Adelbert von Chamisso'nun Alman Romantizmi içinde özel bir yere sahip olan eseri, Faustiyen pazarlık motifini teolojik ve epik bağlamından kopararak seküler, sosyal bir zemine taşır. Genç ve parasız Peter Schlemihl’in, gizemli gri giysili bir adama bitmez tükenmez bir altın kesesi karşılığında gölgesini satması, ilk bakışta masalsı bir değiş-tokuş gibi görünür. Eser, gölge gibi fiziksel olarak ağırlıksız ve optik bir fenomenin, toplumsal kabulün ve bireyin 'tamlığının' mutlak koşulu olduğunu ustalıkla sergiler.
Sınırsız servetine rağmen gölgesiz bir adam olarak sokaklara çıkan Schlemihl, anında alay konusu olur, korku yaratır ve toplumdan yalıtılır. Metnin otobiyografik ve sosyolojik katmanları, yazarın kendi yurtsuzluk deneyimiyle paralel ilerler. Fransız Devrimi'nden kaçarak Almanya'ya sığınan aristokrat kökenli bir sürgün olan Chamisso, iki dil ve kültür arasında kalmışlığının yarattığı kimlik bunalımını Schlemihl'in gölgesizliğinde cisimleştirir.
Hikayenin kırılma noktası, gri giysili adamın geri dönerek gölgeyi iade etme karşılığında Schlemihl'in ruhunu, yani ölümünden sonraki mülkiyetini talep etmesidir. Kahramanın bu ikinci ve kesin pazarlığı reddetmesi, onun pasif ve naif bir kurbandan ahlaki sorumluluk sahibi bir özneye dönüştüğü eşiktir. Eserin finalinde Schlemihl'in altın kesesini uçuruma atıp Yedi Fersahlık Çizmeler'i edinmesiyle anlatı, sosyal bir eleştiriden doğa felsefesine evrilir.
Dünyayı adımlayan yalnız bir botanikçiye dönüşen kahraman, insan toplumunun dışlayıcı mekanizmalarından tamamen koparak doğanın kucaklayıcı ve nesnel gerçekliğine sığınır.

