünleşmeye başlamıştır. Bu, Sfumato'nun (Leonardo'nun tekniği) Venedik tarzı optik bir versiyonudur.
Rönesans kilise mimarisini resme entegre etme biçimi de yapısal bir devrimdir. Erken dönem ahşap poliptiklerin (parçalı altarların) Gotik çerçevelerini parçalayan Bellini, San Giobbe ve San Zaccaria altar panolarında Sacra Conversazione (Kutsal Sohbet) türünü mükemmelleştirmiştir. Farklı zamanlarda yaşamış azizleri Meryem ve Çocuk İsa ile aynı yekpare mimari mekana yerleştirmiş, çerçevenin gerçekliği ile tablonun içindeki mimariyi tek noktalı perspektifle birbirine bağlamıştır. Ancak bu mekan, Floransa'nın soğuk matematiksel boşluğu değil; sıcak, titreşen, altın sarısı bir Venedik ışığıyla yıkanan, azizlerin birbirleriyle göz teması kurmadan derin bir teolojik tefekküre daldığı melankolik bir sessizlik alanıdır.
Giovanni Bellini'nin dehasının en eşsiz yönü, muazzam adaptasyon yeteneğidir. Çoğu sanatçı yaşlandıkça kendi üslubunun parodisine dönüşürken, Bellini seksenli yaşlarında bile kendini yenilemeyi bilmiştir. Hayatının sonunda, kendi atölyesinden çıkan ancak kuralları yıkmaya başlayan genç dâhiler Giorgione ve Titian'ın "Tonalizm" devrimini reddetmek yerine onu özümsemiştir. 1514'te (ölümünden iki yıl önce) resmettiği Tanrıların Ziyafeti, tüm hayatı boyunca dini resimler yapmış yaşlı bir ustanın, seküler, pagan ve erotik bir konuyu genç bir ressamın enerjisiyle, cüretkar bir renk paletiyle tuvale dökmesidir. 1516'da Venedik Cumhuriyeti'nin resmi ressamı olarak öldüğünde, arkasında salt bir eser yığını değil; Titian'ı, Tintoretto'yu ve modern resim dilini yaratacak devasa bir "ışık ve renk" alfabesi bırakmıştır.
