Bozkır, dokuz yaşındaki Yegoruşka’nın, eğitim almak amacıyla evinden ayrılıp uzak bir kasabaya yaptığı yolculuğu konu alır. Dayısı olan tüccar Kuzmiçov ve rahip peder Hristofor ile birlikte bir atlı arabada başlayan bu yolculuk, uçsuz bucaksız Rus bozkırlarının kalbine doğru bir keşiftir.
Kitap, klasik anlamda büyük çatışmaların yaşandığı bir olay kitabından ziyade, bir "duygu ve gözlem" metnidir. Küçük Yegoruşka’nın çocuksu ve meraklı bakış açısıyla; bozkırın kavurucu sıcağını, fırtınalarını, gece çöken sessizliğini ve yol boyunca karşılaşılan tuhaf insan karakterlerini izleriz. Konaklanan hanlar, karşılaşılan çobanlar ve araba sürücüleri üzerinden Rus halkının o dönemki ruh hali, sabrı ve kaderciliği ilmek ilmek işlenir.
Çehov bu eserinde doğayı sadece bir dekor olarak değil, canlı, nefes alan ve hatta bazen konuşan bir kahraman olarak sunar. Yolculuğun sonunda Yegoruşka için sadece coğrafya değil, çocukluk ile yetişkinlik arasındaki o ince çizgi de geride kalmıştır.

