Hikaye, Portekizli bir kadın olan Ludovica'nın (Ludo), ablası ve eniştesiyle birlikte Angola'nın başkenti Luanda'ya taşınmasıyla başlar. Yıl 1975'tir ve Angola bağımsızlığını kazanmak üzeredir. Ülkede büyük bir kaos hakimdir; Portekizliler kaçmakta, yerel halk devrim kutlamaları yapmaktadır. Zaten agorafobik (açık alan korkusu) olan ve insanlardan korkan Ludo, ablası ve eniştesinin bir parti gecesi ortadan kaybolmasıyla (aslında öldürülmüşlerdir) lüks bir apartmanın çatı katında (11. kat) yapayalnız kalır.
Ludo, dışarıdaki "canavarlardan" korunmak için radikal bir karar verir: Dairenin kapısını tuğlalarla örüp sıvar ve kendini içeri hapseder. Tam 28 yıl boyunca o daireden dışarı adımını atmaz. Bu süre boyunca Ludo, terasta sebze yetiştirerek, tuzakla güvercin avlayarak ve yağmur suyu biriktirerek hayatta kalır. Isınmak ve yemek pişirmek için evdeki mobilyaları, parkeleri ve en sonunda çok sevdiği kitapları yakar. Kitapları yaktıkça hafızasını da sildiğini düşünür. Duvarlara kömürle günlük tutar ve şiirler yazar. Tek dostu, "Hayalet" adını verdiği albino bir köpektir.
Ludo içeride yaşlanırken, dışarıda Angola tarihi akıp gider: Devrim, sosyalizm denemeleri, Kübalı askerler, iç savaş, kapitalizme geçiş... Yazar, Ludo'nun hikayesine paralel olarak dışarıdaki karakterlerin hikayelerini de anlatır: İdamdan kurtulup çöle kaçan Portekizli paralı asker Jeremias, Ludo'nun dairesine tırmanmaya çalışan hırsız çocuk Sabalu, yozlaşmış devlet görevlileri ve kayıp aşklar...
Yıllar sonra, bir tesadüfler zinciri sonucu, dışarıdaki bu karakterlerin yolu Ludo'nun dairesinde kesişir. Sabalu (artık büyümüş bir gençtir), Ludo'nun hayatına girer. Ludo, yıllarca "bizi öldürecekler" diye korktuğu o "öteki" insanların, aslında ona yardım eli uzatan, sıcakkanlı insanlar olduğunu keşfeder. Duvarlar yıkılır (hem gerçek hem mecazi anlamda). Kitap, korkuyla örülmüş bir hayatın, sevgi ve kabullenişle son bulmasını anlatır.

