BÖLÜM I: Kökler ve Fırtınalı Gençlik (M.Ö. 100 – 70)
Soylu Bir Başlangıç ve Tehlikeli Akrabalıklar
Caius Julius Caesar, M.Ö. 100 yılının 13 Temmuz günü (veya Quintilis ayı), kökleri Roma'nın en eski dönemlerine kadar uzanan patrisyen (soylu) bir ailede dünyaya geldi. Julii ailesi, soylarının Truva prensi Aeneas'ın oğlu Iulus'tan, dolayısıyla da tanrıça Venüs'ten geldiğini iddia etmekteydi. Bu ilahi köken iddiası, Caesar'ın ilerleyen yıllarda halası Julia'nın cenaze töreninde yaptığı konuşmada gururla vurgulayacağı bir unsur olacaktı. Ancak, böylesine köklü bir isme rağmen, Caesar doğduğunda ailesi Roma'nın en zengin veya en politik açıdan etkili hanelerinden biri değildi. Babası praetorluk yapmış olsa da konsüllüğe ulaşamamıştı ve Caesar on beş yaşındayken, babası bir sabah ayakkabılarını giyerken aniden yere yığılarak hayatını kaybetti.
Genç Caesar'ın hayatını asıl şekillendiren unsur, halası Julia'nın, Roma'nın o dönemki en güçlü adamlarından biri olan Caius Marius ile evli olmasıydı. Marius, "yeni adam" (novus homo) olarak bilinen, soylu olmayan kökenine rağmen askeri başarılarıyla konsüllüğe defalarca seçilmiş bir halk kahramanıydı. Bu akrabalık, Caesar'ı Roma siyasetindeki iki büyük kutuptan biri olan "Populares" (halkçılar) kanadına doğal bir müttefik yaparken, aristokratik "Optimates" kanadının ve onların lideri Lucius Cornelius Sulla'nın da doğal düşmanı haline getirdi.
Sulla'nın Gazabı ve İlk Direniş
Caesar henüz genç bir adamken, Roma kanlı bir iç savaşa sürüklendi. Sulla, Roma'yı ele geçirip diktatörlüğünü ilan ettiğinde, Marius ve Cinna taraftarlarına karşı acımasız bir temizlik harekatına (proscription) girişti. Caesar, Marius'un yeğeni olmasının yanı sıra, Marius'un müttefiki Cinna'nın kızı Cornelia ile evliydi.
İktidarı mutlak olan Sulla, genç Caesar'a karısı Cornelia'dan boşanmasını emretti. O dönemde Pompey gibi pek çok hırslı adam, Sulla'nın emirlerine boyun eğerek eşlerini terk etmişti. Ancak henüz yirmili yaşlarının başında olan Caesar, diktatörün yüzüne karşı gelerek bu emri reddetti. Bu, o dönem için "olağanüstü bir cesaret" örneğiydi. Sulla, bu itaatsizlik karşısında Caesar'ın rahiplik unvanını (Flamen Dialis adaylığı), karısının çeyizini ve aile mirasını müsadere etti. Caesar, Roma'dan kaçmak zorunda kaldı.
Kaçak olduğu dönemde, Sabin topraklarında her gece yer değiştirerek ve sıtma nöbetleriyle boğuşarak gizlendi. Bir keresinde Sulla'nın askerleri tarafından yakalandı ve serbest kalmak için komutan Cornelius Phagites'e 12.000 denarii rüşvet vermek zorunda kaldı. Sonunda, annesi Aurelia ve Sulla'yı destekleyen etkili akrabalarının (Vestal Bakireleri dahil) ısrarlı ricaları üzerine Sulla, Caesar'ı affetmeyi kabul etti. Ancak Sulla'nın, Caesar'ı affederken söylediği sözler kehanet niteliğindeydi: "Onu alın, ama şunu bilin ki, kurtarmayı bu kadar arzuladığınız bu adam, bir gün hepimizin savunduğu aristokrasiyi yok edecek; çünkü bu Caesar'da birçok Marius gizli".
Doğu'da İlk Hizmet ve "Corona Civica"
Roma'da kalması hala tehlikeli olduğundan, Caesar askeri hizmetini yapmak üzere Doğu'ya gitti. İlk durağı Bithynia (bugünkü Kuzeybatı Anadolu) Kralı Nicomedes'in sarayıydı. Burada, kraldan Roma donanması için gemi talep etmekle görevlendirildi. Ancak Caesar'ın kralın sarayında geçirdiği uzun zaman, hayatı boyunca peşini bırakmayacak dedikodulara yol açtı. Siyasi rakipleri ve askerleri, Caesar'ın Kral Nicomedes ile uygunsuz bir ilişki yaşadığını iddia ederek onunla "Bithynia Kraliçesi" diye alay ettiler. Caesar bu iddiaları hayatı boyunca şiddetle reddetti.
Bithynia'dan sonra Mytilene (Midilli) kuşatmasına katılan Caesar, burada ilk büyük askeri başarısını gösterdi. Bir vatandaşı savaş alanında kurtardığı için, Roma'nın en prestijli askeri nişanlarından biri olan "Corona Civica" (Meşe Yapraklı Taç) ile ödüllendirildi. Bu ödül, sahibine senatoda ayrıcalıklı bir yer sağlardı.
Korsanların Elinde
Sulla'nın ölümünden sonra Roma'ya dönen Caesar, hitabet sanatını geliştirmek amacıyla dönemin en ünlü retorik hocası Apollonius Molon'dan ders almak üzere Rodos'a gitmeye karar verdi. Ancak Ege Denizi'nde yolculuk ederken, Pharmacusa adası yakınlarında Kilikyalı korsanlar tarafından kaçırıldı.
Bu olay, Caesar'ın karakterini en net gösteren anekdotlardan biridir. Korsanlar, serbest bırakılması için 20 talent (o dönemin para birimi) fidye istediklerinde, Caesar onlara güldü ve kiminle uğraştıklarını bilmediklerini söyleyerek 50 talent ödeyeceğini belirtti. Arkadaşlarını parayı bulmaları için şehirlere gönderen Caesar, korsanların arasında 38 gün boyunca bir esir gibi değil, bir efendi gibi davrandı. Onlarla spor yaptı, yazdığı şiirleri ve konuşmaları onlara okudu. Kendisini alkışlamadıklarında onlara "cahil barbarlar" dedi ve sık sık şakayla karışık onları yakaladığında çarmıha gereceğini söyledi.
Fidye ödenip serbest bırakıldıktan sonra Caesar, sözünü tutmakta gecikmedi. Derhal Milet'e giderek bir filo topladı, korsanları yakaladı ve onları hapse attırdı. Bölge valisi Junius'un cezalandırma konusunda tereddüt ettiğini görünce, inisiyatifi ele alarak korsanları bizzat çarmıha gerdirdi. Ancak bir merhamet (veya pragmatizm) göstergesi olarak, acı çekmemeleri için çarmıha gerilmeden önce boğazlarını kestirdi.
Roma'ya Dönüş
M.Ö. 73 civarında Roma'ya dönen Caesar, Pontifex (rahipler koleji) üyeliğine seçildi. Artık gençlik maceraları geride kalmış, Roma'nın karmaşık siyaset sahnesinde "halkın adamı" rolünü oynamaya ve merdivenleri tırmanmaya hazırdı.
BÖLÜM II: Politik Yükseliş ve İktidar Oyunu (M.Ö. 69 – 60)
İspanya'da Bir Muhasebe ve Büyük İskender'in Gölgesi
Quaestor (mali işlerden sorumlu devlet memuru) seçilen Caesar, M.Ö. 69 yılında İspanya'nın "Öte" eyaletine (Hispania Ulterior) gönderildi. Buradaki görevi sırasında Gades (bugünkü Cadiz) şehrindeki Herkül Tapınağı'nı ziyaret ettiğinde, Büyük İskender'in bir heykelini gördü. Heykelin önünde derin bir iç çekerek ağlamaya başladığı söylenir. Nedeni sorulduğunda ise şu cevabı verdi: "İskender benim yaşımdayken dünyanın hakimi olmuştu, bense henüz kayda değer hiçbir şey yapmadım." Bu anekdot, Caesar'ın içindeki doymak bilmez hırsı ve kendisini tarihin en büyükleriyle kıyaslama takıntısını gözler önüne serer.
Yine bu dönemde Caesar'ın gördüğü garip bir rüya da onun hırsını körükledi. Rüyasında kendi annesine tecavüz ettiğini görmüş ve dehşete düşmüştü. Ancak kâhinler bu rüyayı, annenin "Toprak Ana"yı temsil ettiği ve Caesar'ın dünyaya hükmedeceği şeklinde yorumladılar.
Aedile Olmak: "Bibulus'un Parası, Caesar'ın Şöhreti"
Roma'ya döndüğünde, M.Ö. 65 yılında Curule Aedile seçildi. Bu görev, kamu binalarının bakımı ve halk oyunlarının düzenlenmesini kapsıyordu; yani halkın gözüne girmek için mükemmel bir fırsattı. Caesar bu fırsatı sonuna kadar kullandı. Forumu, Capitol'ü ve bazilikaları süsletti, halka muazzam oyunlar ve ziyafetler sundu. Ölen babasının anısına düzenlediği gladyatör dövüşlerinde o kadar çok gladyatör (320 çift) sergiledi ki, Senato korkuya kapılarak bir kişinin sahip olabileceği gladyatör sayısına yasal sınırlama getirmek zorunda kaldı.
Bu harcamaların büyük kısmını meslektaşı Bibulus ile ortaklaşa yapsalar da, tüm övgüyü Caesar topladı. Bibulus bu durumu acı bir şakayla şöyle ifade edecekti: "Pollux ile Castor'un tapınağında olduğu gibi... Tapınak ikisine adanmış olsa da herkes sadece Castor'un adını anar. Ben de Bibulus ve Caesar'ın aedileliğinde, sadece Caesar'ın adının anıldığını görüyorum".
Caesar'ın bu dönemdeki en cüretkar hamlesi ise, bir gece ansızın Marius'un zafer anıtlarını ve heykellerini Capitol'e diktirmesi oldu. Sulla tarafından yasaklanan ve yok edilen bu sembollerin bir sabah parıldayan altınlarla yeniden belirmesi, halkı sevince boğarken Senato'daki aristokratları (Optimates) dehşete düşürdü. Senato lideri Catulus, Caesar'ı "devleti artık gizlice değil, açıkça kuşatma makineleriyle yıkmaya çalışmakla" suçladı.
"Ya Başrahip Dönerim Ya da Sürgün"
M.Ö. 63 yılı Caesar için bir dönüm noktasıydı. Roma'nın en yüksek dini makamı olan Pontifex Maximus (Başrahip) unvanı için aday oldu. Rakipleri dönemin en güçlü ve saygın senatörleriydi. Ancak Caesar, muazzam rüşvetler dağıtarak ve borçlanarak seçime girdi. Seçim sabahı annesi Aurelia onu gözyaşlarıyla uğurlarken, Caesar ona şu tarihi sözü söyledi: "Anne, oğlunu bugün ya Başrahip olarak göreceksin ya da bir sürgün". Kaybederse borçları yüzünden Roma'da barınması imkansızdı. Sonuçlar açıklandığında Caesar, rakiplerini kendi kabilelerinde bile geride bırakarak ezici bir zafer kazandı.
Aynı yıl Roma, Catiline Komplosu ile sarsıldı. Lucius Sergius Catiline ve yandaşları devleti yıkmak için bir komplo kurmuştu. Komplocular yakalandığında Senato'da kaderleri tartışıldı. Birçok senatör idam isterken, Caesar ayağa kalkarak idamın hukuka aykırı olduğunu, bunun yerine ömür boyu hapis ve mallarının müsadere edilmesini savundu. Konuşması o kadar etkiliydi ki, Senato'nun fikrini değiştirmek üzereydi. Ancak Cato'nun sert müdahalesiyle rüzgar tersine döndü ve idam kararı çıktı. Caesar bu süreçte komplocularla işbirliği yapmakla suçlandı ve Senato çıkışında bir grup şövalye (equites) tarafından kılıçlarla tehdit edilerek neredeyse linç ediliyordu.
Bona Dea Skandalı ve "Caesar'ın Karısı"
M.Ö. 62'de Praetor olan Caesar, yılın sonunda büyük bir skandalla karşılaştı. Sadece kadınların katılabildiği "Bona Dea" (İyi Tanrıça) festivali Caesar'ın evinde, karısı Pompeia ve annesi Aurelia'nın ev sahipliğinde yapılıyordu. Ancak, Caesar'ın karısına aşık olduğu söylenen genç aristokrat Clodius, kadın kılığına girerek eve sızdı. Yakalandığında büyük bir dine saygısızlık davası açıldı. Caesar, Clodius'a karşı tanıklık yapmayı reddetse de karısı Pompeia'dan derhal boşandı. Neden tanıklık yapmadığı sorulduğunda ise şu cevabı verdi: "Çünkü Caesar'ın karısı, şüphelerin bile üzerinde olmalıdır".
Borç Batağı ve Birinci Triumvirate
M.Ö. 61'de İspanya valiliğine atanan Caesar, Roma'dan ayrılamıyordu çünkü alacaklıları kapısını tutmuştu. Toplam borcu 25 milyon sestertius'u buluyordu (dönemin en zenginlerinden biri için bile devasa bir rakam). İmdadına, Roma'nın en zengin adamı Crassus yetişti ve borçlarına kefil oldu.
İspanya'daki başarılı askeri harekatlarının ardından M.Ö. 60'ta Roma'ya dönen Caesar'ın önünde iki hedef vardı: Bir zafer alayı (triumph) düzenlemek ve Konsül olmak. Ancak yasalar, zafer alayı için şehir dışında beklemesini, konsüllük adaylığı içinse şehre girmesini gerektiriyordu. Senato (özellikle Cato), Caesar'a özel izin vermeyi reddederek onu bir seçime zorladı: Ya zafer alayı ya konsüllük. Caesar, hiç tereddüt etmeden zafer alayından vazgeçti ve konsüllük için şehre girdi.
Bu sırada Roma siyaseti Pompey ve Crassus arasındaki rekabetle kilitlenmişti. Caesar, siyasi dehasını konuşturarak bu iki düşmanı barıştırdı ve kendisine kattı. Böylece tarihe "Birinci Triumvirate" (Üçlü Yönetim) olarak geçecek olan gayri resmi ittifak kuruldu: Pompey'in askeri gücü, Crassus'un parası ve Caesar'ın popülaritesi birleşmişti. Bu ittifak sayesinde Caesar, M.Ö. 59 yılı için Konsül seçildi. Artık Roma'yı değiştirecek güç elindeydi.
BÖLÜM III: Galya'nın Fethi - I. Kısım (M.Ö. 58 – 55)
"Bütün Galya Üçe Ayrılır..."
M.Ö. 58 yılında Caesar, prokonsül olarak eyaletine vardığında, tarihinin en büyük askeri maceralarından biri başlamak üzereydi. Kendi yazdığı Commentarii de Bello Gallico (Galya Savaşı Üzerine Yorumlar) adlı eserinin o meşhur giriş cümlesinde belirttiği gibi, Galya; Belgae, Aquitani ve Keltler (Galyalılar) olmak üzere üç ana bölgeye ve halka ayrılmıştı,. Caesar, sadece eyalet sınırlarını korumakla kalmayıp, Roma'nın kuzeyindeki bu devasa ve huzursuz toprakları tamamen kontrol altına alma niyetindeydi.
Helvetlerin Göçü ve Bibracte Savaşı (M.Ö. 58)
Caesar'ın ilk büyük sınavı, bugünkü İsviçre topraklarında yaşayan Helvetler (Helvetii) ile oldu. Yaklaşık 368.000 kişilik bu halk, anayurtlarını yakıp yıkarak batıya, daha verimli topraklara kitlesel bir göç başlatmıştı,. Bu göç dalgası, Roma'nın müttefiki olan kabileleri ve Transalpine Galya eyaletini tehdit ediyordu.
Caesar, bu durumu bir fırsat olarak gördü. Cenevre Gölü'nden Jura Dağları'na kadar uzanan bir savunma hattı kurarak Helvetlerin geçişini engelledi,. Başka bir rota izlemek zorunda kalan Helvetleri takip eden Caesar, Saône Nehri'ni geçerken geride kalan Tigurini klanına ani bir saldırı düzenleyerek onları yok etti. Bu saldırı, aynı zamanda kişisel bir intikamdı; çünkü Tigurini'ler yıllar önce bir Roma ordusunu yenmiş ve Caesar'ın kayınpederinin dedesini öldürmüşlerdi,.
Nihai hesaplaşma Bibracte yakınlarında gerçekleşti. Caesar, savaş öncesinde atını ve subaylarının atlarını uzağa göndererek, "kaçış yok, ya zafer ya ölüm" mesajı verdi,. Romalıların disiplini ve taktik üstünlüğü, sayıca çok üstün olan Helvetlere karşı galip geldi. Savaşın sonunda hayatta kalan yaklaşık 110.000 Helvet, Caesar'ın emriyle eski topraklarına dönmeye zorlandı; böylece Cermenlere karşı bir tampon bölge oluşturulmuş oldu.
Cermen Kralı Ariovistus ile Hesaplaşma (M.Ö. 58)
Helvet zaferinin ardından Galli kabile liderleri, Caesar'dan yardım istedi. Sequani kabilesi tarafından paralı asker olarak Galya'ya davet edilen Cermen kralı Ariovistus, zamanla bölgenin hakimi haline gelmiş ve yerel halka zulmetmeye başlamıştı,. Ariovistus, daha önce Roma Senatosu tarafından "Roma Halkının Dostu" ilan edilmiş olsa da, Caesar bu unvanı bir kenara iterek Ariovistus'a ültimatom verdi.
İki lider arasındaki görüşmeler sonuçsuz kalınca savaş kaçınılmaz oldu. Vesontio (Besançon) yakınlarında gerçekleşen savaşta Caesar'ın lejyonları, fiziksel olarak kendilerinden çok daha iri ve korkutucu olan Cermen savaşçılarını ezici bir yenilgiye uğrattı,. Ariovistus, Ren Nehri'nin ötesine kaçmak zorunda kaldı ve Galya üzerindeki Cermen tehdidi geçici olarak durduruldu.
"En Cesurları": Belgae Seferi (M.Ö. 57)
M.Ö. 57 yılında Caesar, Galya'nın kuzeyindeki Belgae (Belçikalılar) kabilelerinin Roma'ya karşı birleştiği haberini aldı. Caesar'a göre Belgae halkı, "Galyalıların en cesuruydu" çünkü medeniyetten (ve Roma'nın yozlaştırıcı lüksünden) en uzak olanlar onlardı.
Sambre Nehri kıyısında Nervii kabilesiyle yapılan savaş, Caesar'ın kariyerindeki en kritik anlardan biriydi. Nerviiler, Romalılar kamp kurarken ani bir baskın düzenledi. Roma ordusu hazırlıksız yakalanmıştı; askerlerin miğferlerini takmaya veya kalkanlarının kılıflarını çıkarmaya bile vakitleri olmadı. Bozgunun eşiğine gelinen bu anda Caesar, ön saflara atılıp bir askerin kalkanını kaparak bizzat savaştı. Onun bu cesareti askerlerine moral verdi ve kaybedilmek üzere olan bir savaşı zafere dönüştürdü,. Bu zaferle birlikte Belgae kabileleri boyun eğdirildi.
Ren Nehri'ni Geçiş ve Almanya'ya Gözdağı (M.Ö. 55)
M.Ö. 55 yılında, Usipetes ve Tencteri adlı iki Cermen kabilesi Ren Nehri'ni geçerek Galya'ya girdi. Caesar, onlarla müzakere ederken bir ateşkes ihlali yaşandığını öne sürerek, kadın ve çocuklar dahil olmak üzere büyük bir katliam emri verdi. Bu olay Roma'da büyük tartışma yarattı; senatör Cato, "anlaşmaya ihanet ettiği" gerekçesiyle Caesar'ın düşmana teslim edilmesini bile önerdi,.
Ancak Caesar durmadı. Cermenlere Roma'nın gücünü göstermek ve Ren Nehri'nin Roma için bir engel olmadığını kanıtlamak istiyordu. Mühendislerine verdiği emirle, o dönem için imkansız görülen bir şeyi başardı: Sadece 10 gün içinde Ren Nehri üzerine devasa bir ahşap köprü inşa ettirdi,. Ordu karşı kıyıya geçti, 18 gün boyunca Cermen topraklarında köyleri yakıp yıkarak gövde gösterisi yaptı ve ardından Galya'ya dönerek köprüyü yıktı,. Bu hamle, askeri bir seferden ziyade psikolojik bir savaştı ve Caesar'ın "doğanın güçlerine bile hükmedebildiği" imajını pekiştirdi.
BÖLÜM IV: Galya'nın Fethi - II. Kısım ve Britanya (M.Ö. 55 – 50)
Okyanusun Ötesine: Britanya Seferleri (M.Ö. 55 – 54)
M.Ö. 55 yılının sonlarına doğru Caesar, gözünü o dönem Romalılar için dünyanın sınırlarının ötesinde, gizemli bir ada olan Britanya'ya dikti. Gerekçesi, Britanyalıların Galya savaşlarında düşmanlarına yardım etmesiydi, ancak asıl motivasyon, Roma ordusunu daha önce kimsenin gitmediği bir yere götürerek eşsiz bir şöhret kazanmak ve adanın efsanevi zenginliklerine (özellikle incilere) ulaşmaktı.
İlk sefer, yazın sonunda aceleyle planlandı. Manş Denizi'nin gelgitleri ve fırtınaları Romalıların alışık olmadığı zorluklardı. Karaya çıkış sırasında İngiliz savaş arabaları ve süvarileri tarafından karşılanan lejyonlar tereddüt etti. Bu kritik anda, Onuncu Lejyon'un sancaktarı kartalı (aquila) denize fırlatarak bağırdı: "Atlayın askerler, eğer kartalınızı düşmana teslim etmek istemiyorsanız! Ben Cumhuriyet'e ve komutanıma olan görevimi yapacağım". Bu cesaret örneğiyle askerler karaya çıktı ve kıyıbaşını tuttu. Ancak çıkan fırtına gemileri parçaladı ve Caesar, kışı adada geçiremeyeceğini anlayarak Galya'ya döndü.
Ertesi yıl (M.Ö. 54), Caesar daha büyük bir donanma ve 5 lejyonla geri döndü. Thames Nehri'ni geçerek yerel kabile lideri Cassivellaunus'u mağlup etti. Ancak Britanya'da kalıcı bir işgalden ziyade, vergiye bağlama ve rehineler alma yoluyla sembolik bir zafer kazandı. Roma halkı için bu, "bilinen dünyanın ötesine" yapılan bir yolculuktu ve Caesar'a 20 günlük bir şükran festivali (supplicatio) kazandırdı.
Karanlık Yıllar ve Triumvirate'in Çöküşü (M.Ö. 54 – 53)
Zafer sarhoşluğu sürerken Caesar kişisel ve politik hayatında ağır darbeler aldı. M.Ö. 54 yılında, kızı ve Pompey'in çok sevdiği karısı Julia, doğum yaparken hayatını kaybetti. Bu ölüm, Caesar ile Pompey arasındaki en güçlü kişisel bağı kopardı.
Daha da kötüsü, M.Ö. 53 yılında, şan ve şöhret peşinde koşarak Part İmparatorluğu'na saldıran Crassus, Carrhae Savaşı'nda ordusuyla birlikte yok edildi ve öldürüldü. Triumvirate (Üçlü Yönetim) artık yoktu; Roma'nın kaderi artık Caesar ve Pompey arasındaki kaçınılmaz hesaplaşmaya kalmıştı.
Galya'da ise durum kötüleşiyordu. M.Ö. 54 kışında Eburones kabilesi lideri Ambiorix'in tuzağına düşen Sabinus ve Cotta komutasındaki 15 kohortluk Roma birliği tamamen imha edildi. Bu, Caesar'ın Galya'daki ilk büyük yenilgisiydi. Caesar, hemen ardından kuşatma altındaki Q. Cicero'yu (ünlü hatip Cicero'nun kardeşi) kurtarmak için yıldırım hızıyla hareket etti ve isyancıları ezdi. M.Ö. 53 yılını, bu isyanın intikamını almak için "vastatio" (yıkım) harekatlarıyla, köyleri yakıp yıkarak geçirdi.
Vercingetorix ve Büyük Galya İsyanı (M.Ö. 52)
M.Ö. 52 yılı, Caesar'ın en büyük sınavıydı. Arverni kabilesinden genç ve karizmatik bir lider olan Vercingetorix, neredeyse tüm Galya kabilelerini Roma'ya karşı birleştirmeyi başardı. Vercingetorix, Romalıları aç bırakmak için "yanmış toprak" taktiği uyguluyor, kendi köylerini ve erzak depolarını yakıyordu.
Caesar, kış ortasında Alpleri aşarak Galya'ya girdi. Avaricum şehrini zorlu bir kuşatmadan sonra ele geçirip halkını kılıçtan geçirdi. Ancak Gergovia kuşatmasında taktiksel bir hata ve askerlerinin disiplinsizliği yüzünden yenilgiye uğradı ve geri çekilmek zorunda kaldı. Bu başarısızlık, Roma'nın en sadık müttefiki Aedui kabilesinin bile isyana katılmasına neden oldu.
Alesia: Bir Çağın Sonu
Savaşın kaderi Alesia'da belirlendi. Caesar, Vercingetorix'i ve 80.000 askerini bu tepe şehrine hapsetti. Ancak kendisi de dışarıdan gelecek devasa bir Galya yardım ordusu tarafından kuşatılma tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Mühendislik dehasını konuşturan Caesar, şehri kuşatmak için içe bakan bir duvar (circumvallation) ve dışarıdan gelecek saldırıları durdurmak için dışa bakan ikinci bir duvar (contravallation) inşa ettirdi.
Devasa Galya yardım ordusu geldiğinde, Caesar iki ateş arasında kaldı. Günlerce süren kanlı çatışmaların ardından, bizzat Caesar'ın süvarilerin başında savaşa girdiği son bir hücumla Galyalılar bozguna uğratıldı. Umudunu kaybeden Vercingetorix, silahlarını bırakarak teslim oldu. Plutarch'a göre, en güzel zırhlarını giyip atıyla Caesar'ın önüne gelmiş, etrafında bir tur attıktan sonra silahlarını çıkarıp sessizce Caesar'ın ayaklarının dibine oturmuştu.
M.Ö. 51 yılındaki son temizlik harekatlarıyla (Uxellodunum kuşatmasında direnenlerin ellerini kestirmesi gibi acımasız cezalarla) Galya'nın fethi tamamlandı. Caesar, 8 yılın sonunda Roma'ya muazzam bir servet, deneyimli bir ordu ve eşsiz bir şöhretle dönmeye hazırdı. Ancak Roma'da Pompey ve Senato, onu bir kahraman gibi karşılamaya hiç niyetli değildi.
BÖLÜM V: Rubicon ve İç Savaş (M.Ö. 49 – 48)
"Zarlar Atıldı" (Alea Iacta Est)
M.Ö. 50 yılının sonlarına gelindiğinde Roma'da siyasi kriz tırmanmıştı. Senato'daki Caesar karşıtları (Cato ve Marcellus önderliğinde), Caesar'ın ordusunu terhis edip Roma'ya sivil bir vatandaş olarak dönmesini talep ediyordu. Bu, Caesar için siyasi intihar ve mahkemelerde yargılanmak demekti. Caesar'ın uzlaşma teklifleri reddedildi ve Senato, Senatus Consultum Ultimum (Nihai Karar) ile Caesar'ı devlet düşmanı ilan etme yoluna gitti.
M.Ö. 49 yılının Ocak ayında Caesar, eyaleti Cisalpine Galya ile İtalya'yı ayıran küçük bir nehir olan Rubicon'un kıyısına geldi. Yanında sadece tek bir lejyon (13. Lejyon) vardı. Suetonius, bu tarihi anı dramatik bir sahneyle anlatır: Caesar'ın bir süre tereddüt ettiğini, "Geri dönebiliriz, ama şu küçük köprüyü geçersek her şeyi silahlar belirleyecek" dediğini aktarır. Efsaneye göre, o sırada flüt çalan devasa bir figür belirmiş, bir askerin borusunu kapıp nehri geçerken savaş marşı çalmıştır. Bunu bir işaret sayan Caesar, o meşhur sözü söylemiştir: "Alea iacta est" (Zarlar atıldı).
İtalya'da Yıldırım Savaşı (Blitzkrieg)
Caesar'ın hızı ve cüreti rakiplerini şoka uğrattı. Pompey ve Senato, Caesar'ın kış ortasında, sadece tek bir lejyonla saldırmasını beklemiyordu. Caesar, Ariminum (Rimini) ve diğer şehirleri hızla ele geçirdi. Roma'da panik havası hakimdi. Bir zamanlar "İtalya toprağına ayağımı vursam ordular fışkırır" diyerek böbürlenen Pompey, şimdi şehri terk etmek zorunda kalmıştı.
Bu süreçte Caesar'ın en büyük silahı "clementia" (merhamet) politikasıydı. Corfinium şehrinde kendisine direnen Domitius Ahenobarbus'u kuşatıp teslim aldığında, herkes Caesar'ın onu idam etmesini bekliyordu. Oysa Caesar, Domitius'u serbest bıraktı ve hatta paralarını iade etti. Bu davranış, kamuoyunu Caesar'ın tarafına çekerken, Pompey'in destekçilerinin moralini bozdu. Caesar, "Ben Sulla gibi olmayacağım, kendimi cömertlik ve merhametle sağlama alacağım" diyerek stratejisini açıkça belirtiyordu.
Mart ayına gelindiğinde Caesar, Pompey'i İtalya'nın topuğundaki Brundisium limanına kadar kovaladı. Ancak gemi eksikliği nedeniyle Pompey'in Adriyatik Denizi'ni geçerek Yunanistan'a kaçmasına engel olamadı. İtalya artık Caesar'ındı, ama denizler ve doğu eyaletleri Pompey'in elindeydi.
"Generalsiz Bir Orduya Karşı"
Pompey'i takip edecek gemisi olmayan Caesar, stratejik bir karar verdi. Pompey'in İspanya'daki (Hispania) deneyimli ve güçlü ordusu, arkadan bir tehdit oluşturuyordu. Caesar, "Önce generalsiz bir orduya (İspanya'daki Pompey yanlılarına), sonra da ordusuz bir generale (Yunanistan'daki Pompey'e) gideceğim" diyerek rotasını batıya çevirdi.
Massilia (Marsilya) şehri Caesar'a kapılarını kapattığında, orayı kuşatması için birlik bıraktı ve İspanya'ya geçti. Ilerda (Lérida) yakınlarında Pompey'in komutanları Afranius ve Petreius ile karşılaştı. Burada büyük bir meydan savaşından ziyade, Caesar'ın mühendislik dehası ve manevra kabiliyeti konuştu. Nehir yataklarını değiştirerek ve ikmal hatlarını keserek düşmanı açlığa mahkum etti. Sonunda, düşman ordusu savaşmadan teslim olmak zorunda kaldı. Caesar, onları da serbest bıraktı. Sadece 40 günde batı eyaletlerini tamamen kontrol altına almıştı.
Dyrrachium: Yenilginin Kıyısında
M.Ö. 48 yılında Caesar, Roma'ya dönüp diktatörlüğünü ve konsüllüğünü ilan ettikten sonra, kışın ortasında riskli bir hamleyle Adriyatik'i geçerek Yunanistan'a çıktı. Ancak ordusunun tamamını geçirememişti ve Pompey'in devasa ordusu karşısında sayıca çok azdı.
İki ordu Dyrrachium (Durrës, Arnavutluk) yakınlarında karşılaştı. Caesar, kendisinden çok daha kalabalık olan Pompey'in ordusunu, kilometrelerce uzunluğunda bir sur hattıyla kuşatmaya çalıştı. Bu, askeri tarihte eşine az rastlanan bir durumdu: Azınlıkta olan, çoğunluğu kuşatıyordu. Kuşatma sırasında Caesar'ın askerleri açlıktan ot ve köklerden yaptıkları ekmekleri yiyor, bunları Pompey'in hatlarına atarak "Sizi yiyene kadar gitmeyeceğiz" mesajı veriyorlardı.
Ancak Pompey, Caesar'ın hattındaki bir zayıf noktayı bularak yarma harekatı düzenledi. Caesar'ın ordusu dağıldı ve büyük bir bozgun yaşandı. Pompey, bunun bir tuzak olduğunu düşünerek takibi bıraktı. Caesar o gün, "Eğer düşmanın kazanmayı bilen bir komutanı olsaydı, savaş bugün biterdi" diyerek felaketin kıyısından döndüğünü itiraf etti.
Pharsalus Savaşı: Titanların Çarpışması (Ağustos 48)
Caesar, Dyrrachium'dan çekilerek Teselya'daki Pharsalus ovasına yöneldi. Pompey, Senato'nun aristokrat üyelerinin (Optimates) baskısı ve "Savaş ne zaman bitecek?" şikayetleri üzerine, aslında istemediği halde meydan savaşına zorlandı.
Güç Dengesi:
- Pompey: Yaklaşık 45.000 piyade ve 7.000 süvari.
- Caesar: Yaklaşık 22.000 yorgun piyade ve sadece 1.000 süvari.
Pompey'in planı basitti: Üstün süvari gücüyle Caesar'ın sağ kanadını kuşatıp ordusunu arkadan vurmak. Caesar bu hamleyi öngördü. Üçüncü hattından (triplex acies) gizlice çektiği 6 kohortluk (yaklaşık 2000-3000 asker) özel bir dördüncü hat oluşturdu ve bunları süvarilerin arkasına gizledi.
Savaş başladığında Pompey'in süvarileri saldırdı. Ancak Caesar'ın gizli dördüncü hattı, mızraklarını fırlatmak yerine süngü gibi kullanarak süvarilerin yüzlerine ve gözlerine nişan alarak ani bir karşı saldırıya geçti. Genç ve soylu Romalılardan oluşan Pompey'in süvarileri, yüzlerinin parçalanmasından korkarak paniğe kapıldı ve kaçtı.
Süvari desteğini kaybeden Pompey'in sol kanadı çöktü. Caesar, taze ihtiyat birliklerini devreye sokarak Pompey'in merkezini yardı. Zafer kesindi. Caesar, savaş alanında ölü Romalıları seyrederken o ünlü sözünü söyledi: "Hoc voluerunt" (Bunu onlar istedi. Bunca başarının ardından ben Gaius Caesar, ordumdan yardım istemeseydim suçlu ilan edilecektim).
Pompey'in Sonu
Savaşı kaybeden Pompey, bir zamanlar fethettiği Doğu'ya kaçtı. Mısır'a sığınmayı umuyordu. Ancak Mısır Kralı Ptolemaios'un danışmanları, kazanan tarafın (Caesar'ın) gözüne girmek için Pompey'i öldürmeye karar verdiler. Pompey, karısının gözleri önünde, Mısır kıyısında bir sandalda bıçaklanarak öldürüldü ve başı kesildi.
Caesar Mısır'a vardığında, kendisine Pompey'in kesik başı ve yüzük mührü sunuldu. Ancak Caesar, zafer kutlamak yerine, eski dostu ve damadı olan bu büyük komutanın kaderine ağladı ve katilleri cezalandıracağına yemin etti.
BÖLÜM VI: Mısır, Kleopatra ve Mutlak Güç (M.Ö. 48 – 45)
İskenderiye'de Bir Romalı ve Halıdaki Kraliçe
Pompey'in peşinden İskenderiye'ye gelen Caesar, M.Ö. 48 yılının Ekim ayında şehre vardığında rakibinin çoktan öldürüldüğünü öğrendi. Mısırlılar, ona Pompey'in yüzük mührünü ve kesik başını sunduklarında, Caesar'ın bu manzaradan iğrenerek yüzünü çevirdiği ve eski dostu, damadı olan bu büyük komutan için gözyaşı döktüğü anlatılır.
Caesar, yanında sadece yaklaşık 4.000 kişilik küçük bir kuvvetle Mısır'a girmişti ancak bir Roma konsülü olarak otoriter davranmaktan çekinmedi. Lictor'larıyla (muhafızlarıyla) şehre girişi, bağımsızlıklarına düşkün İskenderiye halkını öfkelendirdi ve sokak çatışmaları başladı. Bu sırada Mısır tahtı için kardeşler arası bir kavga sürüyordu: Çocuk kral XIII. Ptolemaios ve sürgündeki kız kardeşi Kleopatra. Caesar, babaları Auletes'in vasiyetini gerekçe göstererek hakemlik yapmaya karar verdi.
Ptolemaios'un ordusu şehri kontrol ederken, Kleopatra'nın saraya girmesi imkansız görünüyordu. Ancak tarihin en ünlü sahnelerinden birinde Kleopatra, Apollodorus adlı bir Sicilyalı dostunun yardımıyla, bir yatak çarşafına (veya halıya/çamaşır torbasına) sarılarak gizlice saraya sokuldu ve Caesar'ın huzuruna çıkarıldı. Kleopatra'nın cesareti, zekası ve cazibesi karşısında büyülenen Caesar, o gece onunla sevgili oldu ve ertesi gün Kleopatra ile kardeşinin tahtı paylaşmaları gerektiğini ilan etti.
İskenderiye Savaşı ve Yanan Kütüphane
Bu karar, Ptolemaios'un danışmanlarını, özellikle de haremağası Pothinus ve general Achillas'ı öfkelendirdi. 20.000 kişilik Mısır ordusu, Caesar'ın küçük birliğini saray bölgesinde kuşattı. Caesar, hayatının en tehlikeli dönemlerinden birini yaşadı. Bir çatışma sırasında limandaki gemileri ateşe vermek zorunda kaldı; yangın ne yazık ki sıçrayarak ünlü İskenderiye Kütüphanesi'nin bir kısmının (veya depolarındaki binlerce parşömenin) yanmasına neden oldu.
Kuşatma sırasında Pharos Adası'ndaki deniz fenerini ele geçirme girişimi felaketle sonuçlandı. Caesar'ın bindiği tekne batarken, o denize atlayıp yüzerek canını zor kurtardı. Efsaneye göre, bu sırada sol elinde tuttuğu önemli evrakları suyun üzerinde tutarak ıslanmalarını engellemiş, pelerinini ise düşman eline geçmemesi için dişleriyle çekmiştir.
Sonunda, Bergama'dan gelen Mithridates komutasındaki destek kuvvetleri ve Yahudi birliklerinin yardımıyla Caesar, Nil Savaşı'nda Mısır ordusunu yendi. Genç kral Ptolemaios, kaçmaya çalışırken Nil Nehri'nde boğuldu. Caesar, Mısır tahtını Kleopatra ve onun daha küçük bir diğer kardeşine bıraktı. Zaferden sonra hemen Roma'ya dönmek yerine, Kleopatra ile Nil üzerinde lüks bir gemi turuna çıkarak aylar geçirdi. Bu ilişki, Caesar'a sadece politik bir müttefik değil, aynı zamanda (tartışmalı olsa da) Caesarion adında bir oğul da kazandıracaktı.
"Geldim, Gördüm, Yendim" (Veni, Vidi, Vici)
Mısır'daki "tatili", Anadolu'da patlak veren bir krizle sona erdi. Pontus Kralı Mithridates'in oğlu Pharnaces, Roma'daki iç savaşı fırsat bilerek topraklarını genişletmiş ve Roma vatandaşlarına işkence etmişti. Caesar, M.Ö. 47 yılında hızla Anadolu'ya yürüdü. Zela (bugünkü Zile) yakınlarında gerçekleşen savaş o kadar kısa sürdü ve zafer o kadar kesin oldu ki, Caesar, dostu Amantius'a (veya Matius'a) yazdığı mektupta o meşhur üç kelimeyi kullandı: "Veni, Vidi, Vici" (Geldim, Gördüm, Yendim).
Afrika Seferi ve Cato'nun Sonu
Roma'ya kısa bir dönüş yapıp düzeni sağlayan ve bir asker isyanını (onlara "askerler" yerine "yurttaşlar" [Quirites] diye hitap ederek ustaca bastırdıktan sonra) Caesar, Pompey taraftarlarının (Metellus Scipio, Cato, Labienus ve Numidya Kralı Juba) toplandığı Afrika'ya (bugünkü Tunus) yelken açtı.
M.Ö. 46 yılında Thapsus Savaşı'nda, Caesar'ın ordusu, düşman fillerinin paniğe kapılıp kendi saflarını ezmesiyle büyük bir zafer kazandı. Ancak bu sefer Caesar'ın askerleri, komutanlarının emrini bile dinlemeyerek teslim olan düşmanları kılıçtan geçirdi.
Savaşın kaybedildiğini gören Cumhuriyetçi lider Cato, Utica şehrinde teslim olmayı reddederek intihar etti. Kılıcıyla kendini yaraladıktan sonra, yaralarını sarmak isteyenleri iterek yarayı eliyle parçalayıp hayatına son verdi. Bu onurlu ölüm, onu Caesar karşıtı direnişin simgesi haline getirecekti.
Munda: Son ve En Zorlu Savaş
İç savaşın son perdesi İspanya'da oynandı. Pompey'in oğulları Gnaeus ve Sextus, Caesar'ın eski sağ kolu Labienus ile birlikte büyük bir ordu toplamıştı. M.Ö. 45 yılında Munda'da gerçekleşen savaş, Caesar'ın kariyerindeki en zorlu çatışmaydı. Bir ara askerlerinin geri çekilmeye başladığını gören Caesar, miğferini çıkarıp ön saflara koşarak, "Beni çocuklara mı teslim edeceksiniz?" diye bağırıp bizzat savaştı.
Savaş kazanıldı, Labienus öldü ve Pompey'in büyük oğlu Gnaeus yakalanıp idam edildi. Caesar daha önce zaferlerini kutlarken hep yabancı düşmanları (Galyalılar, Mısırlılar, Pontuslular) öne çıkarmıştı; ancak Munda zaferi için Roma'da bir zafer alayı (triumph) düzenlemesi, halk arasında hoşnutsuzluk yarattı çünkü bu, Romalıların Romalılara karşı kazandığı bir zaferdi.
Mutlak Güç ve Reformlar
Roma'ya dönen Caesar, artık tartışmasız tek hakimdi. 10 yıllığına, ardından da ömür boyu "Diktatör" (Dictator Perpetuo) ilan edildi. Kapsamlı reformlara girişti:
- Takvim Reformu: Mısırlı astronom Sosigenes'in yardımıyla, bugün kullandığımız takvimin temeli olan Jülyen Takvimi'ni oluşturdu ve yılı 365 gün (4 yılda bir artık yıl) olarak düzenledi.
- Senato: Senato üye sayısını artırarak (Galya gibi) eyaletlerden yeni üyeler aldı, böylece aristokrasinin gücünü sulandırdı.
- İmar: Roma'nın çehresini değiştirecek devasa inşaat projeleri başlattı (Forum Iulium, Tiber yatağının değiştirilmesi planları vb.).
Ancak bu mutlak güç ve "Kral" (Rex) unvanına dair söylentiler, Cumhuriyetçi senatörlerin korkularını ve nefretini körüklüyordu.
BÖLÜM VII: Mart'ın Ides'i ve Miras (M.Ö. 44)
Kral Olma Söylentileri ve Artan Gerilim
M.Ö. 44 yılının başlarında Caesar, gücünün zirvesindeydi. "Ömür Boyu Diktatör" (Dictator Perpetuo) ilan edilmişti ve yaklaşmakta olan Part Seferi için büyük hazırlıklar yapıyordu,. Ancak Roma sokaklarında ve Senato koridorlarında, Caesar'ın "Rex" (Kral) unvanını almak istediğine dair söylentiler giderek artıyordu. Romalılar için "Kral" kelimesi, yüzyıllar önce kovdukları tiranları hatırlattığı için nefret uyandıran bir kavramdı,.
Bu gerilim, birkaç kritik olayla tırmandı:
- Lupercalia Festivali (15 Şubat): Caesar, altın bir tahtta oturup oyunları izlerken, Konsül olan ve Caesar'ın en sadık adamı Mark Antony, elinde bir diademle (krallık alameti olan defne çelengi) ona yaklaştı ve başını taçlandırmak istedi. Caesar bunu reddettiğinde halk alkışladı. Antony tekrar denedi, Caesar yine reddetti ve tacın Jüpiter Tapınağı'na gönderilmesini emretti. Bu olay, halkın nabzını ölçmek için kurgulanmış bir tiyatro muydu yoksa Caesar'ın gerçek tevazusu muydu, hala tartışmalıdır,,.
- Heykeller ve Tribünler: Caesar'ın heykellerine kraliyet simgeleri takıldığında, iki halk tribünü (Marullus ve Flavus) bunları indirtti. Caesar, bu tribünleri yetkilerini aşmakla suçlayarak görevden aldırdı; bu hareket, onun anayasal koruyuculara bile tahammülü olmadığını gösterdi.
- Kehanet Söylentisi: Partlara karşı yapılacak savaş öncesinde, Sibylline Kitapları'nda "Partları ancak bir kralın yenebileceği" şeklinde bir kehanet bulunduğu söylentisi yayıldı. Bu, Caesar'ın Roma dışında "Kral" unvanını kullanmasına zemin hazırlayacak bir hamle olarak görüldü.
Komplo: "Özgürlük" İçin Hançerler
Bu atmosferde, Caesar'ın "Cumhuriyet'i yıkan bir tiran" olduğuna inanan yaklaşık 60 senatör, onu öldürmek için bir komplo kurdu,. Komplonun lideri, Caesar'ın eski düşmanı ama affedilmiş dostu Gaius Cassius Longinus idi. Ancak Cassius, eyleme meşruiyet kazandırmak için Roma'nın kurucularından ve kralları kovan ataların soyundan gelen Marcus Brutus'un desteğine ihtiyaç duyuyordu,.
Brutus, Caesar'ın çok sevdiği metresi Servilia'nın oğluydu ve Caesar tarafından oğlu gibi korunup kollanmıştı. Ancak, "Sen uyuyor musun Brutus?" yazılı duvar yazıları ve atalarının mirası, onu bu zor kararı almaya itti,. Komplocular, suikastın "özel bir cinayet" değil, "kamusal bir infaz" gibi görünmesini istiyorlardı; bu yüzden saldırıyı Senato'da, herkesin gözü önünde yapmaya karar verdiler. Tarih olarak da Caesar'ın Part seferine çıkmadan önceki son Senato toplantısı olan 15 Mart (Mart'ın Ides'i) seçildi.
15 Mart: Uğursuz Bir Sabah
O günün sabahı, Caesar için uyarılarla doluydu:
- Kâhin Spurinna: Daha önce Caesar'ı "Mart'ın Ides'ine dikkat etmesi" konusunda uyarmıştı.
- Calpurnia'nın Rüyası: Caesar'ın karısı Calpurnia, gece rüyasında kocasının kanlar içinde kollarında öldüğünü veya evlerinin çatısının çöktüğünü görmüş, uyanınca Caesar'a o gün evden çıkmaması için yalvarmıştı,.
- Kurban Alametleri: O sabah kesilen kurbanların ciğerleri veya kalpleri eksik çıkmış, bu da çok kötü bir alamet sayılmıştı.
Caesar, kendini iyi hissetmediği ve karısının ısrarları nedeniyle Senato'ya gitmekten vazgeçmek üzereydi. Ancak komploculardan Decimus Brutus (Marcus Brutus ile karıştırılmamalıdır, Caesar'ın vasiyetinde ikinci varis olarak yer alacak kadar yakınıydı) eve gelerek Caesar'ı ikna etti. Ona, "Senato seni kral ilan etmeye hazırken, karının kötü rüyaları yüzünden gelmediğini söylersek ne derler?" diyerek gururunu okşadı,.
Suikast: Pompey'in Gölgesinde
Caesar, Senato'nun o gün toplanacağı Pompey Tiyatrosu'na doğru yola çıktı. Yolda Kâhin Spurinna'yı gördü ve "Mart'ın Ides'i geldi," diyerek onunla alay etti. Spurinna'nın cevabı manidardı: "Geldi, Caesar, ama henüz geçmedi",. Ayrıca Artemidorus adında bir öğretmen, komployu ifşa eden bir notu Caesar'a vermeyi başardı, ancak kalabalık yüzünden Caesar bu notu okuyamadı,.
Caesar salona girdiğinde senatörler ayağa kalktı. Antony, plan gereği kapıda lafa tutularak içeri girmesi engellendi. Caesar koltuğuna oturduğunda, komplocular bir dilekçe bahanesiyle etrafını sardı. Tillius Cimber, sürgündeki kardeşinin affı için Caesar'ın togasını çekiştirdi; bu saldırı işaretiydi. Casca ilk darbeyi boynuna vurdu,.
Caesar, ilk başta kendini savunmaya çalıştı, hatta elindeki metal kalemle (stylus) Casca'ya karşılık verdi. Ancak etrafındaki çember daralıp bıçaklar inmeye başladığında ve Marcus Brutus'u da elinde hançerle gördüğünde direnmeyi bıraktı. Yunanca "Kai su, teknon?" (Sen de mi, oğlum?) veya Latince "Et tu, Brute?" dediği rivayet edilir,. Yüzünü togasıyla örttü ve bir zamanlar iç savaşta yendiği rakibi Pompey'in heykelinin dibine yığıldı. Vücudunda 23 hançer darbesi vardı, ancak doktorlara göre sadece göğsüne aldığı ikinci darbe ölümcüldü.
Miras ve Kaos
Caesar'ın ölümü, komplocuların umduğu "özgürlüğü" getirmedi; aksine Roma'yı daha büyük bir kaosa sürükledi. Senatörler panik içinde kaçıştı. Caesar'ın vasiyeti açıldığında, Tiber Nehri kıyısındaki bahçelerini halka bıraktığı ve her vatandaşa 300 sestertius (ciddi bir miktar) bağışladığı ortaya çıktı,. Bu cömertlik ve cenaze töreninde Mark Antony'nin kanlı togayı göstererek yaptığı ateşli konuşma, halkı galeyana getirdi. Öfkeli kalabalık, Caesar'ın cesedini Forum'da, bankları ve masaları parçalayarak yaktı ve komplocuların evlerine saldırdı,. Olaylar sırasında Caesar'ın dostu olan şair Helvius Cinna, sırf adı komplocu Cinna ile aynı olduğu için linç edildi,.
Sonuç: Cumhuriyetin Sonu
Caesar'ın ölümü, Roma Cumhuriyeti'ni kurtarmadı; onun yerine İmparatorluk yolunu açtı. Vasiyetinde evlat edindiği ve varisi kıldığı 18 yaşındaki yeğeni Octavian (ileride Augustus), mirası devralmak üzere sahneye çıktı. Octavian, Antony ve Lepidus ile İkinci Triumvirate'yi kurarak Caesar'ın katillerini Philippi Savaşı'nda yok etti.
Suikasttan kısa bir süre sonra gökyüzünde beliren ve yedi gün boyunca parlayan kuyruklu yıldız (Sidus Iulium), halk tarafından Caesar'ın ruhunun tanrılar katına yükseldiğinin işareti olarak yorumlandı,. Caesar resmen "Divus Iulius" (Tanrısal Julius) ilan edildi.
Julius Caesar, askeri dehası, reformları (özellikle takvim), hitabet yeteneği ve merhamet politikasıyla ("clementia") tarihin en etkili figürlerinden biri oldu. Ancak aynı hırsı ve gücü tek elde toplama arzusu, hem kendi sonunu hazırladı hem de Roma'nın yönetim şeklini sonsuza dek değiştirdi.
