BÖLÜM I: Hunların Kökeni, Avrupa'da Yükseliş ve Attila'nın Gençliği
- Hunların Kökeni ve Avrupa'ya Giriş Attila'nın hikayesi, halkının tarihinden bağımsız düşünülemez. Hunların kökeni tarihçiler arasında uzun süre tartışma konusu olmuştur. Çoğu modern tarihçi ve kaynak, Hunların Asya kökenli olduğu ve muhtemelen Çin kaynaklarında "Hiung-nu" (veya Xiongnu) olarak geçen halkla bağlantılı olduğu görüşündedir,,. Ancak 370'li yıllarda Volga (İtil) Nehri'ni geçip Avrupa ufuklarında göründüklerinde, Romalılar için tamamen "yeni ve korkunç" bir tehdit oluşturmuşlardır.
Romalı tarihçi Ammianus Marcellinus, Hunları "iki ayaklı canavarlar" olarak tanımlamış ve onların köklerini Azak Denizi'nin (Maeotis bataklıkları) ötesine dayandırmıştır,. Hunlar, Karadeniz'in kuzeyindeki bozkırlara girdiklerinde önce Alanları mağlup edip bünyelerine katmışlar, ardından Ostrogot (Doğu Gotları) Krallığı'nı yıkarak büyük Kavimler Göçü'nü tetiklemişlerdir,. Bu süreçte Hunlar, sadece yakıp yıkan bir güruh değil, aynı zamanda etraflarındaki kavimleri (Gotlar, Alanlar, Sarmatlar) organize edebilen askeri ve siyasi bir güç olduklarını kanıtlamışlardır.
- Attila'nın Ataları ve Ailesi Attila, bir boşluğun içine doğmamıştır. O, 5. yüzyılın başlarında, Hun İmparatorluğu'nun temellerinin atıldığı bir dönemde dünyaya gelmiştir. Babası Muncuk (Mundiuch) Han'dır,,. Muncuk erken yaşta öldüğü için Attila ve ağabeyi Bleda, amcaları Rua (Ruga/Rugila) ve Oktar'ın himayesinde yetişmişlerdir.
Attila'nın amcaları, imparatorluğun gerçek mimarlarıydı. Oktar ve Rua döneminde Hunlar, Roma ile hem savaşmış hem de ittifak kurmuşlardır. Özellikle Rua, Hunları büyük bir güç haline getirmiş, Bizans'ı yıllık vergiye bağlamış ve Batı Roma'daki iç karışıklıklarda kilit bir rol oynamıştır,. Attila, soylu bir ailenin üyesi olarak, göçebe aristokrasisinin tüm ayrıcalıklarına sahipti. Kaynaklar, Attila'nın 395-400 yılları arasında doğduğunu tahmin etmektedir,.
- Attila'nın Gençliği ve Eğitimi Attila'nın gençliği hakkında doğrudan kaynaklar az olsa da, Hun soylularının yaşam tarzından yola çıkarak bazı çıkarımlar yapılabilir. O, "beşikteyken soğuğa, açlığa ve susuzluğa dayanmayı" öğrenen bir bozkır savaşçısı olarak yetiştirilmiştir. Çok iyi ata biner, yay kullanır ve kement atardı.
Ancak Attila sadece bir savaşçı değildi; aynı zamanda diplomatik bir eğitim de almıştı. Amcalarının yanında Roma elçileriyle yapılan görüşmelere tanıklık etmiş, Latince ve Gotça'yı (imparatorluğundaki en yaygın Cermen dili) öğrenmiş olması muhtemeldir,. Gençliğinde Batı Roma ile Hunlar arasındaki "rehine değişimi" geleneği sayesinde Romalıları yakından tanıma fırsatı bulduğu düşünülmektedir. Bu dönemde Batı Roma'nın gelecekteki güçlü generali Aetius, Hunların yanında rehine olarak kalmış ve Attila ile tanışıklığı bu yıllara dayanmıştır,. Bu tanışıklık, ileride hem dostluk hem de ölümcül bir rekabetin temelini oluşturacaktır.
Attila'nın fiziksel görünümü hakkında en net bilgiyi, onu bizzat gören tarihçi Priskos (Jordanes aracılığıyla) vermektedir: "Kısa boylu, geniş göğüslü, büyük başlı, küçük gözlü, seyrek sakallı ve yassı burunluydu; teni esmerdi",. Bu tasvir, onun Asya kökenli (Mongoloid) özelliklerini açıkça ortaya koymaktadır.
- İktidara Giden Yol 434 yılında amcası Rua, Bizans (Doğu Roma) üzerine bir sefer hazırlığı içindeyken veya sefer sırasında öldü,. Rua'nın ölümüyle birlikte Hun İmparatorluğu'nun yönetimi, Muncuk'un iki oğlu Attila ve Bleda'ya geçti,. İki kardeşin tahta çıkışı, Hun tarihinde yeni ve en parlak dönemin başlangıcıydı. Ancak bu ortaklık, eşit bir güç paylaşımı gibi görünse de, Attila'nın daha baştan itibaren baskın karakteri ve siyasi dehasıyla ön plana çıkacağı anlaşılmaktadır.
BÖLÜM II: İkili Hükümranlık Dönemi (Attila ve Bleda), Margus Barışı ve İlk Seferler
- İktidarın Devri ve Yeni Düzen 434 yılının bahar aylarında, Hunların güçlü lideri Rua, Trakya üzerine düzenlediği bir seferin hazırlıkları içerisindeyken veya sefer sırasında hayatını kaybetti. Rua’nın ölümü, Bizans (Doğu Roma) sarayında kısa süreli bir rahatlama yaratsa da, Hun veraset sistemi, boşluğun hızla doldurulmasını sağladı. Hun kabileleri üzerindeki hakimiyet, Muncuk’un iki oğlu Attila ve Bleda’ya geçti.
Bleda (Buda) muhtemelen yaşça Attila'dan büyüktü ve veraset geleneklerine göre baş kağan olma hakkına sahipti. Ancak kaynaklar, iki kardeşin iktidarı paylaştıklarını ve "ikili krallık" sistemine benzer bir yapı kurduklarını göstermektedir. Bu paylaşımın coğrafi bir temele dayandığı; Bleda’nın imparatorluğun doğu ve batıdaki daha yerleşik kısımlarını yönetirken, Attila’nın batıda ve Bizans sınırındaki aktif askeri güçleri kontrol ettiği düşünülmektedir. Bleda, kaynaklarda daha sakin, zevklerine düşkün ve idareyi bir yük gibi gören bir karakter olarak çizilirken; Attila daha hırslı, askeri açıdan aktif ve diplomatik manevralara hakim bir lider olarak tasvir edilmiştir.
- Margus Barışı (434/435): At Sırtında Diplomasi Rua’nın ölümü üzerine Doğu Roma İmparatoru II. Theodosius, Hun tehlikesini diplomatik yollarla savuşturmak istedi. Konsül rütbesine sahip Flavius Plintha ve Epigenes başkanlığında bir elçilik heyeti, Hun kralları ile görüşmek üzere Tuna ve Morava nehirlerinin birleştiği yerdeki Margus (bugünkü Dubravica/Oraşje) şehrine gönderildi.
Bu görüşme, diplomasi tarihinin en ilginç sahnelerinden birine ev sahipliği yaptı. Hun kralları Attila ve Bleda, Roma elçilerini Margus şehri surlarının dışında karşıladılar. Ancak Hunlar, atlarından inmeyi reddettiler. Roma protokolüne göre görüşmelerin oturarak yapılması gerekirken, elçiler Hun krallarının aşağısında kalmamak ve onur kırıcı bir duruma düşmemek için at sırtında görüşmeyi kabul etmek zorunda kaldılar. Bu, Attila'nın psikolojik üstünlüğü daha masaya oturmadan ele geçirdiğinin bir göstergesiydi.
At sırtında yapılan bu görüşmeler sonucunda imzalanan Margus Barışı (Konstantia Barışı), Hunlar için tam bir diplomatik zaferdi. Anlaşmanın şartları şunlardı:
- Kaçakların İadesi: Bizans, kendisine sığınan Hun kaçaklarını (bunlar arasında Attila'nın muhalifleri de vardı) iade edecek ve bundan sonra hiçbir Hun kaçağını kabul etmeyecekti.
- Verginin Artırılması: Doğu Roma'nın Hunlara ödediği yıllık vergi iki katına çıkarılarak 350 libre altından 700 libre altına (yaklaşık 230 kg) yükseltildi.
- İttifak Yasağı: Romalılar, Hunların savaş halinde olduğu barbar kavimlerle ittifak yapmayacaktı.
- Ticaret Serbestisi: Ticaret, sınır kasabalarında eşit şartlar altında yapılacaktı.
- Fidye Bedeli: Savaş esiri her Romalı için ödenecek fidye 8 solidus (altın para) olarak belirlendi.
Anlaşmanın hemen ardından, Attila ve Bleda'nın talep ettiği, kraliyet soyundan gelen "Mama" ve "Atakam" adlı iki kaçak prens Bizanslılar tarafından iade edildi. Bu iki soylu, Trakya'daki Carsum kalesinde Hunlar tarafından ibret olsun diye çarmıha gerilerek veya kazığa oturtularak idam edildi. Bu olay, Attila'nın iç muhalefete karşı ne kadar acımasız olacağının ilk işaretiydi.
- Otoritenin Pekiştirilmesi ve İskit Seferleri (435-440) Margus Barışı ile güney sınırını (Bizans) güvence altına alan ve ekonomik kaynak sağlayan Attila ve Bleda, dikkatlerini imparatorluğun içindeki ve çevresindeki diğer "barbar" kavimlere çevirdiler. Priskos'un kayıtlarına göre, barıştan sonra "İskitya"daki Sorosgi kabilesi üzerine yürüyüp onları itaat altına aldılar.
Bu dönemde Hunlar, batıda Ren Nehri'ne, kuzeyde ise Baltık Denizi'ne ("Okyanus adaları") kadar nüfuz alanlarını genişlettiler. Attila'nın bu süreçte Batı Roma'nın fiili yöneticisi Aetius ile ilişkilerini sürdürdüğü görülmektedir. Aetius, Galya'daki Burgondlara ve isyancı Bagaudae hareketine karşı Hun paralı askerlerini kullandı. Özellikle 436/437 yıllarında Hun kıtaları, Ren bölgesindeki Burgond Krallığı'nı yerle bir etti; Kral Gundahar ve 20.000 Burgondlunun öldürüldüğü bu olay, ünlü Nibelungen Destanı'nın da tarihi temelini oluşturdu.
Attila ve Bleda, bu dönemde hem Doğu'dan gelen altını alıyor hem de Batı Roma ile askeri işbirliği yaparak Cermen kavimleri üzerindeki otoritelerini mutlak hale getiriyorlardı.
- Birinci Balkan Seferi (441-442): Savaşın Başlaması 440 yılına gelindiğinde siyasi dengeler değişti. Vandalların Kuzey Afrika'da Kartaca'yı ele geçirmesi üzerine, Doğu ve Batı Roma donanmaları Sicilya'da toplandı. Tuna sınırı savunmasız kalmıştı. Bu zafiyeti fırsat bilen Attila ve Bleda, savaşı başlatmak için bahaneler aramaya başladılar.
Hunlar, Tuna'nın kuzey yakasındaki Constantia kalesinde kurulan pazar yerinde Romalıların kendilerine saldırdığını iddia ettiler. Daha da önemlisi, Margus Piskoposu'nun Tuna'yı gizlice geçerek Hun kraliyet mezarlarını soyduğunu ve hazineleri çaldığını öne sürdüler. Attila, piskoposun ve kaçakların derhal teslim edilmesini istedi. Romalılar bu talebi reddedince savaş başladı.
441 yılında harekete geçen Hun ordusu, önce Viminacium (Kostolac) şehrini yerle bir etti. Ardından Margus (Dubravica) şehrine yöneldiler. Kendisinin teslim edileceğini anlayan Margus Piskoposu, şehirden kaçarak Hunlara sığındı ve canı karşılığında şehrin kapılarını Hunlara açmayı teklif etti. Piskoposun ihanetiyle Margus şehri Hunların eline geçti ve yağmalandı.
Bu başarıların ardından Hunlar batıya doğru ilerleyerek Singidunum (Belgrad) ve Sirmium (Sremska Mitrovica) gibi stratejik öneme sahip büyük Roma şehirlerini ele geçirdiler. Sirmium'un kuşatması sırasında şehrin piskoposu, kilisenin altın kadehlerini Attila'nın katibi Constantius'a (Aetius tarafından gönderilen bir İtalyan) rehin olarak vermiş, bu kadehler daha sonra Attila ile Roma arasında yeni bir diplomatik krize (Silvanus olayı) sebep olmuştur.
442 yılında Hunlar operasyonlarını genişleterek Naissus'u (Niş) kuşattılar. Priskos, Naissus'un düştüğünü ve yıllar sonra bölgeden geçerken şehrin hala harabe halinde olduğunu, nehir kenarının insan kemikleriyle dolu olduğunu anlatır. Serdica (Sofya) ve Philippopolis (Filibe) de Hun saldırılarından nasibini aldı.
- Birinci Anatolius Barışı (442/443) Doğu Roma İmparatoru II. Theodosius, Vandallara karşı gönderdiği orduyu Sicilya'dan geri çağırmak zorunda kaldı ve General Aspar komutasında Hunlara karşı bir ordu çıkardı. Ancak Bizans kuvvetleri Hunlar karşısında tutunamadı ve yenilgiye uğradı. Çaresiz kalan İmparator, General Anatolius'u barış görüşmeleri için gönderdi.
443 yılında (bazı kaynaklarda 442) imzalanan anlaşma ile:
- Yıllık vergi 700 libreden 2100 libre altına çıkarıldı (üç katına).
- Geçmiş yılların vergi borcu olarak 6000 libre altın (yaklaşık 2 ton) defaten ödendi.
- Kaçakların iadesi ve esirlerin fidye bedelinin 12 altına çıkarılması kararlaştırıldı.
Bu anlaşma ile Hunlar, Bizans ekonomisini sarsacak boyutta bir servet elde ettiler ve Balkanlar'daki askeri üstünlüklerini kanıtladılar.
- Bleda'nın Ölümü ve Tek Hükümdarlık (445) Bu zaferlerin ardından Hun İmparatorluğu'nun zirvesinde bir çatlak oluştu. Kaynaklar, Attila ve Bleda arasındaki ilişkinin zamanla bozulduğunu ima eder. Bleda'nın, Romalıların hediye ettiği "Zerkon" adındaki Mağribi cüce soytarı ile eğlenmesi ve onu sürekli yanında taşıması, Attila'nın ise bu soytarıdan nefret etmesi, iki kardeşin karakter farkını ortaya koyan anekdotlardan biridir.
445 yılı civarında (bazı kaynaklarda 444), Bleda hayatını kaybetti. Dönemin kaynakları bu ölümü açıkça Attila'nın bir komplosuna veya doğrudan emrine bağlar. Prosper Tyro kroniğinde "Hunların kralı Bleda, kardeşi Attila'nın ihanetiyle öldürüldü" ifadesi yer alır. Bleda'nın ölümüyle birlikte Attila, Karadeniz'den Ren Nehri'ne kadar uzanan devasa imparatorluğun tek ve mutlak hâkimi oldu.
BÖLÜM III: Tek Hükümdarlık, Ares'in Kılıcı Efsanesi ve Otoritenin Pekiştirilmesi
- Bleda'nın Bertaraf Edilmesi ve Mutlak İktidar (445) 445 yılına gelindiğinde, Hun İmparatorluğu'nun "iki başlı" yönetimi sürdürülemez bir hal almıştı. Kaynaklar, Attila ve Bleda arasındaki karakter farkının ve siyasi görüş ayrılıklarının derinleştiğini işaret etmektedir. Bleda daha çok ganimet ve yerel başarılarla ilgilenirken, Attila Roma İmparatorluğu'nu dize getirecek daha büyük bir stratejik vizyona sahipti. Bleda'nın, Romalı komutan Aspar tarafından kendisine hediye edilen ve fiziksel kusurları nedeniyle eğlence kaynağı yaptığı Zerkon adlı Mağribi cüceye olan düşkünlüğü, ciddiyetiyle tanınan Attila'nın tepkisini çekmekteydi. Attila, Bleda'nın ölümünden hemen sonra bu soytarıyı Aetius'a geri göndererek ondan kurtulmuştur,.
Bleda'nın ölümü, doğal bir ölümden ziyade planlı bir darbenin sonucuydu. Dönemin kaynakları, Bleda'nın Attila'nın hileleri sonucu öldürüldüğünü belirtir. Şerif Baştav'ın analizine göre, Attila bu darbeyi tek başına yapmamıştır; kendisine sadık "Logades" (seçkinler) sınıfına ve vassal Cermen krallarına dayanmıştır. Özellikle Gepid Kralı Ardaric ve Skir Kralı Edeco (Edekon), bu süreçte Attila'nın en büyük destekçileri olmuşlardır. Ardaric'in Gepidleri Bleda'nın ordusunu kontrol altında tutarken, Edeco ve Attila'nın özel kuvvetleri darbeyi gerçekleştirmiştir,. Bleda'nın taraftarlarının bir kısmı kaçarken öldürülmüş, bir kısmı ise Attila'ya biat etmek zorunda kalmıştır.
Bleda'nın ölümüyle Attila, Karadeniz'den Germen ormanlarına kadar uzanan devasa imparatorluğun tek ve tartışmasız hakimi oldu. Bu olay, Hun devlet yapısında köklü bir değişikliğe yol açtı; kabile reislerinin ve kardeşlerin ortak yönetimine dayalı eski sistem yerini, yetkilerin tek bir elde toplandığı otokratik bir yapıya bıraktı.
- Meşruiyetin İlahi Kaynağı: "Ares'in Kılıcı" Attila, iktidarını sadece kaba kuvvete dayandırmamış, aynı zamanda psikolojik ve dini bir temel de oluşturmuştur. Bu temelin en önemli parçası, antik İskit kralları tarafından kutsal sayılan "Savaş Tanrısı'nın Kılıcı"nın (Ares veya Mars'ın Kılıcı) bulunması olayıdır.
Tarihçi Priskos, bu olayı detaylı bir şekilde anlatır: Bir Hun çobanı, sürüsündeki bir düvenin topalladığını ve kan izi bıraktığını fark eder. İzleri takip ettiğinde, topraktan ucu dışarı çıkmış eski bir kılıca rastlar; hayvan otlarken bu kılıca basmıştır. Çoban kılıcı topraktan çıkarıp Attila'ya götürür. Attila bu hediyeyi büyük bir sevinçle karşılar. O, bu kılıcın kendisine Savaş Tanrısı tarafından gönderildiğine, bu sayede "bütün dünyanın hükümdarı" olarak atandığına ve tüm savaşlarda zaferin kendisine bahşedildiğine inanır,,.
Bu keşif, Attila'nın propagandasının merkezi haline gelmiştir. Kılıç, onun sadece bir kabile reisi değil, tanrısal bir görevi olan, seçilmiş bir lider olduğunu simgeliyordu. Bu durum, Hristiyan Roma imparatorlarının "Tanrı'nın yeryüzündeki gölgesi" olma iddialarına karşı Pagan bir meydan okumaydı. Attila, bu kılıç sayesinde Bleda'yı öldürme eylemini bile meşrulaştırmış, kendisinin tanrılar tarafından seçilen kişi olduğunu, dolayısıyla Bleda'nın aradan çekilmesinin ilahi bir gereklilik olduğunu ima etmiştir.
- İç Tehditlerin Temizlenmesi: Akatir (Akatzir) İsyanı Attila'nın tek adam olmasından memnun olmayan bazı kesimler vardı. Bunların başında, Karadeniz'in kuzeyinde (Pontus) yaşayan ve Hun konfederasyonunun önemli bir parçasını oluşturan Akatirler (Akatzirler) geliyordu. Akatirler, birçok kabile reisi tarafından yönetilen dağınık bir yapıya sahipti.
Doğu Roma İmparatoru II. Theodosius, Attila'nın artan gücünü kırmak için bu kabileleri kışkırtmaya çalıştı. İmparator, Akatir reislerine hediyeler göndererek onları Attila'dan ayırıp Roma ile ittifak yapmaya çağırdı. Ancak Roma diplomasisi burada büyük bir hata yaptı. Hediyeleri götüren elçi, rütbe sırasına dikkat etmeyerek, en kıdemli reis olan Curidachus'a (Kuridak) hediyesini ikinci sırada verdi. Bu duruma sinirlenen ve kendisinin aşağılandığını düşünen Curidachus, diğer reislerin Roma ile işbirliği yapmasına karşı çıkarak durumu Attila'ya bildirdi,,.
Attila bu fırsatı kaçırmadı. Hızla büyük bir ordu göndererek Akatir kabilelerini ezdi. Bazı reisler öldürüldü, diğerleri itaat altına alındı. Attila, kendisine haber veren Curidachus'u yanına çağırdı. Ancak Curidachus, Attila'nın huzuruna çıkmanın "Güneşe bakmak" gibi olduğunu, insanın gözlerini kör edeceğini söyleyerek (aslında korkusundan) gitmedi. Attila, bu bölgenin yönetimini şansa bırakmayarak en büyük oğlu İlek'i (Ellac) Akatirlerin başına kral olarak atadı,,.
Bu olay, Attila'nın merkezi otoriteyi nasıl sağladığının en net göstergesidir: Yerel hanedanları ve kabile reislerini (Curidachus gibi işbirlikçiler hariç) tasfiye etmiş, yerlerine kendi oğullarını veya sadık adamlarını atayarak imparatorluğu doğrudan kendisine bağlamıştır.
- Devlet Yapısının Dönüşümü: "Logades" Sınıfı ve Merkezileşme Attila döneminde Hun toplumu, eski kabile yapısından sıyrılarak daha merkezi ve bürokratik bir yapıya evrildi. Attila, iktidarını "Logades" adı verilen seçkin bir zümre aracılığıyla yürütüyordu. Bu zümre, Hun soylularının yanı sıra, yetenekli yabancılardan ve devşirmelerden oluşuyordu.
Bu sınıfın en önemli temsilcisi Onegesius (Onegesios) idi. Muhtemelen Pontus bölgesinden gelen ve Yunanca ile Latinceyi çok iyi bilen Onegesius, Attila'nın sağ kolu ve başveziri konumundaydı. Attila ile birlikte yemek yer, seferlere katılır ve en kritik diplomatik görevleri üstlenirdi. Bir diğer önemli figür, Attila'nın koruma birliğinin komutanı ve Skir kralı olan Edeco idi. Ayrıca Attila'nın yazışmalarını yürüten Orestes (Pannonia kökenli bir Romalı) ve Rusticius gibi katipler, devletin bürokratik işlerini yürütüyorlardı,.
Attila, bu "Logades" sınıfını zengin hediyelerle, Roma'dan alınan haraçlarla ve topraklarla ödüllendiriyor, böylece onların sadakatini satın alıyordu. Buna karşılık onlar da Attila'nın mutlak otoritesini imparatorluğun en ücra köşelerine kadar taşıyorlardı. Attila artık sadece bir göçebe şefi değil, sarayında uluslararası ilişkileri yöneten, davalara bakan, elçileri kabul eden ve "emirlerine kölece riayet edilen" bir imparator konumundaydı,.
BÖLÜM IV: Priskos'un Gözünden Attila: Diplomatik Oyunlar, Saray Hayatı ve Suikast Girişimi (449)
- Büyük Komplo: Chrysaphius ve Edeco 448-449 yıllarında, Doğu Roma İmparatorluğu Attila'nın bitmek bilmeyen talepleri ve askeri tehditleri altında eziliyordu. İmparator II. Theodosius'un başdanışmanı (hadım) Chrysaphius, savaşı göze alamadığı için Attila'yı ortadan kaldırmaya yönelik gizli ve tehlikeli bir plan hazırladı. Bu planın kilit ismi, Attila'nın en güvendiği komutanlarından ve muhafız birliği başkanı olan Skir asıllı Edeco (Edekon) idi.
Edeco, diplomatik bir görevle İstanbul'a geldiğinde, imparatorluk sarayının ihtişamı karşısında büyülenmiş gibi göründü. Chrysaphius, Edeco'nun bu hayranlığını fark ederek ona Attila'yı öldürmesi karşılığında Roma'da büyük bir servet ve lüks bir yaşam teklif etti. Edeco, görünüşte bu teklifi kabul etti ve suikastı gerçekleştirmek için 50 libre altına ihtiyacı olduğunu söyledi. Ancak Edeco, gerçekte sadık bir Hun komutanıydı; İstanbul'dan ayrılır ayrılmaz durumu Attila'ya bildirecekti. Bu komplo, Roma diplomasisinin çaresizliğini ve ahlaki çöküşünü gösteren en net örnektir,,,.
- Maximinus ve Priskos'un Elçilik Heyeti Chrysaphius, suikast planını örtbas etmek ve Edeco'nun güvenle Hun başkentine dönmesini sağlamak için resmi bir elçilik heyeti oluşturdu. Heyetin başına, komplodan tamamen habersiz olan, dürüstlüğüyle tanınan Maximinus getirildi. Maximinus, bu zorlu görevde kendisine eşlik etmesi için tarihçi ve hatip arkadaşı Priskos'u (Priscus) davet etti. Heyette ayrıca, suikast planının iç yüzünü bilen ve Edeco ile irtibatı sağlayacak olan tercüman Bigilas (Vigilas) da bulunuyordu,,.
Tarihçi Priskos'un bu heyette yer alması, Attila ve Hun tarihi açısından büyük bir şanstır. Onun tuttuğu notlar (günümüze fragmanlar halinde ulaşsa da), Hunların yaşam tarzına, Attila'nın fiziksel özelliklerine ve saray protokolüne dair en canlı ve güvenilir bilgileri sunmaktadır,.
- Yolculuk ve Sardica'da Gerilim Heyet, İstanbul'dan yola çıkarak yıkılmış ve harabe halindeki Sardica (Sofya) şehrine ulaştı. Burada düzenlenen bir akşam yemeğinde, Roma ve Hun tarafı arasında kültürel ve siyasi bir gerilim yaşandı. Romalılar kendi imparatorlarını överken, tercüman Bigilas (Vigilas), "Theodosius bir Tanrı, Attila ise bir insandır" diyerek haddini aştı. Bu sözler Hunları öfkelendirdi. Attila'nın adamları, efendilerinin sıradan bir insanla kıyaslanmasını hakaret saydılar. Bu olay, Hunların Attila'ya duyduğu derin saygıyı ve onu neredeyse insanüstü bir varlık olarak gördüklerini göstermektedir,.
- Attila ile İlk Karşılaşma ve Öfke Heyet, Tuna nehrini geçip Hun topraklarına girdiğinde Attila'nın otağına vardı. Ancak Attila, Romalı elçileri kabul etmedi ve derhal geri dönmelerini emretti. Çünkü Edeco, suikast planını çoktan Attila'ya anlatmıştı. Attila, Romalıların ikiyüzlülüğünü biliyordu ancak oyunu kendi kurallarına göre oynayacaktı.
Priskos ve Maximinus, bu ani reddedilme karşısında şaşkına döndüler. Priskos, zekice bir hamleyle Attila'nın başyardımcısı Onegesius'un kardeşi Scottas'a (Skotta) hediyeler vererek arabuluculuk yapmasını sağladı. Bu sayede Attila'nın huzuruna çıkabildiler. Ancak Attila, Maximinus'u görmezden gelerek doğrudan tercüman Bigilas'a saldırdı. Onu "utanmaz bir hayvan" olarak niteledi ve eğer elçilik hukukuna saygısı olmasa onu oracıkta kazığa oturtup kuşlara yem edeceğini haykırdı. Attila, Bigilas'ın daha fazla altın getirmek üzere İstanbul'a dönmesini emretti; asıl amacı, Bigilas döndüğünde onu suçüstü yakalamaktı,,.
- Hun Başkenti ve Saray Mimarisi Bigilas gönderildikten sonra Attila, heyeti asıl başkentine (muhtemelen bugünkü Macaristan'da, Tisa nehri civarında) götürdü. Priskos'un tasvirine göre burası, basit bir çadır kentten çok öte, ahşap mimarinin zirve yaptığı bir yerleşim yeriydi. Attila'nın sarayı, özenle işlenmiş tahtalardan yapılmış, kulelerle süslenmiş ve yüksek bir çitile çevrilmişti.
Başyardımcı Onegesius'un evi de oldukça görkemliydi ve hatta Romalı bir mimar tarafından inşa edilmiş, taşları Pannonia'dan getirilmiş bir hamamı bile vardı. Bu detaylar, Hunların sadece göçebe çadırlarında yaşamadığını, yerleşik düzenin konforuna ve mimari estetiğe de önem verdiklerini, ayrıca Roma medeniyetinin nimetlerinden (hamam gibi) faydalandıklarını göstermektedir,,.
- Saray Hayatı ve Kadınların Konumu Priskos, Hun toplumunda kadınların, özellikle de soylu kadınların önemli bir yere sahip olduğunu gözlemlemiştir. Attila başkente girerken, genç kızlar onu beyaz örtüler altında şarkılar söyleyerek karşılamıştır. Priskos, Attila'nın başhatunu Arıkan'ı (Kreka/Herecan) sarayında ziyaret etmiştir. Kraliçe, yumuşak şilteler üzerinde uzanmış, nedimeleriyle birlikte nakış işlerken tasvir edilmiştir. Priskos'a ikramlarda bulunulmuş ve o da kraliçeye hediyelerini sunmuştur. Ayrıca Bleda'nın dul eşinin de bir köyü yönettiği belirtilmektedir ki bu, Türk-Hun geleneğinde hatunların siyasi ve idari yetkilere sahip olduğunu doğrulamaktadır,,.
Priskos ayrıca sarayda Batı Romalı elçilerle ve Hun gibi giyinmiş eski bir Romalı tüccarla karşılaşmıştır. Tüccar, Roma'daki ağır vergilerden ve adaletsizlikten kaçıp Hunlara sığındığını ve Hun idaresinde daha özgür ve mutlu yaşadığını anlatmıştır. Bu diyalog, Attila döneminde Hun düzeninin, çökmekte olan Roma sistemine karşı bir alternatif oluşturduğunu göstermesi açısından çarpıcıdır,,.
- Büyük Ziyafet ve Attila'nın Kişiliği Priskos'un anlatısının zirvesi, Attila'nın verdiği akşam yemeğidir. Bu ziyafet, Hun protokolünün ne kadar katı ve düzenli olduğunu ortaya koyar:
- Oturma Düzeni: Attila ortada yüksek bir divanda oturuyordu. En şerefli yer sağ tarafıydı (burada Onegesius oturuyordu), ikinci şerefli yer soluydu. Romalı elçiler sol tarafta, Berichus adında bir Hun beyinin altına oturtularak statüleri küçümsenmişti.
- Selamlaşma: Herkes sırayla kadeh kaldırarak Attila'yı selamlıyordu.
- Sadelik ve İhtişam: Misafirlere gümüş tabaklarda, en leziz yemekler sunulurken; Attila tahta bir tabaktan sadece et yiyordu. Misafirler altın ve gümüş kadehler kullanırken, Attila tahta bir kadeh kullanıyordu. Kılıcı, ayakkabıları veya at takımları, diğer beylerinki gibi altın ve mücevherle süslü değildi; sadece temizdi. Bu sadelik, onun gücünü gösterişten değil, kişisel otoritesinden aldığını simgeliyordu,,.
- İrnek Kehaneti ve Zerkon Ziyafet sırasında ozanlar kahramanlık şiirleri okudu, ardından Bleda'nın eski soytarısı Zerkon (Zercon) ortaya çıktı. Zerkon'un kambur vücudu, peltek konuşması ve Hunca, Latince, Gotça karışık saçmalamaları herkesi kahkahaya boğdu. Ancak Attila hiç gülmedi, yüz ifadesi değişmedi.
Attila'nın yüzünün yumuşadığı tek an, en küçük oğlu İrnek'in (Ernak) içeri girdiği andı. Attila, diğer oğullarını (Veliaht İlek dahil) ihmal ederken, İrnek'in yanağını okşadı ve ona şefkatle baktı. Yanındakiler Priskos'a bunun nedenini şöyle açıkladı: Kâhinler, Attila'nın soyunun düşeceğini, ancak bu küçük oğul (İrnek) sayesinde yeniden yükseleceğini haber vermişlerdi. Bu kehanet, Attila'nın batıl inançlara ve şamanist kehanetlere verdiği önemi göstermektedir,,.
- Komplonun Sonu: Vigilas'ın İtirafı Vigilas, İstanbul'dan Edeco'ya vereceği suikast parasıyla (50 libre altın) döndüğünde, Attila tarafından derhal yakalandı. Üzerinde bu kadar çok altın bulunması (elçilerin alışveriş yapması yasaklanmıştı) onu ele verdi. Attila'nın tehditleri karşısında Vigilas, suikast planını ve Chrysaphius'un rolünü itiraf etti. Attila, Vigilas'ın oğlunu rehin aldı ve Vigilas'ı fidye getirmesi için İstanbul'a geri gönderdi.
Attila daha sonra Orestes ve Eslas'ı İstanbul'a göndererek, Vigilas'ın boynuna astığı para kesesini İmparatorun ve Chrysaphius'un önüne attırdı. Eslas aracılığıyla Theodosius'a şu tarihi mesajı iletti: "Attila da Theodosius da asil birer babanın oğludur. Attila asilliğini korumuştur; ancak Theodosius Attila'ya haraç ödeyerek köle durumuna düşmüş ve asilliğini kaybetmiştir. Şimdi ise efendisine (Attila'ya) tuzak kurarak kötü bir köle gibi davranmaktadır.",,.
BÖLÜM V: Batı'ya Yöneliş: Honoria Meselesi, Galya Seferi ve Katalon Savaşı (450-451)
- Savaşın Gerekçeleri: Honoria, Franklar ve Vandallar Doğu Roma İmparatorluğu'nu 447 seferi ve Anatolius Barışı ile pasifize eden Attila, 450 yılına gelindiğinde dikkatini Batı'ya çevirdi. Bu yönelişin arkasında birbiriyle bağlantılı üç önemli siyasi gelişme vardı:
- Honoria'nın Nişan Yüzüğü: Batı Roma İmparatoru III. Valentinianus'un kız kardeşi Justa Grata Honoria, saraydaki sıkı denetimden ve istemediği yaşlı bir senatörle (Herculanus) zorla evlendirilmekten kurtulmak için Attila'ya gizlice bir mektup ve mühür yüzüğünü gönderdi. Honoria'nın amacı muhtemelen sadece Attila'nın siyasi desteğini sağlamaktı, ancak Attila bu jesti bir evlilik teklifi olarak yorumladı (veya öyle yorumlamayı seçti). Attila, Valentinianus'a elçiler göndererek Honoria'nın nişanlısı olduğunu ve çeyiz olarak Batı Roma İmparatorluğu'nun yarısını talep ettiğini bildirdi. Valentinianus bu talebi reddetti ve Honoria'yı alelacele evlendirdi, ancak Attila için bu durum "meşru" bir savaş sebebi (casus belli) haline geldi,,,,.
- Frank Veraset Krizi: Ren Nehri kıyısındaki Frank Krallığı'nda kralın ölümü üzerine iki oğlu arasında taht kavgası başladı. Büyük oğul Attila'dan yardım isterken, küçük oğul (muhtemelen Merovech) Romalı general Aetius'a sığındı ve onun tarafından evlat edinildi. Bu durum, Attila ve Aetius'u Galya üzerinde karşı karşıya getiren somut bir çıkar çatışmasıydı,,,.
- Vandal Kralı Gaiseric'in Rolü: Kuzey Afrika'da hüküm süren Vandal Kralı Gaiseric (Geiseric), Vizigot Kralı I. Theodoric ile düşmandı. Vizigotların kendisine saldırmasından korkan Gaiseric, Attila'yı Vizigotlar üzerine yürümesi için teşvik etti ve ona hediyeler gönderdi. Bu diplomatik hamle, Attila'nın Galya seferinin hem Roma'ya hem de Vizigotlara karşı bir harekat olarak şekillenmesinde etkili oldu,,,.
- Diplomatik Satranç ve Galya'nın İstilası (451) Attila, sefere çıkmadan önce kurnazca bir diplomasi yürüttü. Batı Roma İmparatoru Valentinianus'a mektup yazarak hedefinin Roma değil, imparatorluğun düşmanı olan Vizigotlar olduğunu belirtti. Aynı anda Vizigot Kralı Theodoric'e de bir mektup göndererek Romalılarla işbirliğini bozmasını ve kendisine katılmasını istedi. Amacı, Roma ve Vizigot güçlerinin birleşmesini engellemekti,,,.
Ancak Romalı general Aetius bu tuzağa düşmedi. Senatör Avitus'un yardımıyla Vizigot Kralı Theodoric'i, Hun tehlikesinin herkes için ortak olduğuna ve birleşmek gerektiğine ikna etti. Böylece Hunlara karşı Roma-Vizigot ittifakı kuruldu,,.
451 yılının başlarında Attila; Hunlar, Gepidler, Ostrogotlar (Doğu Gotları), Rugiler, Skirler ve diğer tabi kavimlerden oluşan devasa bir orduyla harekete geçti. Ren Nehri'ni geçen ordu, Metz (Divodurum) şehrini ele geçirip yağmaladı ve halkını kılıçtan geçirdi. Ardından Reims, Mainz, Strasbourg ve Köln gibi şehirler Hun akınlarından nasibini aldı. Paris (Lutetia) ise Aziz Genevieve'in duaları (veya muhtemelen stratejik önemsizliği) sayesinde saldırıdan kurtuldu,,,,.
- Orleans Kuşatması Attila'nın asıl hedefi, stratejik bir geçiş noktası olan ve Loire Nehri üzerinde bulunan Orleans (Aurelianum) şehriydi. Şehir, Piskopos Anianus'un (St. Aignan) liderliğinde Hunlara karşı direndi. Şehir düşmek üzereyken ve Hunlar surları aşıp yağmaya başlamışken, Aetius ve Theodoric komutasındaki müttefik ordusu ufukta göründü. Kuşatma araçları ve ganimetlerle yüklü olan Attila, taze ve güçlü bir orduyla şehir içinde savaşmayı riskli bularak geri çekilme emri verdi. Hun ordusu, süvari taktiklerine daha uygun olan düzlük bir alana, Katalon Ovası'na (Champagne bölgesi) doğru çekildi,,,,.
- Katalon (Mauriacum) Savaşı (20 Haziran 451) Tarihin en büyük ve en kanlı savaşlarından biri, günümüzde Châlons-en-Champagne (eski adıyla Châlons-sur-Marne) ile Troyes arasındaki bölgede, Katalon Ovası'nda (veya Campus Mauriacus) gerçekleşti.
- Orduların Düzeni: Jordanes'e göre, Attila kendi en iyi birlikleri olan Hunları merkeze yerleştirdi. Sağ kanadında Gepidler ve diğer müttefikler, sol kanadında ise Ostrogotlar (Valamir, Thiudimir ve Vidimir komutasında) vardı. Roma tarafında ise Aetius, sadakatinden şüphe ettiği Alan Kralı Sangiban'ı merkeze, Hunların karşısına koydu. Kendisi sol kanadı (Romalılar ve Franklar), Vizigot Kralı Theodoric ve oğlu Thorismund ise sağ kanadı tuttu,,,.
- Savaşın Seyri: Savaş, her iki tarafın da stratejik bir tepeyi ele geçirme mücadelesiyle başladı. Aetius ve Thorismund bu tepeyi tutmayı başardı. Attila, askerlerini cesaretlendirmek için ünlü bir konuşma yaptı: "Düşmana ilk mızrağı ben atacağım. Attila savaşırken hareketsiz kalan zaten ölmüş demektir!" Ancak Hunların merkeze yaptığı şiddetli saldırı, kanatlardan gelen Roma ve Vizigot baskısıyla durduruldu,,.
- Kırılma Noktası: Savaşın en kritik anında, yaşlı Vizigot Kralı Theodoric atından düşerek öldü (bir Ostrogot askeri olan Andag tarafından vurulduğu söylenir). Krallarının ölümü Vizigotları paniğe sürüklemek yerine daha da hırslandırdı. Oğlu Thorismund komutasındaki Vizigotlar, Hunların kanadını çökertti. Attila, kuşatılma tehlikesi karşısında ordusunu vagonlardan (arabalardan) oluşturduğu istihkamına (Laager) geri çekmek zorunda kaldı,,.
- Eyerlerden Oluşan Ateş: Attila, kampının düşmesi halinde düşman eline sağ geçmemek için at eyerlerinden devasa bir yığın yaptırdı ve ateşe vermeye hazırlandı. Ancak Hun okçuları, kampa yaklaşan düşmanları uzak tutmayı başardı,,.
- Savaşın Sonucu ve Attila'nın Geri Çekilişi Savaş taktiksel olarak sonuçsuz gibi görünse de stratejik olarak Attila'nın yenilgisiydi; çünkü ilerleyişi durdurulmuş ve geri çekilmek zorunda kalmıştı. Ancak Aetius, Hunları tamamen yok etmedi. Vizigotların Hunlar yok olduktan sonra Roma için daha büyük bir tehdit oluşturacağını düşünen Aetius, yeni kral Thorismund'u tahtını sağlama alması bahanesiyle evine (Toulouse) dönmeye ikna etti. Benzer şekilde Frankları da gönderdi. Böylece Attila'nın kuşatma altındaki ordusuna bir kaçış yolu bıraktı,,,.
Attila, bu "fırsatı" değerlendirerek düzenli bir şekilde geri çekildi ve Ren Nehri'ni geçerek başkentine döndü. Galya seferi Hunlar için büyük kayıplara mal olmuş ve Attila'nın "yenilmezlik" imajını sarsmıştı, ancak ordusu hala savaşma kapasitesine sahipti,,.
BÖLÜM VI: İtalya Seferi, Attila'nın Ölümü ve İmparatorluğun Çöküşü
- İtalya'nın İstilası ve Aquileia Kuşatması (452) Katalon Savaşı'ndan sonra Galya'dan çekilen Attila, ne gücünü kaybetmişti ne de hırsını. 451-452 kışını hazırlıkla geçiren Hun hakanı, Batı Roma'nın zayıflığını ve Aetius'un müttefiklerinin (Gotlar) dağıldığını görerek, yarım kalan işi bitirmeye ve "nişanlısı" Honoria'yı almaya karar verdi. 452 baharında Hun ordusu Julian Alplerini geçerek İtalya'ya girdi.
Attila'nın ilk hedefi, Adriyatik'in kuzeyindeki zengin ve stratejik ticaret şehri Aquileia idi. Şehir güçlü surlara sahipti ve Hunlara karşı inatçı bir direniş gösterdi. Kuşatma üç ay sürdü ve Hun ordusunda erzak sıkıntısı baş gösterdi. Askerlerin moralinin bozulduğu bir sırada Attila, bir leyleğin yavrularını alarak şehrin kulelerinden uçup gittiğini gördü. Bunu şehrin düşeceğine dair bir alamet olarak yorumlayan Attila, askerlerini cesaretlendirerek saldırıyı tazeledi. Şehir düştü, yağmalandı ve o kadar büyük bir yıkıma uğradı ki, sonraki yüzyıllarda yerini bulmak bile zorlaştı. Şehirden kaçanların lagünlere sığınması, Venedik şehrinin temellerini oluşturacaktı.
- Po Ovası'nda İlerleyiş ve Milano'daki Tablo Aquileia'nın düşüşünden sonra Hunlar, Kuzey İtalya'nın (Po Ovası) içlerine doğru hızla ilerlediler. Padova, Vicenza, Verona, Brescia ve Bergamo gibi şehirler sırasıyla düştü veya yağmalandı. Batı Roma İmparatorluğu'nun eski başkenti Milano (Mediolanum) ve Pavia (Ticinum) da Hunların eline geçti.
Milano'daki sarayda Attila, Roma imparatorlarını altın tahtlarında otururken ve İskit prenslerini onların ayaklarına kapanmış halde gösteren bir tablo gördü. Bu tasvirden rahatsız olan Attila, bir ressam bularak tabloyu değiştirmesini emretti. Yeni tabloda Attila tahtta oturuyor, Roma imparatorları ise çuvallar dolusu altını onun ayaklarının dibine döküyorlardı. Bu, Attila'nın Roma üzerindeki hakimiyet iddiasının görsel bir manifestosuydu.
- Papa Leo ile Tarihi Karşılaşma ve Geri Çekilme Attila, Mincio Irmağı'nın Po Nehri'ne döküldüğü yerde ordugahını kurdu. Roma şehri savunmasızdı ve İmparator Valentinianus korku içindeydi. Aetius, elindeki yetersiz kuvvetlerle açık bir savaşı göze alamıyordu. Çaresiz kalan Roma yönetimi, Attila'ya en üst düzeyde bir elçilik heyeti gönderdi. Heyette Konsül Avienus, Praefectus Trigetius ve Papa I. Leo (Büyük Leo) bulunuyordu.
Hristiyan efsanelerine göre, Papa Leo'nun belagati ve yanında beliren Aziz Petrus ile Aziz Paulus'un hayaletlerinin kılıçlarını çekerek Attila'yı tehdit etmesi üzerine, Hun hakanı korkarak geri çekilmeyi kabul etmiştir. Ancak modern tarihçiler ve dönemin kaynakları, Attila'nın geri çekilmesinde daha somut stratejik nedenlerin etkili olduğunu belirtir:
- Hastalık ve Açlık: İtalya'da o yıl yaşanan kıtlık ve yaz sıcaklarıyla birlikte Hun ordusunda baş gösteren salgın hastalıklar (muhtemelen dizanteri veya veba) orduyu zayıflatmıştı.
- Doğu Roma'nın Saldırısı: Doğu Roma'nın yeni ve savaşçı imparatoru Marcianus, Attila İtalya'dayken Tuna'yı geçerek Hunların savunmasız kalan merkezine saldırmıştı. Attila, iki ateş arasında kalmamak için geri dönmek zorundaydı.
- Aetius'un Tacizi: Aetius, Doğu'dan gelen takviyelerle Hun ordusunu taciz etmeye başlamıştı.
Attila, Papa Leo'nun ricalarını ve muhtemelen yüklü bir fidyeyi kabul ederek, ancak Honoria ve çeyizini alamazsa geri döneceği tehdidini savurarak İtalya'dan çekildi.
- Attila'nın Ölümü (453) Başkentine dönen Attila, Doğu Roma İmparatoru Marcianus'u vergi ödememekle tehdit ederek yeni bir sefer hazırlığına girişti. Ancak 453 yılının başlarında, haremi zaten kalabalık olmasına rağmen, İldico (muhtemelen Cermen kökenli bir isim) adında genç ve güzel bir kızla evlendi.
Düğün gecesi verilen büyük ziyafette Attila aşırı miktarda içki içti ve sırtüstü sızdı. Geceleyin şiddetli bir burun kanaması geçirdi; ancak sarhoş olduğu için uyanamadı ve kan boğazına akarak onu boğdu. Ertesi gün öğleye kadar ses çıkmayınca odaya giren muhafızlar, Attila'yı ölü, İldico'yu ise ağlarken buldular. Vücudunda herhangi bir yara izi yoktu.
Attila'nın ani ölümü, suikast dedikodularını da beraberinde getirdi. Bazı kaynaklar İldico'nun onu öldürdüğünü, bazıları ise Aetius'un parmağı olduğunu iddia etse de, en güvenilir kaynak olan Priskos, ölümün doğal bir kanama (muhtemelen özofagus varis kanaması veya beyin kanaması) sonucu gerçekleştiğini belirtir.
- Cenaze Töreni ve "Strava" Attila'nın cenazesi, Hun geleneklerine göre büyük bir yas ve ihtişamla yapıldı. Erkekler saçlarını kestiler ve yüzlerini kılıçla derinlemesine yaraladılar; böylece "en büyük savaşçıya kadınların gözyaşıyla değil, erkeklerin kanıyla yas tutulacaktı".
Naaşı, ovanın ortasında ipek bir çadıra yerleştirildi. Hunların en seçkin atlıları çadırın etrafında dörtnala dönerek ağıtlar yaktılar. Bu ağıt, Attila'nın kahramanlıklarını, fetihlerini ve halkına sağladığı güvenliği övüyordu. Törenin ardından "Strava" adı verilen büyük bir cenaze yemeği düzenlendi.
Attila geceleyin gizlice gömüldü. Priskos'un aktardığına göre, naaşı iç içe geçmiş üç tabuta konuldu: İlki altın, ikincisi gümüş, üçüncüsü ise demirdi. Bu metaller sırasıyla; güneşin/zenginliğin, ayın/parlaklığın ve savaşın/gücün sembolleriydi (veya iki imparatorluğun haracı ve savaşın gücü). Mezarın içine düşmanlardan ele geçirilen silahlar ve değerli eşyalar da konuldu. Mezarın yerini kimsenin bilmemesi ve mezar soygunculuğunu önlemek için, defin işlemini yapan kölelerin hepsi öldürüldü.
- İmparatorluğun Çöküşü: Nedao Savaşı (454) Attila'nın ölümüyle, kişisel karizması ve demir yumruğu ile bir arada tuttuğu imparatorluk hızla çözüldü. Oğulları İlek (Ellac), Dengizik ve İrnek (Ernak), iktidarı paylaşamadılar ve imparatorluğu bir aile mülkü gibi bölüşmeye kalkıştılar. Bu durum, Hunlara tabi olan Cermen kavimlerini isyana teşvik etti. Gepid Kralı Ardaric, "en değersiz köleler gibi bölüşülmeye" isyan ederek diğer kabileleri (Ostrogotlar hariç) etrafında topladı.
454 yılında (bazı kaynaklarda 455), Pannonia'daki Nedao Nehri kıyısında Hun kuvvetleri ile Ardaric liderliğindeki Cermen koalisyonu arasında büyük bir savaş yaşandı. Hunlar ağır bir yenilgiye uğradı. Attila'nın büyük oğlu ve veliahtı İlek savaş meydanında öldü. Bu yenilgi, Hun İmparatorluğu'nun sonu oldu.
Geriye kalan Hunlar, Dengizik ve İrnek liderliğinde Karadeniz'in kuzeyindeki bozkırlara çekildiler. Dengizik, imparatorluğu canlandırmak için Bizans'a karşı mücadeleyi sürdürdü ancak 469 yılında öldürüldü ve kesik başı İstanbul'da sergilendi. İrnek ise daha barışçıl bir politika izleyerek halkıyla birlikte daha doğuya çekildi ve Bulgarların ataları arasına karıştı. Böylece "Tanrı'nın Kırbacı"nın kurduğu muazzam imparatorluk, tıpkı bir meteor gibi parlayıp tarihin derinliklerinde kayboldu.
Sonuç: Attila, sadece bir barbar lider değil, Roma'nın çöküşünü hızlandıran, Avrupa'nın siyasi haritasını değiştiren ve efsaneleriyle (Nibelungen Destanı'ndaki Etzel, İskandinav sagalarındaki Atli) Batı kültüründe derin izler bırakan tarihi bir figürdür. Priskos'un dediği gibi, "büyük işler başarmak için doğmuştu" ve ölümüyle bir devir kapandı.
