The Dunciad (Aptallar Destanı), yazarın yıllar boyunca biriktirdiği tüm kişisel husumetlerin ve medeniyetin gidişatına dair duyduğu felsefi kaygıların devasa bir edebi abidesidir. Pope, 1728'deki ilk versiyonda baş kahraman olarak eserlerini acımasızca eleştiren Shakespeare editörü Lewis Theobald'ı seçmiş; ancak 1743'teki nihai versiyonda kahramanı değiştirerek, hiçbir edebi derinliği olmadığı halde siyasi dalkavukluğu sayesinde İngiltere'nin "Saray Şairi" (Poet Laureate) ilan edilen aktör ve yazar Colley Cibber'i başköşeye oturtmuştur.
Eserin konusu, "Dulness" (Aptallık/Cehalet) adlı antik bir tanrıçanın, Büyük Britanya imparatorluğunda sanatın, aklın ve bilimin ışığını söndürüp kendi karanlık saltanatını yeniden kurma çabasıdır. Birinci Kitap, Tanrıça Dulness'ın İngiltere'deki edebi kaosu izlemesiyle başlar. Tanrıça, kendisine en sadık hizmetkâr olan, intihalci ve yeteneksiz Colley Cibber'i Aptallar Kralı olarak seçer. Cibber, kütüphanesinde çaldığı eserler ve yazdığı o sıkıcı metinler arasında başarısızlığına ağlarken, Tanrıça ona görünür ve onu tahta çıkarır.
İkinci Kitap, Homeros'un İlyada'sındaki ve Vergilius'un Aeneid'indeki "cenaze oyunları"nın muazzam bir parodisidir. Yeni kralın tahta çıkışını kutlamak için Londra'nın tüm vasat yazarları, eleştirmenleri ve para gözlü yayıncıları bir araya gelir. Ancak kahramanların disk attığı veya ok fırlattığı klasik destanların aksine, buradaki yarışmalar iğrenç ve aşağılıktır: Yayıncılar yalan uydurma yarışması yapar, eleştirmenler kimin uyumadan daha uzun süre sıkıcı şiir dinleyebileceği üzerine yarışır, yazarlar ise Londra'nın kanalizasyon borularının döküldüğü Fleet Nehri'nin çamurlu sularına dalarak kimin en derine batabileceğini kanıtlamaya çalışırlar (Pope burada düşmanlarını kelimenin tam anlamıyla boka bulamıştır).
Üçüncü Kitap'ta, Kral Cibber yeraltı dünyasına (veya Dulness'ın tapınağına) iner. Burada, Tıpkı Aeneas'ın babası Anchises'in ruhuyla buluşup Roma'nın gelecekteki ihtişamını görmesi gibi, Cibber de kendi "aptallık atalarıyla" buluşur. Ona, geçmişte cehaletin dünyayı nasıl ele geçirdiği, kütüphanelerin nasıl yandığı, karanlık çağların nasıl hüküm sürdüğü gösterilir ve gelecekte de Britanya'nın bu cehaletle nasıl küresel bir aptallık imparatorluğu kuracağı müjdelenir.
Dördüncü ve son kitap ise, kişisel intikamın ötesine geçerek felsefi bir kıyamet vizyonuna ulaşır. Tanrıça Dulness artık tüm gücüyle tahtına oturmuştur. Eğitim sistemi, üniversiteler, matematik, felsefe ve din teker teker Tanrıça'ya boyun eğer. Kavramlar içleri boşaltılarak yok edilir; sanat yerini gösterişe, felsefe yerini kelime oyunlarına, bilim yerini pedantizme (biçimciliğe) bırakır. Eserin finalinde, mantığın ve aklın son kıvılcımları da teker teker söner. Tanrıça esner ve bu devasa esneme tüm evrene yayılır, herkes uykuya dalar. Evrensel bir karanlık ve kaos, tıpkı yaratılıştan önce olduğu gibi, dünyanın üzerine çöker.

