Bram Stoker’s Dracula

Bram Stoker's Dracula (1992)
YÖNETMEN: Francis Ford Coppola SENARİST: James V. Hart
Uyarlandığı eser

Dracula

Kitabı incele →
Dracula

Sinema tarihi boyunca Bram Stoker’ın Dracula’sı, genellikle karanlıklardan gelip masum İngiliz bakirelerinin kanını emen, kötücül, tek boyutlu ve pelerinli bir “öcü” olarak tasvir edilmiştir. Francis Ford Coppola’nın 1992 yapımı Bram Stoker’s Dracula’sı ise bu sığ şablonu tamamen yıkarak, edebiyatın en meşhur canavarını epik, operatik, şehvetli ve ontolojik olarak yaralı bir anti-kahramana dönüştürür. Coppola’nın vizyonunda Dracula sadece bir kan emici değil; karısının (Elisabeta) ölümü üzerine Tanrı’ya başkaldıran düşmüş bir melek, zamanın sınırlarını aşan trajik bir aşık ve Viktoryen İngiltere’nin o bastırılmış iki yüzlü ahlakını parçalamaya gelen bir “cinsel devrim”dir. Bu film, bir korku anlatısından çok, kanla ve gözyaşıyla yazılmış barok bir aşk ağıtıdır.

Filmin açılışı, 1462 yılında Transilvanya’da geçer ve tüm hikayenin felsefi temelini atar. Vlad Tepes (Gary Oldman), Osmanlılara karşı Haçlı savaşını kazanıp döndüğünde, kilisenin yalanları yüzünden intihar eden karısı Elisabeta’nın cesediyle karşılaşır. Rahiplerin, “İntihar edenlerin ruhu lanetlidir” sözü üzerine Vlad, hizmet ettiği Tanrı’ya ve kiliseye karşı devasa bir isyan başlatır, haça kılıcını saplar ve kilisenin kanını içerek kendi ebedi lanetini (vampirizmi) başlatır. Bu sarsıcı giriş, Dracula’yı sadece bir canavar olmaktan çıkarır; ona haklı (veya en azından anlaşılabilir) bir varoluşsal öfke, felsefi bir derinlik katar.

Dört yüzyıl sonra, 1897’nin Londra’sına gelindiğinde, Dracula kayıp aşkı Elisabeta’nın reenkarnasyonu olan Mina’yı (Winona Ryder) bulmak için okyanusları aşar. Coppola’nın kamerasında Londra, aydınlanmanın, bilimin (fonograflar, daktilolar, kan nakilleri) ve sıkıcı burjuva ahlakının merkezidir. Dracula bu rasyonel ve bastırılmış dünyaya, eski dünyanın (Doğu’nun) ilkel, kaotik, mistik ve şiddetli arzularını getirir. Özellikle Mina’nın arkadaşı Lucy (Sadie Frost) karakteri üzerinden, Viktoryen dönem kadınının o korselere sıkıştırılmış cinsel arzuları, Dracula’nın ısırığıyla dizginlenemez, vahşi bir şehvete dönüşür. Dracula’nın ısırığı bir ölümden çok, orgazmik bir özgürleşme ritüeli gibi sahnelenir.

Coppola’nın bu eseri bir başyapıt kılan en belirgin özelliği, dijital (CGI) efektleri tamamen reddedip, tüm gerçeküstü sahneleri erken dönem sinema (Méliès tarzı) hileleriyle çekmiş olmasıdır. Dracula’nın bedeninden bağımsız hareket eden gölgeler, Eiko Ishioka’nın tasarladığı o akıl almaz kırmızı kas-zırhı ve birbirinden tuhaf formlar (kurt adam, dev yarasa, yeşil sis), filmi adeta sürekli hareket halinde, hipnotik bir kabus tablosuna çevirir. Gary Oldman, yaşlı bir hortlaktan cazibeli genç bir prense kadar karakterin tüm evrelerini eşsiz bir teatral şovla oynarken; Anthony Hopkins’in canlandırdığı Van Helsing, bilimi inançla harmanlayan, en az Dracula kadar saplantılı, vahşi ve “deli” bir karakter olarak (iyi ve kötünün sınırlarını flulaştırarak) hikayeyi dengeler.

Bram Stoker’s Dracula, Wojciech Kilar’ın tüyleri diken diken eden koro müzikleri eşliğinde, “Kan hayattır” sözünü ontolojik bir gerçeğe dönüştüren; medeniyetin kibri ile ilkel arzuların çarpışmasını anlatan, görselliğiyle izleyiciyi sarhoş eden ve korku sinemasını “yüksek sanat” (high art) mertebesine çıkaran kusursuz bir sinematografik operadır.

FRAGMAN

OYUNCULAR

Konular

Tüm konular ve yanıtlar herkese açıktır. Konu açmak veya yanıtlamak için giriş gerekir.

Henüz konu yok. İlk konuyu siz açın.

Konu aç

🎬 Tüm Filmler