Sürgünler, James Joyce’un İbsen etkisindeki tek oyunudur ve yazarın kendi yaşamından (özellikle Nora Barnacle ile olan ilişkisinden) derin izler taşır. Eser, dokuz yıl süren İtalya sürgününden sonra eşi Bertha ve oğlu Archie ile birlikte İrlanda’ya geri dönen yazar Richard Rowan’ın hikâyesine odaklanır.
Hikâye, Richard’ın Dublin’e dönüşüyle birlikte eski dostları Robert Hand ve Beatrice Justice ile yeniden bağ kurmasıyla başlar. Ancak bu sıradan bir "eve dönüş" öyküsü değildir. Richard, katı ahlaki kurallara ve toplumsal normlara karşı çıkan, mutlak dürüstlüğü ve özgürlüğü savunan bir entelektüeldir. Aralarındaki gerilim; Richard’ın eşi Bertha, yakın dostu Robert ve Beatrice arasındaki çapraz duygusal bağlar etrafında şekillenir.
Oyunun temel çatışması, "mülkiyet" ve "özgürlük" kavramları üzerine kuruludur. Robert, Bertha’ya kur yaparken Richard bu durumu engellemek yerine, eşinin üzerinde hiçbir hak iddia etmediğini kanıtlamak için onu özgür bırakır. Ancak bu özgürlük, beraberinde korkunç bir belirsizliği ve kıskançlığın sessiz acısını getirir. Karakterlerin birbirlerine karşı ne kadar dürüst oldukları, aşkın sadakat mi yoksa bir tür kölelik mi olduğu soruları oyun boyunca yankılanır. Joyce, fiziksel olarak vatanına dönen bir adamın, ruhsal olarak nasıl ebedi bir sürgünde kalabileceğini; insanın en sevdiklerine karşı bile nasıl "yabancı" ve "sürgün" hissedebileceğini, sarsıcı diyaloglarla işler.

