Prometheus Unbound, Antik Yunan oyun yazarı Aiskhylos'un Zincire Vurulmuş Prometheus adlı tragedyasının doğrudan bir felsefi itirazı ve devamıdır. Aiskhylos'un eserinde, insanlara ateşi (bilgiyi) verdiği için Jupiter (Zeus) tarafından Kafkas Dağları'na zincirlenen Prometheus, eserin sonunda Jupiter ile uzlaşır. Shelley ise kitabın önsözünde bu uzlaşmayı ahlaken midesini bulandıran bir teslimiyet olarak niteler. Shelley'nin Prometheus'u asla boyun eğmez, ancak devrimi şiddetle de yapmaz.
Oyunun Birinci Perdesi Kafkas Dağları'nda başlar. Prometheus 3000 yıldır zincirlidir ve her gün bir kartal ciğerini yemektedir. Ancak Prometheus'un zihninde devasa bir devrim gerçekleşir. Yıllar önce Jupiter'e ettiği o korkunç bedduayı/laneti geri çeker. "Hiçbir canlının acı çekmesini istemiyorum," diyerek nefreti bırakır. Bu, oyunun felsefi kilit noktasıdır: Ezilen kişi, ezen kişiye duyduğu nefreti terk ettiğinde tiranın psikolojik iktidarı çöker. Prometheus kendi içindeki kini yendiği an, Jupiter'in düşüşü de kaçınılmaz bir felsefi zorunluluğa dönüşür.
İkinci Perde, Prometheus'un sevgilisi Asia'ya (Doğayı ve evrensel Aşkı temsil eder) odaklanır. Asia, evrenin derinliklerine, şekli olmayan, karanlık ve mutlak zorunluluğu (Necessity) temsil eden Demogorgon'un mağarasına iner. Asia'nın Demogorgon ile yaptığı felsefi diyalog, kötülüğün kaynağının Tanrı değil, insanın kendi zihnindeki kölelik olduğunu ortaya koyar. Asia'nın sevgisi evrensel bir enerjiye dönüşür ve Demogorgon uyanarak harekete geçer.
Üçüncü Perde'de Jupiter, cennetteki tahtında zaferini kutlamakta ve yeni bir varis beklemektedir. Ancak aniden Demogorgon karşısına çıkar ve ona zamanının dolduğunu, şiddet ve zorbalık üzerine kurulan her iktidarın "Zorunluluk" yasası gereği çökeceğini bildirir. Jupiter tahtından hiçliğin karanlığına düşer. Tiranın yıkılmasıyla birlikte Herkül gelir ve Prometheus'un zincirlerini çözer. Prometheus ve Asia (İnsanlık Aklı ile Evrensel Sevgi) yeniden birleşir. Ancak Prometheus yeni bir taht kurmaz, yeni bir kral olmaz; ormandaki bir mağaraya çekilir. Tiranlığın yerine yeni bir iktidar değil, anarşist bir doğa uyumu ve özgürlük gelir.
Dördüncü Perde ise olay örgüsünden tamamen bağımsızdır. Tiranın yıkılmasının ardından Dünya, Ay ve tüm kozmik elementlerin katıldığı devasa bir müzikal senfonidir. İnsanlık artık hastalıktan, savaştan, krallardan ve dogmalardan kurtulmuş; aklın, bilimin ve sevginin yönettiği kusursuz bir ütopyaya dönüşmüştür. Eser, Demogorgon'un insanlığa verdiği o meşhur ahlaki kapanış manifestosuyla biter.

