Alessandro Barbero'nun "İnebahtı: Bir İmparatorluğun Savaşı" adlı bu eseri, 1571 yılında gerçekleşen ve Batı dünyasında büyük yankı uyandırmış olan İnebahtı Deniz Muharebesi'ni çok yönlü bir bakış açısıyla ele almaktadır. Kitap, savaşın sadece bir askeri çatışma olmanın ötesinde, 16. yüzyıl imparatorluklarının siyasi, sosyal, kültürel ve teknolojik dinamiklerini anlamak için bir pencere sunduğunu savunur.
Yazar, Batı ülkelerinde İnebahtı'nın genellikle Osmanlı yayılmacılığının sonu ve hatta "İslam'a karşı savaşın parolası" olarak algılandığına dikkat çekmekle birlikte, Fernand Braudel gibi tarihçilerin savaşın somut sonuçlarının sınırlı olduğunu ve Osmanlı'nın Kıbrıs Savaşı'nı kazanarak yayılmacılığını Akdeniz ve Balkanlar'da bir asır daha sürdürdüğünü belirttiğini vurgular. Bu bağlamda Barbero, kitabında ideolojik yorumlardan ve "medeniyetler çatışması" propagandalarından uzak durarak, imparatorlukların savaşa nasıl hazırlandığını, orduları nasıl topladığını, filoları nasıl inşa ettiğini ve hükümet mekanizmaları, diplomasi ve teknolojinin gelişimini mercek altına almayı amaçlar. Kitap, Müslüman Osmanlı İmparatorluğu ile Hıristiyan İspanya ve Venedik arasındaki bu büyük karşılaşmayı, taraflardan birini tutmadan, her iki tarafın bakış açılarından anlatmaya gayret eder; bu amaçla çevrilmiş tüm Osmanlı kaynaklarını da inceler.
Kitap, savaş öncesindeki gerilimi ve Osmanlı içindeki dinamikleri detaylandırır. Sultan'ın Kıbrıs harekatı konusundaki başlangıçtaki kararsızlığı, lojistik güçlükler ve Venedik donanmasının olası bir müdahalesi karşısında imparatorluğun taşıma gemilerini riske atma endişesi ortaya konur. Osmanlı donanmasının başında, Kapudan Paşa Ali Paşa ile selefi Piyale Paşa arasındaki rekabet ve siyasi çekişmeler önemli bir yer tutar. Piyale Paşa, Ali Paşa'nın denizdeki deneyimsizliğini fırsat bilerek, İspanyollara karşı Goletta'yı alma, Endülüs'teki Moriskolara yardım etme veya İtalya'yı işgal etme gibi alternatif harekat planları sunarak mevcut Kapudan Paşa'nın otoritesini sarsmaya çalışır. Buna rağmen Ali Paşa, Hristiyan esirlere karşı gösterdiği insanlık ve yakınlıkla dikkat çekmiştir.
Savaşın hemen öncesinde, Osmanlı komutanları arasındaki bir harp divanı toplantısında kritik bir karar alınır. Keşif sonrası düşman filosunun beklenenden çok daha kalabalık olduğunun anlaşılmasına rağmen, Pertev Paşa filonun zayıflığı nedeniyle savaşa karşı çıkarken, Kapudan Ali Paşa Sultan'ın kesin emrini ve "din ve padişahın şerefi"ni ön planda tutarak savaşmaktan yana tavır alır. Bu durum, veba ve dizanteri gibi salgın hastalıklar nedeniyle zaten zayıflamış ve asker kaçaklarıyla gücü azalmış olan Osmanlı donanmasının kararlılığını gösterir.
İnebahtı Savaşı'nın ardından gelen ilk haberler İstanbul'da şok etkisi yaratır. Sultan Selim, hezimeti duyuran mektubu Edirne'de alır ve divan derhal toplanarak durumu kontrol altına almak için emirler gönderir. Uluç Ali'ye dağınık gemileri toplama ve düşmanın Ege adalarına girişini engelleme görevi verilirken, Ahmed Paşa'ya yeni birlikler toplama, sahil garnizonlarını güçlendirme ve olası çıkarmaları püskürtme emri verilir. Hükümetin endişesi, daha fazla bilgi alma arzusu ve çaresizliği, kadılara ve kale muhafızlarına gönderilen yazılardan anlaşılmaktadır.
Sonuç olarak, kitap İnebahtı'nın tarihteki asıl öneminin, sağladığı "manevi etki" ve "büyük bir savaş olma ünüyle" kaldığını belirtir. Katolik Avrupa'da zafer haberi görülmemiş bir coşkuyla karşılanır, kutlamalar yapılır ve bu durum halk üzerinde kalıcı bir etki bırakır. Savaşın detayları, matbaacılık sayesinde kısa sürede "anlık kitaplar" aracılığıyla tüm Avrupa'ya yayılır ve zafer, freskler ve tablolarla sanat eserlerine konu olur. Barbero'nun eseri, İnebahtı Savaşı'nı sadece bir zafer ya da yenilgi hikayesi olmaktan çıkarıp, imparatorlukların karmaşık iç işleyişlerini, insan deneyimlerini ve tarihin farklı yorumlarını bir araya getiren kapsamlı bir inceleme sunar.

