William T. Vollmann'ın anıtsal eseri Merkez Avrupa, haritalarda kesin sınırları olmayan, ancak 20. yüzyılda acının ve savaşın başkenti olmuş bir coğrafyayı; Almanya ve Sovyetler Birliği arasındaki kanlı çatışma alanını anlatır. Kitap, doğrusal bir hikaye anlatmak yerine, bu iki totaliter rejimin (Hitler ve Stalin) dişlileri arasında ezilen, işbirliği yapan, direnen veya sadece hayatta kalmaya çalışan gerçek tarihsel figürlerin "çiftler halinde" sunulan hikayelerine odaklanır. Kitabın merkezinde "ahlaki belirsizlik" ve "uyurgezerlik" temaları vardır; karakterler genellikle kararlarının sonuçlarını göremeyen birer uyurgezer gibi hareket ederler.
Romanın en güçlü ve merkezi hattı, ünlü Rus besteci Dmitri Şostakoviç'in hikayesidir. Şostakoviç, Stalin'in baskısı altında hem sanatsal bütünlüğünü korumaya çalışan hem de hayatta kalmak için rejime boyun eğen, sürekli korku içinde yaşayan bir "anti-kahraman" olarak resmedilir. Onun hikayesi, sanatın iktidarla olan tehlikeli dansının en çarpıcı örneğidir. Diğer tarafta ise Alman General Friedrich Paulus ve Stalingrad kuşatması yer alır. Paulus'un disiplinli, itaatkar yapısının, Stalingrad'daki yok oluş sürecinde nasıl çözüldüğü ve vicdani muhasebesi detaylandırılır.
Vollmann, sadece generalleri ve sanatçıları değil; Nazilere katılan Sovyet generali Vlasov'u, Alman sanatçı Käthe Kollwitz'i ve SS subaylarını da anlatısına dahil eder. Yazar, bu karakterleri yargılamadan, "onların yerinde olsak biz ne yapardık?" sorusunu sordurtarak insan doğasının karanlık taraflarına ışık tutar. Savaş sahnelerinin (özellikle Stalingrad ve Leningrad) anlatımı, edebiyat tarihinin en gerçekçi ve rahatsız edici tasvirlerinden bazılarını içerir. Eser, ideolojilerin insanları nasıl birer araca dönüştürdüğünü, "kahramanlık" ve "hainlik" kavramlarının nasıl pamuk ipliğine bağlı olduğunu gösteren devasa bir ağıttır. Kitap boyunca çalan hayali telefonlar, bu iki düşman tarafın aslında birbirine ne kadar benzediğini ve kaderlerinin nasıl iç içe geçtiğini simgeler.

