The Exorcist

The Exorcist (1973)
YÖNETMEN: William Friedkin SENARİST: William Peter Blatty
Uyarlandığı eser

Şeytan Çıkaran

Kitabı incele →
Şeytan Çıkaran

William Friedkin’in 1973 yapımı The Exorcist filmi, korku sineması külliyatında doğaüstü bir canavar anlatısından ziyade, modern ve seküler aklın teolojik bir mutlaklık karşısında nasıl çaresizce diz çöktüğünün belgeselvari bir teşhisidir. Film, dehşetini gotik şatolardan, sisli mezarlıklardan veya lanetli aile geçmişlerinden almaz; doğrudan 1970’ler Amerika’sının varlıklı, iyi eğitimli, bilime inanan ve dini ritüelleri entelektüel birer safsata olarak gören aydın sınıfının yatak odasına yerleştirir. Kötülük, en beklemedik yere; modernitenin kalbine ve 12 yaşındaki masum bir kızın (Regan) bedenine sızar.

Anlatı, ünlü aktris Chris MacNeil’in kızında başlayan fiziksel ve psikolojik anomalilerle yola çıkar. Friedkin, izleyiciyi hemen bir şeytanın varlığına inandırmaz. Bunun yerine, Regan’ı devasa tıp makinelerinin içine sokan, omuriliğinden sıvı alan, beynini tarayan uzun, klinik ve oldukça rahatsız edici hastane sekanslarına hapseder. Bu sahnelerde bilimin uyguladığı yöntemler, aslında şeytanın bedene uyguladığı işkence kadar soğuk ve şiddet doludur. Doktorlar sorunu nörolojik, psikiyatrik veya ergenlik travmaları olarak sınıflandırmaya çalışırken, bilimin sınırı aşılır. Hastalığın kaynağı rasyonel bir temele oturmadığında, 20. yüzyılın en gelişmiş tıp kurulları, seküler bir anneye tek bir tavsiyede bulunmak zorunda kalır: Bir rahip bulun. Bu an, modern çağın kibrinin çöktüğü ve ilkel, dogmatik korkuların geri döndüğü andır.

Filmin felsefi ve psikolojik yükü tamamen Peder Damien Karras’ın (Jason Miller) omuzlarındadır. Karras, inancını kaybetmekte olan, psikiyatri eğitimi almış, annesini yoksulluk içinde kaybetmenin ezici suçluluğuyla kıvranan modern bir Cizvit rahibidir. Şeytan (Pazuzu) için Regan’ın bedeni sadece bir araçtır; asıl hedef, Karras’ın sarsılmış inancı ve ruhudur. Odanın içindeki şeytan çıkarma (exorcism) ritüeli, teolojik bir tartışma değil, psikolojik bir savaştır. Şeytan, Karras’ı vurmak için onun en büyük zaafını, annesinin sesini ve yüzünü kullanarak onu umutsuzluğa, “kendi hiçliğine” (nihilizme) ikna etmeye çalışır.

Peder Merrin (Max von Sydow), Karras’ın aksine şüpheye yer bırakmayan, kötülüğün doğasını tanıyan ve onun kelime oyunlarına asla girmeyen mutlak inancın (ve antik dünyanın) temsilcisidir. Merrin ve Karras’ın dondurucu yatak odasında verdikleri savaş, insanın kendi çaresizliğini kabullenip daha büyük (ve rasyonel olmayan) bir güce teslim oluşunun destanıdır.

The Exorcist, kusursuz bir kurguya sahip, acımasızca gerçekçi ve inanç kavramını ontolojik bir terör unsuru olarak kullanan bir başyapıttır. Friedkin’in “belgesel gerçekçiliği” (cinéma vérité) üslubu, fırlayan eşyaları, kusmukları ve dönen başları ucuz birer sirk numarası olmaktan çıkarıp, insanın en derin, kökleri binlerce yıl geriye dayanan o “açıklanamayan karanlık” korkusuna temas eden, aşılması imkansız bir teolojik gerilim yaratmıştır.

FRAGMAN

OYUNCULAR

Konular

Tüm konular ve yanıtlar herkese açıktır. Konu açmak veya yanıtlamak için giriş gerekir.

Henüz konu yok. İlk konuyu siz açın.

Konu aç

🎬 Tüm Filmler