Nikolay Gogol’un, Ukrayna halk efsanelerinden (kısmen kendi yarattığı bir mitolojiden) beslenerek kaleme aldığı Viy, edebiyat tarihinin en tekinsiz ve gotik öykülerinden biridir. Sovyet sinemasının, fantastik öğelere genellikle “bilimkurgu” veya “çocuk masalı” sınırları içinde izin verdiği 1960’lı yıllarda, Yershov ve Kropachyov’un efsanevi sanat yönetmeni Aleksandr Ptushko’nun gözetiminde çektiği 1967 yapımı Viy, rejimin izin verdiği yegane saf korku filmi olarak sinema tarihine kazınmıştır. Film, sadece bir cadı hikayesi değil; inancın şüpheyle, aklın doğaüstüyle ve kurumsal dinin eski dünyanın pagan canavarlarıyla girdiği ontolojik savaşın kan dondurucu bir kaydıdır.
Hikaye, üç ilahiyat öğrencisinin geceyi geçirmek için sığındıkları bir çiftlikte başlar. “Filozof” lakaplı Khoma Brut (Leonid Kuravlyov), yaşlı bir kadın kılığına girmiş bir cadının saldırısına uğrar. Çaresizce dualar okuyarak cadıyı döverek öldüren Khoma, can çekişen cadının son nefesinde muazzam güzellikte genç bir kıza, Pannochka’ya (Natalya Varley) dönüştüğünü görür. Bu an, filmin gerçekliğinin kırıldığı yerdir. Öldürdüğü kızın bölgenin en güçlü Yüzbaşısı’nın (Sotnik) kızı çıkması üzerine Khoma, bizzat katili olduğu bu cadının başında, eski bir ahşap kilisede üç gece boyunca dua okumak ve ruhunu arındırmakla görevlendirilir. Khoma’nın bu görevi reddedememesi, Gogol’un feodal sisteme yönelik o ince sosyolojik eleştirisidir; kilise ve devlet otoritesi, sıradan insanı bile isteye canavarın ağzına atar.
Dramatik çatı, kilisede geçen o üç meşhur gece üzerine kuruludur. Khoma, ilk gece etrafına tebeşirle “kutsal bir çember” çizer. Bu çember, filmin felsefi çekirdeğidir. O çember, rasyonel aklın ve Ortodoks inancının, irrasyonel ve ilkel karanlığa karşı çektiği son settir. Ancak her gece, cadının saldırıları daha da fiziksel ve şiddetli bir hal alır. Uçan tabutuyla çembere çarpan Pannochka’nın yarattığı terör, Ptushko’nun pratik efekt dehasıyla birleştiğinde izleyiciyi koltuğa mıhlar. Khoma, sadece dualarına sığınan, aslında derin bir inancı olmayan, korkudan saçları beyazlayan zavallı bir “sıradan adam”dır.
Üçüncü ve son gecede, cadı artık tek başına Khoma’nın kalkanını kıramayacağını anladığında yeraltının tüm ktonik güçlerini, vampirleri, iskeletleri ve nihayetinde karanlıkların efendisi “Viy”i çağırır. Göz kapakları yere kadar sarkan ve “Göz kapaklarımı kaldırın, göremiyorum!” diye bağıran bu grotesk iblis, Khoma’nın ölüm fermanıdır. Filmin felsefi tokadı buradadır: Viy’in gücü, Khoma’nın ona bakmasından (yani korkusuna teslim olmasından) kaynaklanır. Khoma, “Bakmayacağım!” diye kendine telkinde bulunsa da, insanın o ilkel, yok edici güce duyduğu ontolojik zaaf onu ele geçirir. Khoma Viy ile göz göze geldiğinde, kutsal çember parçalanır ve inanç, antik paganizmin karşısında çöker.
Viy, Sovyet sinemasının o renkli, masalsı dokusunu alıp içini saf bir psikolojik dehşetle dolduran; tebeşirden bir çizginin insanı kendi korkularından koruyamayacağını anlatan, pratik efektleriyle zamanı aşmış, klostrofobik bir halk korkusu (folk horror) başyapıtıdır. Edebiyatın gotik ruhunu, Slav mitolojisinin o çamurlu, karanlık ve acımasız kökleriyle muazzam bir şekilde harmanlar.

