Romanın merkezinde, katı bir Kalvinist rahibin oğlu olan Wyatt Gwyon vardır. New England'da, teolojik baskı ve suçluluk duygusuyla büyüyen Wyatt, babasının izinden gidip rahip olmayı reddeder ve ressam olmak ister. Ancak Paris'te ve New York'ta sanat eğitimi alırken acı bir gerçeği fark eder: Teknik olarak kusursuz bir yeteneği olsa da, modern dünyada "orijinal" bir şey yaratma yetisine (veya inancına) sahip değildir. Ona göre, modern sanat ruhsuzdur; hakikat sadece eski ustalarda (Flaman ressamlar; Hugo van der Goes, Memling, Bosch) vardır.
Wyatt'ın bu arayışı, onu şeytani bir figür olan sanat tüccarı Recktall Brown ve onun estetik danışmanı Basil Valentine ile tanıştırır. Brown, Wyatt'taki potansiyeli görür ve ona bir "Faust Anlaşması" teklif eder: Wyatt, eski ustaların tarzında resimler yapacak, ancak bunları kopya olarak değil, o ustaların "kayıp" veya "hiç yapılmamış" eserleri olarak yaratacaktır. Wyatt, bu teklifi kabul eder. Ancak amacı para kazanmak değil, o eski ustaların ruhuna girerek "hakikati" bulmak ve Tanrı'ya ulaşmaktır. O, sahte resimler yaparak "gerçek" bir ibadet ettiğine inanır.
Roman, bu ana eksen etrafında genişleyerek 1950'lerin New York'undaki bohem sanat çevresini, sahte entelektüelleri, yeteneksiz oyun yazarlarını, uyuşturucu bağımlılarını ve sahtekarları mercek altına alır. Gaddis, "sahtecilik" temasını hayatın her alanına yayar: Sahte paralar, sahte dinler, sahte ilişkiler ve sahte kimlikler... Kitapta neredeyse herkes, olmak istediği kişinin taklidini yapan birer "kalpazan"dır. Örneğin, Otto adındaki karakter, sürekli bir oyun yazmaya çalışır ama tek yaptığı, duyduğu diyalogları not edip kendi fikriymiş gibi sunmaktır.
Wyatt, yaptığı sahte tabloların "gerçek" olarak kabul görmesiyle büyük bir kriz yaşar. Dünya, sahteyi gerçeğe tercih etmektedir. Romanın sonunda Wyatt, babasının paganizme kayan deliliğiyle, sanat piyasasının yozlaşmışlığıyla ve kendi vicdanıyla hesaplaşmak üzere İspanya'ya kaçar. The Recognitions, adını Aziz Clement'e atfedilen eski bir Hıristiyan metninden alır; bu metinde, uzun süre ayrı kalan aile üyelerinin birbirini "tanıması" (recognition) anlatılır. Gaddis'in romanında ise karakterler, maskelerin ardındaki "gerçek" yüzleri ve hakikati tanımaya çalışır, ancak çoğu zaman tanıdıkları tek şey "hiçlik"tir.

