Robert Louis Stevenson’ın, Viktorya dönemi ahlakının iki yüzlülüğüne indirdiği o meşhur edebi balyoz Dr. Jekyll ve Mr. Hyde, sinema tarihi boyunca onlarca kez uyarlanmıştır. Ancak Rouben Mamoulian’ın 1931 yılında, Hollywood henüz acımasız sansür yasalarının (Hays Code) boyunduruğuna girmeden hemen önce (Pre-Code döneminde) çektiği bu başyapıt, metnin barındırdığı o çiğ cinselliği, sadizmi ve sınıfsal vahşeti en dürüst haliyle perdeye yansıtan mutlak versiyondur. Film sadece bir korku hikayesi değil; medeniyetin, aklın ve ahlakın ne kadar ince, kırılgan ve yalan bir kabuk olduğuna dair yazılmış acımasız bir psikanalitik denemedir.
Hikaye, herkesin saygı duyduğu, idealist, ahlaklı ve bilime inanan Dr. Henry Jekyll’in (Fredric March), insanın içindeki “iyi” ile “kötü”yü birbirinden kimyasal olarak ayırabileceğine dair o tanrısal kibriyle başlar. Niyeti, kötülüğü ayrıştırıp yok etmektir. Ancak kendi üzerinde denediği o meşhur iksir, Freudyen İd’i (bastırılmış ilkel dürtüleri) serbest bırakır. Ortaya çıkan Mr. Hyde, dışarıdan gelen bir şeytan değil, bizzat Jekyll’in kendi içinde yıllarca zincire vurduğu arzularının, cinselliğinin ve şiddetinin maymunsu, ilkel bir formda vücut bulmuş halidir. Hyde, medeniyetin kurallarıyla sınırlandırılmadığı için mutludur, özgürdür ve korkunç bir dürüstlüğe sahiptir.
Filmin ontolojik sarsıntısı, Hyde’ın zamanla Jekyll’in iradesine ihtiyaç duymadan, iksirsiz bir şekilde ortaya çıkmaya başlamasıyla zirveye ulaşır. Bastırılan geri dönmüştür ve artık egoyu (Jekyll’i) yutmaktadır. Mamoulian’ın dâhiyane rejisi, Jekyll’den Hyde’a geçişi ışık filtreleri ve kameranın gözünden (öznel bakış açısıyla) çekerek, seyirciyi sadece bir izleyici olmaktan çıkarıp, Hyde’ın kurbanlarına bakan bir canavara dönüştürür.
Eserin sosyolojik dehası, sınıfsal hiyerarşiyi bir vahşet arenasına çevirmesindedir. Jekyll, nişanlısı Muriel (Rose Hobart) ile o temiz, ahlaklı, sıkıcı burjuva dünyasında sıkışmışken; Hyde kimliğine büründüğünde doğrudan yoksul, alt sınıf batakhanelerine, Soho’nun sisli sokaklarına iner. Hyde’ın, alt sınıftan bir fahişe olan Ivy’yi (Miriam Hopkins) dairesine hapsedip onu fiziksel, cinsel ve psikolojik olarak bir köleye dönüştürmesi, filmin en sarsıcı okumasıdır. Ivy, Hyde’ın vahşeti altında ezilirken, aslında saygın aristokrat Dr. Jekyll’in bastırılmış fantezilerinin kurbanı olmaktadır.
Fredric March’ın Oscar ödüllü performansı, karakterin o evrimsel gerilemesini (Jekyll’in dik duruşundan, Hyde’ın maymun gibi sıçrayan, hırıldayan duruşuna geçişini) eşsiz bir şekilde sergilerken, Mamoulian’ın vizyoner sinematografisi 1931 yılı için mucizevidir. Dr. Jekyll and Mr. Hyde, “içimizdeki canavar” mitinin sinemadaki en karanlık, en cinsel ve felsefi olarak en cüretkâr anatomisidir; insanın sadece kimyasal bir iksirle ahlaki çöküş yaşayabileceği fikrinin, modern bir trajediyle sahnelenmiş halidir.

