1. Bölüm :
Kökenler, Sargon’un Yükselişi ve İmparatorluğun Kuruluşu
Sami Göçleri ve Akkadların Tarih Sahnesine Çıkışı Mezopotamya, köklü Sümer uygarlığına ev sahipliği yaparken MÖ 2850’ler civarında, Cemdet-Nasr Devri’nin sonlarına doğru bölgeye yavaş yavaş Sami kökenli kavimler sızmaya başlamıştır. Yüzlerce yıl boyunca Suriye ve çevresinden gelerek güneyin bereketli kentlerine yerleşen ve zamanla nüfusun önemli bir bölümünü oluşturan bu Sami toplulukları, başlangıçta Sümer kültürünü özümsemişlerdir. MÖ 2350’lere gelindiğinde, tarihte Akkadlar olarak anılacak olan bu Sami gruplar, Mezopotamya’nın siyasi kaderini tamamen değiştirecek ve dünya tarihinin bilinen ilk imparatorluğunu kuracaklardır.
Sargon’un Efsanevi Kökeni ve Kiş Sarayındaki Yükselişi Akkad Devleti’nin kurucusu olan I. Sargon’un (Akkadca Şarru-kīn) kökenleri ve iktidara yükselişi, efsanelerle ve halk söylenceleriyle iç içe geçmiştir. Geç tarihli bir Asur metninde yer alan “doğum efsanesine” göre, Sargon gizli bir rahibenin (entum) çocuğu olarak Azupiranu kentinde dünyaya gelmiş, annesi onu ziftle kapladığı sazdan bir sepete koyarak Fırat Nehri’ne bırakmıştır. Nehir onu sürükleyerek “Akki” adındaki bir su taşıyıcısına (veya bahçıvana) ulaştırmış, Akki onu kendi oğlu gibi büyütmüştür. Bu “fakirlikten zenginliğe” ya da terk edilmiş kahraman motifi, onun tanrıça İştar’ın (İnanna) sevgisini ve korumasını kazanarak yükselmesini efsanevi bir temele oturtur.
Tarihsel gerçekliklere daha yakın olan Sümer Kral Listesi ve diğer belgelere göre ise Sargon, mütevazı bir aileden gelmiş ve Kiş Kralı Ur-Zababa’nın sarayında “saki” (kadeh taşıyıcı) olarak görev yapmıştır. Sargon’un asıl adı bilinmemekte olup, “Gerçek/Meşru Kral” anlamına gelen Şarru-kin (Sargon) ismini, tahtı ele geçirdikten ve iktidarını meşrulaştırdıktan sonra aldığı düşünülmektedir.
Sümer Kent Devletlerinin Çöküşü ve Lugalzagesi’nin Yenilgisi Sargon’un siyaset sahnesinde parladığı dönemde, Uruk kralı Lugalzagesi Sümer coğrafyasında büyük bir güç elde etmiş ve Kiş kentine saldırmıştı. Başlangıçta Kiş Kralı Ur-Zababa’nın emrinde bir komutan veya yüksek düzeyli bir memur olan Sargon, bilinmeyen bir nedenle tahtı ele geçirmiş ve Lugalzagesi’ye karşı sefere çıkmıştır. Sargon, Lugalzagesi’nin birleşik ordularını mağlup ederek Uruk kentini ele geçirmiş ve kentin surlarını yıktırmıştır. En büyük rakibi olan Lugalzagesi’yi tutsak almış ve onu boyunduruğa vurarak Nippur’daki tanrı Enlil’in tapınak kapısına kadar sürüklemiştir.
Sargon bu zaferle yetinmemiş, güneydeki Ur, Umma ve Lagaş kentlerini teker teker fethedip surlarını yıkarak tüm Sümer coğrafyasını egemenliği altına almıştır. Seferinin sonunda Basra Körfezi’ne (Aşağı Deniz) ulaşmış ve sembolik bir zafer eylemi olarak “silahlarını denizde yıkamıştır”.
Yeni Bir Başkent: Agade’nin İnşası Tüm Güney Mezopotamya’yı kontrolü altına alan Sargon, gücünü pekiştirmek için eski Sümer kentlerini (Uruk, Kiş veya Ur gibi) başkent yapmak yerine, Babil ile Kiş arasında yeni ve görkemli bir kent olan Agade’yi (Akkad) inşa etmiştir. Bu hamle son derece stratejiktir; zira eski hanedanlık bağlarından arınmış, doğrudan kendi şahsına ve ordusuna sadık yeni bir siyasi merkez yaratmayı hedeflemiştir. Agade, çok kısa bir sürede Mezopotamya’nın ve dünyanın en zengin, en görkemli ticaret ve yönetim metropolü haline gelmiştir.
Dünya Tarihinin İlk Daimi Ordusu ve Emperyal Seferler Sargon, fethettiği devasa toprakları elinde tutabilmek ve yeni başkentini zenginleştirmek amacıyla tarihte bilinen ilk düzenli/daimi orduyu kurmuştur. Kendi yazıtlarında gururla, “huzurunda her gün 5400 adamın yemek yediğini” belirtmesi, bu daimi ve profesyonel ordunun varlığına işaret etmektedir.
Bu güçlü askeri mekanizma ile Sargon, Mezopotamya sınırlarının çok ötesine geçerek emperyal fetihlere girişti. Öncelikli olarak kuzeybatıya, Fırat boylarına yöneldi. Mari ve Ebla gibi güçlü krallıkları itaat altına aldı. Tanrı Dagan’a Tuttul kentinde sunduğu kurbanların ardından, Toroslardaki “Gümüş Dağları”na ve Amanoslardaki “Sedir Ormanları”na kadar olan bölgenin hakimiyeti kendisine açıldı. Bu seferler, Mezopotamya’nın şiddetle ihtiyaç duyduğu kereste ve değerli maden (gümüş, bakır) yollarının doğrudan askeri kontrol altına alınmasını sağladı.
Doğuda ise, Elam ve Avan krallıklarına seferler düzenleyerek bu devletleri kendine bağladı, böylece Basra Körfezi’nden gelebilecek tehlikeleri bertaraf ettiği gibi doğu ticaret yollarını da emniyete aldı. Askeri operasyonlarının ulaştığı coğrafi genişlik o kadar muazzamdı ki, Sargon “Şarkişşati” (Dünya Kralı) unvanını kullanmaya başladı.
Merkezi Yönetimin Temelleri Sargon, fethettiği kentlerin başına doğrudan Akadlı valiler (ensi) atayarak veya itaat eden yerel liderleri kendi valisi statüsüne indirgeyerek merkezi bir imparatorluk yönetimi kurdu. Kendi dilini ve kültürünü dayatmakla kalmadı, aynı zamanda siyasi gücünü dini bir zeminle desteklemek için kızı Enheduanna’yı Ur’daki Ay Tanrısı Nanna’nın başrahibesi olarak görevlendirdi.
I. Sargon’un 56 yıl süren uzun ve parlak saltanatı, şehir devletleri dönemini resmen kapatmış; yerine farklı dilleri, halkları ve inançları tek bir merkeze, tek bir krala ve tek bir ekonomiye bağlayan, Mezopotamya tarihinin sonraki bin yıllarına model olacak olan “İmparatorluk” çağını başlatmıştır.
2. Bölüm :
Sargon’un Halefleri: Rimuş ve Maniştuşu Dönemlerindeki İsyanlar
Sargon’un MÖ 2279 civarında ölümünün ardından, farklı dil ve dinlere mensup topluluklardan oluşan ve ağır vergiler altında ezilen bu devasa imparatorlukta büyük isyanlar patlak verdi. Sargon’un yerine tahta geçen oğlu Rimuş (MÖ 2278-2270), Ur, Uruk, Umma, Lagaş ve Kazallu gibi güneydeki Sümer kentlerinin yanı sıra doğuda Elam ve Barahşi’nin başlattığı şiddetli ayaklanmalarla yüzleşmek zorunda kaldı. Yönetimi boyunca ülkedeki düzen ve istikrarı sağlamaya odaklanan Rimuş, on binlerce kişiyi öldürerek veya esir alıp çalışma kamplarına göndererek bu isyanları çok kanlı bir biçimde bastırdı. Bölgeyi denetim altında tutabilmek için Diyala Nehri civarında kendi adını taşıyan Dur-Rimuş kalesini inşa ettirdi. Ancak Rimuş, dokuz yıllık iktidarının ardından saray mensuplarının gerçekleştirdiği bir suikastla öldürüldü.
Rimuş’un ardından tahta Sargon’un diğer oğlu Maniştuşu geçti ve 15 yıl boyunca devleti yönetti. O da tıpkı kardeşi gibi saltanatı boyunca isyanlarla uğraşmak zorunda kalmış, güneyde “Aşağı Deniz”i (Basra Körfezi) gemilerle aşarak kendisine karşı birleşen 32 kralı mağlup etmiş ve Elam ile Magan’a (Umman) seferler düzenlemiştir. Maniştuşu’nun iç politikadaki en dikkat çekici eylemi, merkezi otoriteyi güçlendirmek ve kendine sadık bir elit sınıf yaratmak amacıyla Kuzey Babil’de toplam 3.5 kilometrekareye varan devasa araziler satın almasıdır. Kendi adıyla anılan Maniştuşu Dikilitaşı’nda belgelenen bu satın alımlarla, araziler devletin emekli askerlerine ve destekçilerine tımar benzeri bir sistemle dağıtılmıştır. Ancak o da kardeşiyle aynı kaderi paylaşarak bir saray ayaklanması sonucunda öldürüldü.
Naram-Sin’in Tahta Çıkışı ve “Büyük İsyan” Maniştuşu’nun ardından Akkad tahtına Sargon’un torunu Naram-Sin (MÖ 2254-2218) geçmiştir. 37 yıl (bazı kral listelerine göre 54.5 yıl) süren saltanatı, imparatorluğun en parlak dönemi olmakla birlikte aynı zamanda en zorlu krizlerin yaşandığı dönemdir. Naram-Sin tahta çıktığında, “dünyanın dört bir yanının” ona karşı ayaklandığı büyük bir isyan dalgasıyla karşılaştı. Güneyde Uruk kralı Amar-girid liderliğinde Sümer kentleri (Ur, Lagaş, Umma, Nippur), kuzeyde ise Kiş kralı İphur-Kiş önderliğindeki koalisyon (Kutha, Sippar, Borsippa vb.) birleşerek devlete başkaldırdı. Bu isyancılara Mari ensisi Migir-Dagan da destek veriyordu. Naram-Sin, bu devasa koalisyonları ordusuyla kovalayarak bir yıl içinde gerçekleştirdiği dokuz şiddetli muharebe sonucunda mağlup etti ve isyancı liderleri esir almayı başardı.
İmparatorluğun En Geniş Sınırlarına Ulaşması (Anadolu, Elam, Akdeniz) Naram-Sin, iç isyanları bastırdıktan sonra dedesi Sargon’un başlattığı yayılmacı politikayı çok daha ileri taşıyarak imparatorluğu en geniş sınırlarına ulaştırdı.
• Anadolu ve Akdeniz (Batı ve Kuzey Seferleri): Naram-Sin, Hatti kralı Pampa ve Kaniş kralı Zipani’nin de aralarında bulunduğu 17 Anadolu kralından oluşan büyük bir koalisyona karşı savaşarak onları gece baskınıyla bozguna uğrattı. Bu seferlerle Toroslar’daki “Gümüş Dağları”na, Amanoslar’daki “Sedir Ormanları”na ve “Yukarı Deniz”e (Akdeniz) ulaşarak bölgenin zengin kereste ve maden kaynaklarını denetimi altına aldı. Anadolu içlerine kadar ilerlediğini kanıtlayan en önemli arkeolojik buluntu, ordularının ulaştığı konumu göstermek için Diyarbakır yakınlarındaki Pir Hüseyin’de diktirdiği zafer stelidir. Ayrıca Kuzey Suriye’de Habur havzasındaki Tel Brak (Nagar) kentinde tuğlalarında kendi mührü bulunan devasa bir kale/saray inşa ettirerek bölgedeki Akkad askeri ve idari varlığını kalıcı hale getirdi. Kuzey Suriye’nin en güçlü merkezlerinden olan Ebla’yı da bu dönemde yıktı.
• Elam ve Zağroslar (Doğu Seferleri): Doğuda Zağros Dağları’nda yaşayan Lullubilere karşı kazandığı zaferi, sanat tarihinin şaheserlerinden olan “Naram-Sin Zafer Steli” ile ölümsüzleştirdi. Susa kentini ve Elam’ı imparatorluğa sıkı sıkıya bağlayan Naram-Sin, bu bölgede Akkadcanın resmi idari dil olarak kullanılmasını sağladı ve Elamlı yöneticilerle antlaşmalar yaptı.
• Basra Körfezi (Güney Seferleri): “Aşağı Deniz”e doğru ilerleyerek Magan (Umman) ülkesini fethetti ve kralı Manium’u esir aldı. Bu sayede, imparatorluğun deniz aşırı uluslararası ticaretini doğrudan askeri güvence altına aldı.
Naram-Sin’in Kendini “Tanrı” İlan Etmesi ve Değişen Krallık İdeolojisi Naram-Sin’in benzeri görülmemiş askeri başarıları ve imparatorluğu büyük krizlerden kurtarması, Mezopotamya krallık ideolojisinde devrim niteliğinde bir dönüşüme neden oldu. İlk olarak, dedesi Sargon’un kullandığı unvanları yetersiz bularak, tüm dünyayı kapsayan “Dört İklimin Kralı” (Evrenin Dört Köşesinin Kralı) unvanını benimsedi.
Bunun ardından, Mezopotamya tarihinde o güne dek hiç atılmamış bir adım atarak yaşarken kendisini “Tanrı” ilan eden ilk kral oldu. Kendisine ait yazıtların aktardığına göre, Büyük İsyan döneminde kentini yıkımdan kurtardığı için Akad kenti halkı, İştar, Enlil, Dagan ve Enki gibi büyük tanrılara yakararak Naram-Sin’in “Akkad’ın Tanrısı” olmasını talep etmiş ve tanrıların sözde onayıyla başkentin tam ortasında bizzat onun adına bir tapınak inşa edilmiştir. Bu andan itibaren resmi belgelerde adının başına yalnızca tanrılar için kullanılan çivi yazısı determinatifi (yıldız işareti) eklenmeye başlandı.
Bu ideolojik sıçrama sanata da doğrudan yansıdı. Ünlü Zafer Steli’nde Naram-Sin, diğer askerlerden ve düşmanlarından çok daha büyük, haşmetli bir figür olarak kompozisyonun zirvesinde resmedilmiştir. En çarpıcı detay ise, kralın başında o döneme kadar yalnızca panteondaki gerçek tanrıların takabileceği bir simge olan çift boynuzlu miğferin bulunmasıdır. Naram-Sin bu devrimsel adımıyla; idarenin başı, ordunun başkomutanı, en yüksek yargıç ve başrahip rollerini kendi şahsında birleştirerek devlet ile dini iç içe geçirmiş, otoritesini tartışılamaz ve mutlak bir ilahi zemine oturtmuştur.
3. Bölüm:
Sümer “Kent Devleti” Modelinden “İmparatorluk” Yapısına Geçiş
Mezopotamya’nın siyasi tarihinde Akad dönemi, sınırları belirlenmiş geleneksel “kent devleti” modelinden çıkılarak “bütün dünyayı” yönetmeye aday devasa bir “imparatorluk” düşüncesine geçildiği veya bu düşüncenin temellerinin atıldığı radikal bir kırılma noktasıdır. Erken Sülaleler Devri’nde Sümerler, her biri kendi tanrısına, tapınağına, sarayına ve yönetici hanedanına sahip, birbiriyle sürekli rekabet halinde olan çok sayıda bağımsız kent devleti halinde yaşıyorlardı. Akadlar ise, I. Sargon’un fetihleriyle birlikte bu dağınık ve rekabetçi yapıyı yıkarak bütün bölgeyi tek bir hanedanlığın kesintisiz denetimi altında toplamaya çalışmış ve iktidarı eşi görülmemiş bir biçimde merkezileştirmişlerdir. Sargon ve ardılları, fethettikleri bu devasa toprakları yalnızca haraca bağlamakla kalmamış; dilleri, dinleri ve etnik kökenleri farklı olan birçok topluluğu tek bir merkeze bağlayarak kalıcı bir merkezi devlet yapısı inşa etmişlerdir. Bu merkeziyetçi anlayışın kalbi ise, diğer tüm antik kentleri gölgede bırakan ve imparatorluğun yegane tüketim, yönetim ve servet merkezi haline gelen yeni başkent Agade (Akkad) olmuştur.
Yerel Valilerin (Ensi) Merkeze Bağlanması ve Saray Otoritesi Akad iktidarıyla birlikte, Sümer döneminin mütevazı ve kısmen bağımsız “ensi”leri (rahip-krallar veya kent beyleri), statülerini kaybederek doğrudan Akad kralının tebaası olan ve onun adına görev yapan sıradan valiler konumuna düşürülmüşlerdir. Fethettikleri alanların yönetimini güvence altına almak isteyen Akad kralları, bu kentlerin başına kendi atadıkları Akadlı valileri yerleştirmişlerdir. Bazı durumlarda itaat eden yerel Sümer hanedanlarının yönetimde kalmasına müsaade edilse de, bu kişilerin “ensi” unvanıyla görevlerine devam edebilmeleri ancak Akad kralının iznine ve onayına bağlıydı; bu da imparatorluk otoritesinin tartışılmaz gücünü ortaya koymaktadır.
Merkezi devlet aynı zamanda dini kurumları da siyasi denetime tabi kılmıştır. Sümer dönemindeki teokratik mülkiyet ve “mabet sosyalizmi” olarak adlandırılan yapı yıkılmış, bunun yerine şahsi mülkiyet esasına dayanan, kralların başrahiplik, başyargıçlık ve başkomutanlık yetkilerini kendi şahıslarında topladığı dünyevi ve monarşik bir devlet düzeni kurulmuştur. Merkezi otorite, tapınakları ve rahipleri kendi çıkarları doğrultusunda kontrol edebilmek için kraliyet ailesi mensuplarını devreye sokmuştur; nitekim krallar kendi kızlarını Sümer’in önemli kült merkezlerine (örneğin Ur kentine) başrahibe olarak atayarak dini gücü merkeze entegre etmişlerdir.
Devletin Resmi Dilinin Akadca Olması ve Bürokrasinin Standartlaşması Akadların siyasi egemenliği, kültürel ve bürokratik alanda da kendisini göstermiş, Sümerlerin siyasi üstünlüğünün sona ermesiyle birlikte devletin resmi dili Sami kökenli bir dil olan Akadca olmuştur. İmparatorluk yönetimi, ihtiyaç duyduğu bürokratik yazışmalarda merkezi muhasebe uygulamalarını ve Akadcanın kullanımını zorunlu kılmıştır. Bu dilsel ve idari asimilasyon o kadar etkili olmuştur ki, doğudaki Elam bölgesinde bile Akadca resmi idari dil olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bununla birlikte Sümer kültürü tamamen yok edilmemiş; Sümerce, tıpkı Ortaçağ Avrupası’nda Latince’nin üstlendiği role benzer şekilde, rahipler ve bilginler tarafından bir “bilim”, “edebiyat” ve “din” dili olarak kullanılmaya devam etmiştir.
Tarihleme Sisteminin (Yıl Adları) ve İdarenin Standartlaştırılması Bu devasa siyasi birimin idaresi, imparatorluk genelinde yazılarda, ağırlık ölçülerinde, arşivleme yöntemlerinde ve takvimde büyük bir standartlaşmayı zorunlu kılmıştır. Akad bürokrasisinin Mezopotamya’ya getirdiği en kalıcı ve önemli yeniliklerden biri, “yıl adları” (yıl isimleri) olarak bilinen tarihleme sistemidir. Bu yenilikçi sistemde yıllar artık basit rakamlarla değil, bir önceki yıl (veya o yılın başlarında) meydana gelen ve devlet açısından büyük önem taşıyan siyasi, askeri veya dini bir olayın adıyla anılmaya başlanmıştır. Örneğin, Sargon’un Mari kentini yıktığı yıl, bir sonraki yılın resmi adı olarak kullanılmış; tapınak inşaatları, zaferler veya yüksek rahiplerin atanması gibi olaylar resmi takvime isim olarak verilmiştir.
Bu tarihleme uygulaması, imparatorluğun dört bir yanındaki idari, hukuki ve ekonomik belgelerin tutarlı bir biçimde dosyalanmasını ve merkezi bürokrasi tarafından kolayca denetlenmesini sağlamıştır. Yazıcılar tarafından listeler halinde derlenen bu yıl adları, imparatorluk için tek tip bir takvim yarattığı gibi günümüz tarihçileri için de olayların kronolojik dökümünü veren paha biçilmez kaynaklar haline gelmiştir. Sonuç olarak, Akad merkezi devlet modeli; profesyonel ordusu, merkeze bağlı valilik (ensi) sistemi, Akadca bürokrasisi, standartlaşmış arşivleme ve “yıl adları” takvimiyle, kendinden sonraki bin yıllar boyunca Mezopotamya’da kurulacak imparatorluklara ilham veren mükemmel bir idari aygıt yaratmıştır.
4.Bölüm:
Akad İmparatorluğu döneminde Mezopotamya’nın ekonomik yapısı, Sümerlerin geleneksel kent devleti ekonomisinden çıkarak emperyal bir vizyonla yeniden şekillendirilmiş ve haraç, ganimet ile uluslararası deniz ticaretine dayalı devasa bir ağa dönüşmüştür. Önceki dönemlerde kentlerin zenginleşmesi uzak bölgelerde tüccar ailelerinin kurduğu ticaret kolonilerine dayanırken, Akad kralları güçlü ve hareketli ordularıyla başkentten çok uzak bölgelere seferler düzenleyerek ihtiyaç duyulan hammaddeyi ve zenginliği daha kısa yoldan, askeri güçle elde etme yoluna gitmişlerdir.
Haraç ve Ganimet Ekonomisinin Gelişimi Sargon ve torunu Naram-Sin’in Suriye ve Anadolu içlerine yaptıkları askeri harekatların temel amacı yalnızca bu toprakları siyasi olarak yönetmek değil, bu bölgelerden ganimet ve düzenli haraç toplamaktı. Savaşlarda elde edilen on binlerce tutsak, kıymetli madenler ve hayvan sürüleri doğrudan kralın hazinesine aktarılıyor, bu muazzam servet kraliyet ailesi üyelerine ve saraydaki üst düzey yetkililere dağıtılıyordu. Naram-Sin’in Anadolu krallarından oluşan koalisyonu yendikten sonra Mezopotamya’ya taşıdığı ganimetlerin büyük bir kısmını bakır ve gümüşten yapılmış eşyalar oluşturmaktaydı. Krallar, fethettikleri yabancı ülkelerden sağladıkları bu haraç ve ganimet akışıyla hem ordularını finanse ediyor hem de başkentleri Agade’yi (Akkad) dünyanın en zengin metropolü haline getiriyorlardı,.
“Aşağı Deniz” ve “Yukarı Deniz” Arasındaki Ticaret Ağları Akad kralları, ekonominin can damarı olan hammadde akışını güvence altına almak için “Yukarı Deniz” (Akdeniz) ile “Aşağı Deniz” (Basra Körfezi) arasındaki tüm kritik ticaret yollarını askeri denetim altına almışlardır. Sargon, Basra Körfezi’nden gelen ticaretin şah damarı olan Fırat kervan yolunu güvenceye almış, ardından sedir, servi ve şimşir gibi paha biçilmez inşaat kerestelerinin bulunduğu Amanos Dağları’na (Sedir Ormanları) ve gümüş madenlerinin bulunduğu Toroslar’a (Gümüş Dağları) ulaşmıştır,. Mezopotamya coğrafyası taş, maden ve kaliteli kereste açısından son derece yoksul olduğundan, imparatorluğun ayakta kalabilmesi için bu bölgelerin zenginliklerinin merkeze akıtılması hayati bir zorunluluktu,.
Magan, Meluhha ve Dilmun ile Uluslararası Deniz Ticareti Akad devrinde karayolu kervan ticaretinin yanı sıra, o günün Uzakdoğu ülkeleriyle yapılan uluslararası deniz ticareti de zirveye ulaşmıştır. I. Sargon kendi yazıtlarında gururla, Meluhha, Magan ve Dilmun’dan gelen gemilerin Akad’ın (Agade) rıhtımlarına demirlediğini belirtmektedir,,,,. Bu ticaret ağı şu önemli merkezler üzerinden işliyordu:
• Dilmun (Bahreyn): Mezopotamya ile daha doğudaki ülkeler arasında bir antrepo (aktarma limanı) işlevi gören Dilmun, aynı zamanda hurma ve soğan gibi yerel ürünlerin yanı sıra bakır sevkiyatında da kilit bir noktaydı,.
• Magan (Umman bölgesi): Akad krallarının heykellerini yaptırmak için tercih ettikleri son derece sert ve siyah bir taş olan “diyorit” ile birlikte, imparatorluğun silah ve alet yapımında kullandığı büyük miktardaki bakırın ana kaynağıydı,,,. Naram-Sin, Magan’a bizzat sefer düzenleyerek kralı Manium’u esir almış ve bölgenin kaynaklarını doğrudan güvence altına almıştır.
• Meluhha (İndus Vadisi): Sümer ve Akad metinlerinde “kara insanların ülkesi” olarak anılan Meluhha’dan altın, gümüş, fildişi, lapis lazuli (laciverttaşı), akik ve abanoz gibi son derece egzotik ve lüks tüketim maddeleri ithal edilmekteydi,,,. Bu muazzam ticaret ağı, Sümer edebiyatına ait “Agade’nin Laneti” adlı esere de yansımış; metinde Meluhhalıların kente egzotik çanak çömlekler getirdiği, Elamlıların ve Subarilerin eşekler gibi yük taşıdığı, göçebe Amurruların ise seçme sığır ve koyunlar sunduğu canlı bir dille tasvir edilmiştir,.
Toprak Mülkiyeti, Tarımsal Üretim ve Timar Benzeri Arazi Dağıtımı Akad iktidarı, ekonomik yapıda ve mülkiyet anlayışında devrim niteliğinde bir dönüşüm yaratmıştır. Sümerlerin Erken Sülaleler döneminde hakim olan ve her şeyin tanrıya (dolayısıyla tapınağa) ait olduğu “teokratik mülkiyet” ya da “mabet sosyalizmi” anlayışı büyük ölçüde kırılarak, yerine şahsi mülkiyet esasına dayanan bir devlet ve hukuk düzeni getirilmiştir. Sümerler zamanında krallık ile mabet arasında el değiştiren devasa topraklar, Akadlar zamanında doğrudan merkezi devletin (kralın) mülkiyetine geçmiştir.
Bu dönemin toprak idaresine ilişkin en çarpıcı ve somut belge, Sargon’un oğlu Maniştuşu’ya ait olan Maniştuşu Dikilitaşı’dır (Obelisk). Bu sert diyorit anıt, kralın Kuzey Babil’de toplamda 2340 hektara (yaklaşık 3.5 kilometrekare) varan sekiz büyük arazi parçasını şahıslardan satın aldığını belgelemektedir,. Satın alınan bu devasa araziler, eski Sümer geleneğinin aksine tapınaklara değil; doğrudan devlete hizmet eden memurlara, destekçilere ve emekli askerlere (bir tür erken “timar” veya “ikta” sistemi gibi) bağışlanmıştır. Bu stratejik hamle ile Akad kralları, hem askeri seferlerini destekleyecek sadık bir yönetici-asker sınıfı yaratmış hem de eski tapınak rahiplerinin ekonomik gücünü kırarak merkezi krallık otoritesini tabana yaymışlardır,.
Tarımsal üretimde ise bu “kraliyet arazileri” (oikos), doğrudan kent devletindeki diğer kurumlara bağlı olmaksızın yalnızca kraliyet ailesinin kullanımı ve tahsisi için işletilmekteydi. Toprakların işlenmesi; kısmen oikosa tam bağımlı köleler (savaş tutsakları), kısmen de emekleri karşılığında kendilerine tayın (arpa, yağ, yün) veya geçimlik küçük arsa tahsis edilen bağımlı işçiler aracılığıyla sürdürülmekteydi,. Devletin tahıl, yün ve susam gibi stratejik ürünlerde yarattığı bu büyük tarımsal üretim fazlası, hem devasa ordunun beslenmesinde hem de uzak ülkelerden lüks maddelerin ve madenlerin ithal edilmesinde ana finansman kaynağı olarak kullanılmıştır.
5.Bölüm
Akad İmparatorluğu’nun siyasi alanda gerçekleştirdiği Mezopotamya’yı tek bir merkezde birleştirme vizyonu, din, kültür ve sanat alanlarında da devrim niteliğinde değişimlere sahne olmuştur. Farklı etnik grupların ve inanç sistemlerinin bir araya gelmesi, yepyeni bir kültürel sentezin ve toplumsal yapının doğmasını sağlamıştır.
Din ve Kültür: Sümer ve Sami Panteonlarının Birleşmesi Akad iktidarı ile birlikte, bölgenin köklü Sümer inançları ile Sami (Akad) kökenli dini unsurlar birbirine karışarak bağdaştırılmıştır. Bu dini senkretizmin (birleşmenin) en çarpıcı örneği, Sümerlerin aşk, bereket ve savaş tanrıçası olan İnanna ile Sami kökenli Venüs tanrıçası İştar’ın (Astarte) tek bir ilahi figürde bütünleşmesidir. Gök tanrısı An’ın (Anu) kızı olarak kabul edilen Sümerli İnanna, Akad dönemiyle birlikte Sami “savaşçı İştar”ın özelliklerini de bünyesine katarak Mezopotamya panteonunun en güçlü ve karmaşık dişil merkezi haline gelmiştir. Bu birleşme o kadar etkili olmuştur ki, eski Sümer tanrıçası İnanna ile Akadlı İştar’ın özelliklerini birbirinden tam olarak ayırmak imkansız hale gelmiş, her iki isim de aynı ilahi kudreti ifade etmek için kullanılmıştır.
Enheduanna: Siyaset, Din ve Edebiyatın Kesişim Noktası Bu dini ve kültürel birleşme kendiliğinden olmamış, Akad krallarının bilinçli politikalarıyla desteklenmiştir. İmparatorluğun kurucusu I. Sargon, fethettiği Sümer kentleri üzerindeki egemenliğini dini bir zeminle meşrulaştırmak ve Kuzey-Güney (Sümer-Akad) birliğini sağlamak amacıyla kızı Enheduanna’yı Ur kentindeki Ay Tanrısı Nanna’nın başrahibesi (entum) olarak atamıştır. Tarihte adı bilinen ilk yazar ve şair unvanını taşıyan Enheduanna, hem güçlü bir siyasi figür hem de önemli bir edebi şahsiyettir.
Enheduanna’nın kaleme aldığı ve Mezopotamya edebiyatını derinden etkileyen ilahiler (örneğin “Tüm Me’lerin Sahibesi” ve “Cesur, Yüce Sahibe”), iki farklı panteonu tek bir çatı altında toplamaya yönelik dinsel-politik bir programın en önemli aracı olmuştur. Şiirlerinde İnanna’yı yücelterek onu Gök Tanrısı An ile eşit bir mertebeye taşımış, Sümer ve Akad tanrılarını, kült merkezlerini ortak bir edebiyatta kaynaştırmıştır.
Akad Sanatında Natüralist Eğilimler ve Anıtsal Steller Akad dönemi, Mezopotamya sanatında biçimsel katılıkların aşıldığı, çok daha gerçekçi ve doğal (natüralist) bir üslubun benimsendiği bir dönemdir. Erken Hanedanlar döneminin şematik tasvirlerinin yerini, insan anatomisinin çok daha gerçekçi işlendiği, ince bir işçiliğe sahip siyah diyorit ve bakır heykeller almıştır. Bassetki’de bulunan ve kayıp balmumu tekniğiyle dökülmüş olan çıplak, oturan adam figürü, bu dönemin ulaştığı kusursuz teknik ve natüralizmin en açık kanıtıdır.
Sanattaki bu estetik sıçrama, krallık ideolojisinin propagandasıyla birleştiğinde anıtsal stellerde zirveye ulaşmıştır. Sümer dönemine ait “Akbabalar Steli”nde savaşın asıl kahramanı ve kazananı kentin baş tanrısı (Ningirsu) iken, Akad döneminde bu rolü bizzat “Kral” üstlenmiştir. Sargon ile başlayan bu dönüşüm, Naram-Sin’in ünlü “Zafer Steli”nde en uç noktaya taşınmıştır. Lullubi kabilesine karşı kazanılan zaferi anlatan bu stelde geleneksel yatay kompozisyon şeritleri terk edilerek, taşın tüm yüzeyi tek bir sahne için kullanılmış; ağaçlar ve dağlık arazi ile gerçek bir doğa manzarası (peyzaj) yaratılmıştır. Kompozisyonun zirvesinde, askerlerinden ve düşmanlarından çok daha büyük boyutlarda çizilen Naram-Sin, dağa tırmanırken betimlenmiştir. En vurucu detay ise Naram-Sin’in başında yalnızca tanrıların takabileceği çift boynuzlu bir miğfer bulunmasıdır; bu, onun sadece muzaffer bir savaşçı değil, yaşarken kendini “tanrı” ilan eden ilahi bir varlık olarak resmedildiğini gösterir.
Toplumun Sınıfsal Yapısı ve Yeni Bürokratik Düzen Akadların kurduğu devasa imparatorluk, Mezopotamya’nın toplumsal yapısını da daha karmaşık ve katmanlı hale getirmiştir. Sümer dönemindeki tapınak merkezli küçük kent devletleri, yerini farklı dilleri, inançları ve etnik yapıları barındıran merkezi bir devlete bırakmıştır. Temel olarak toplum üç ana sınıfa ayrılmaktaydı:
1. Soylular (Aristokratlar) ve Devlet Görevlileri: İmparatorluk genişledikçe askeriyeye ve saray yönetimine dayalı yeni bir bürokratik elit sınıf doğmuştur. Tapınak rahiplerinin yanı sıra, ordunun başındaki generaller (şagina), merkeze bağlı valiler (ensi), yazmanlar ve üst düzey yöneticiler bu tabakayı oluşturuyordu. Özellikle Sargon ve halefleri, fethettikleri arazileri (tımar benzeri bir sistemle) kendilerine sadık bu memurlara ve emekli askerlere dağıtarak zenginleşmelerini sağlamıştır.
2. Hürler (Sıradan Yurttaşlar): Toplumun en kalabalık kesimini oluşturan, tarım, hayvancılık veya ticaretle uğraşan bağımsız halk tabakasıydı. Saraya ve devlete bağlı zanaatkarlar ve tüccarlar da bu dönemde artan refahtan paylarını almış, mesleki uzmanlaşma iyice belirginleşmiştir.
3. Köleler ve Yanaşmalar (Bağımlı İşçiler): En alt tabakayı oluşturan bu kesim, savaşlarda esir alınan tutsaklardan, borç yüzünden köleleşenlerden ve tapınak/saray arazilerinde, karın tokluğuna (tayın karşılığı) yaşamak zorunda olan bağımlı işçilerden oluşuyordu. Devlete ait mega inşaat projelerinde, tarım arazilerinde ve dokuma atölyelerinde çalışan bu kitle, dönemin “oikos” (büyük hane) ekonomisinin temel gücünü teşkil ediyordu.
Akad İmparatorluğu’nda eski “tapınak sosyalizmi” anlayışı büyük ölçüde kırılarak yerini laik diyebileceğimiz saray otoritesine bırakmış, kralların askeri gücü ve mutlak egemenliği, toplumun her hücresinde hissedilir hale gelmiştir.
6. Bölüm
Çöküş Dönemi, Gutium İstilası ve Agade’nin Laneti
Naram-Sin Sonrası Şar-kali-şarri Dönemi ve Artan Dış Baskılar Akkad İmparatorluğu’nun en parlak günlerini yaşatan Naram-Sin’in MÖ 2218 civarında ölümünün ardından tahta oğlu Şar-kali-şarri geçmiştir. Şar-kali-şarri’nin 25 yıl süren saltanatı, Akkadlar için sonun başlangıcı olan büyük karışıklıklara ve çöküş sürecine sahne olmuştur. Devasa imparatorluğu bir arada tutmakta zorlanan yeni kral, babasının kullandığı ihtişamlı “Dört Bir Yanın Kralı” (Evrenin Kralı) unvanını terk etmek zorunda kalmış ve yalnızca mütevazı “Akkad Kralı” unvanını kullanmıştır. Bu dönemde imparatorluk sınırları her yönden ağır baskı altındaydı; batıdan ve Suriye steplerinden yarı göçebe Sami Amurrular (Martu), doğudan Elamlılar ve Zağros Dağları’ndan barbar Gutiler sürekli olarak imparatorluk topraklarına sızmaya ve saldırmaya başlamışlardı. Şar-kali-şarri, bıraktığı vesikalarda bu kavimlere karşı zaferler kazandığını iddia etse de, bu askeri eylemler fetih veya yayılma amaçlı değil, düşmanları başkent Agade’nin kapılarından uzak tutmaya yönelik çaresiz savunma savaşlarıydı. Özellikle doğuda Kutik-İnşuşinak önderliğindeki Elam, Akkad denetiminden çıkarak tam bağımsızlığını ilan etmiş ve güneydeki bazı Sümer kentleri (örneğin Uruk) isyan ederek merkeze olan bağlılıklarını koparmışlardır.
İmparatorluğun Parçalanması ve Anarşi Dönemi: “Kim Kraldı, Kim Kral Değildi?” Şar-kali-şarri’nin, muhtemelen bir saray darbesi sonucunda öldürülmesiyle birlikte Akkad İmparatorluğu tam bir kaosa ve otorite boşluğuna sürüklenmiştir. Sümer Kral Listesi, devletin içine düştüğü bu derin anarşi ve taht kavgalarını Mezopotamya tarihinin en ünlü ve çarpıcı edebi ifadelerinden biriyle özetler: “Kim kraldı, kim kral değildi?”. Bu kaotik dönemde İgigi, Nanum, İmi ve Elulu adında dört farklı kişi tahtta hak iddia etmiş ve bu dört yöneticinin toplam iktidar süresi sadece üç yıl sürmüştür.
Bu kanlı taht mücadelelerinden galip çıkan ve Guti tehlikesini bir süreliğine de olsa savuşturan Dudu (21 yıl) ve onun ardından tahta geçen oğlu Şudurul (15 yıl), devletin ömrünü birkaç on yıl daha uzatmayı başarmışlardır. Ancak bu dönemde Akkad Devleti, artık “dünyayı yöneten” bir imparatorluk olmaktan çıkmış, sadece başkent Agade ve onun çok yakın çevresine sıkışmış küçük ve çaresiz bir kent devletine dönüşmüştür. Nihayetinde, son kral Şudurul döneminde patlak veren Uruk isyanı ve artan göçebe akınları, başkentin düşüşüne zemin hazırlamıştır.
Gutium İstilası ve Başkent Agade’nin Düşüşü Akkad İmparatorluğu’na kesin ve ölümcül darbeyi indirenler, Zağros Dağları’nın eteklerinde yaşayan, göçebe ve savaşçı bir kavim olan Gutiler olmuştur. Mezopotamya metinlerinde “dağların ejderhaları” veya “insan içgüdülerine, köpek aklına ve maymun vücuduna sahip” varlıklar olarak son derece aşağılayıcı ifadelerle betimlenen Gutiler, imparatorluğun zayıflığından faydalanarak dağlardan verimli ovalara inmişlerdir. Sayıları giderek artan Guti grupları, önce otlaklardaki hayvan sürülerini çalmış, kervan yollarını kesmiş ve ticareti tamamen durma noktasına getirmişlerdir. “Çekirge sürüleri gibi” yeryüzünü kapladıkları söylenen Gutiler yüzünden Sümer ovasında kara ve deniz haberleşmesi kopmuş, ulaklar seyahat edemez hale gelmiş ve tarlalar ürün vermez olmuştur.
Nihayetinde Gutiler, bir zamanlar dünyanın en zengin metropolü olan başkent Agade’yi ele geçirip yerle bir etmişlerdir. Agade o kadar ağır bir yıkıma uğramıştır ki, Sargon’un görkemli başkenti bir daha asla toparlanamamış ve tarihin tozlu sayfalarına karışarak yeryüzünden tamamen silinmiştir.
Akkad’ın Yıkılışının Edebi Yansıması: “Agade’nin Laneti” Akkad İmparatorluğu’nun çöküşü, Mezopotamya halkının hafızasında o kadar derin bir travma yaratmıştır ki, bu felaket yüzlerce yıl sonra bile Sümer edebi metinlerinde teolojik bir gerekçeye dayandırılarak anlatılmıştır. “Agade’nin Laneti: Öcü Alınan Ekur” adını taşıyan ünlü Sümer şiiri, bu büyük imparatorluğun barbar Gutiler eliyle yıkılmasını Naram-Sin’in kibrine ve işlediği bir günaha bağlar.
Şiire göre Naram-Sin, tanrıların onayını alamayınca büyük bir öfkeye kapılmış ve ordularıyla baştanrı Enlil’in Nippur’daki kutsal tapınağı Ekur’a saldırarak burayı yağmalamıştır. Tapınağın altın, gümüş ve bakır kaplarını çalıp Agade’ye taşıması üzerine Enlil çok öfkelenmiş ve intikam almak için “hiçbir egemenlik tanımayan” Gutileri Zağroslardan Sümer’in üzerine salmıştır. Bu saygısızlığı cezalandırmak için Sümer panteonunun en önemli sekiz tanrısı (Sin, Enki, İnanna, Ninurta, İştar, Utu, Nusku ve Nidaba), Agade kentini sonsuza dek ıssız ve metruk kalması için lanetlemişlerdir. Lanet metninde kentin korularının toza döneceği, görkemli sarayların harabeye döneceği, tapınak alanlarında tilkilerin dolaşacağı ve araba yollarında yabani otların biteceği haykırılır. Bu edebi mitos, halkın ve rahiplerin gözünde, kralların siyasi başarısızlıklarını ve ülkenin işgale uğramasını ilahi adaletin bir tecellisi olarak meşrulaştırmıştır.
Guti Egemenliği ve Mezopotamya’nın Karanlık Çağı Akkadların yıkılışının ardından Mezopotamya, Sümer Kral Listesi’ne göre 21 Guti kralının yaklaşık 91 yıl (bir asır civarı) süren egemenliğine girmiştir. Gutiler merkezi bir devlet mekanizması kurmakta yetersiz kalmışlar ve yerleşik kent kültürüne uyum sağlayamadıklarından Mezopotamya’ya sadece yıkım, anarşi ve yoksulluk getirmişlerdir. Bu dönem “Mezopotamya Tarihinin Birinci Ara Devri” olarak bilinir.
Bununla birlikte, Guti egemenliği Kuzey Mezopotamya’da daha şiddetli hissedilirken, güneydeki bazı Sümer kentleri diplomatik yollarla varlıklarını sürdürebilmiştir. Özellikle Lagaş kenti, ünlü yöneticisi Gudea önderliğinde Gutilere bağlılığı kabul edip haraç ödeyerek barışçıl bir sığınak ve refah adası yaratmayı başarmıştır. Gudea döneminde ticaret ağları kısmen yeniden canlanmış, uzak ülkelerden getirilen malzemelerle anıtsal tapınaklar ve heykeller inşa edilmiştir.
Mezopotamya’nın üzerine bir kabus gibi çöken Guti egemenliği, MÖ 2120 civarında Uruk kralı Utu-hegal’in başlattığı bağımsızlık savaşıyla son bulmuştur. Utu-hegal, Guti kralı Tirigan’ı mağlup edip esir alarak Gutileri tamamen dağlarına geri sürmüş ve “Sümer Krallığı’nı” yeniden tesis etmiştir. Bu zafer, Akkad döneminin ve Guti karanlığının ardından Mezopotamya’da Sümer dilinin, kültürünün ve siyasi egemenliğinin yeniden şahlanacağı “Sümer Rönesansı” (III. Ur Hanedanlığı) çağının kapılarını aralamıştır
Liderler
I. Sargon (Şarru-kin)
• Hüküm Süresi: 56 yıl (Geleneksel kronolojiye göre MÖ 2340-2284 veya MÖ 2334-2279; alternatif kronolojiye göre MÖ 2296-2240).
• Dönemin Önemli Olayları: Akad İmparatorluğu’nun kurucusudur. Mütevazı bir aileden gelerek Kiş Kralı Ur-Zababa’nın sarayında saki olarak görev yapmış, daha sonra bilinmeyen bir sebeple tahtı ele geçirmiştir. Döneminin en büyük olayı, Uruk kralı Lugalzagesi’yi ve 50 şehir prensinden oluşan koalisyonunu mağlup ederek tüm Sümer kent devletlerini (Ur, Uruk, Umma, Lagaş) egemenliği altına almasıdır. Bu zaferlerin ardından “dünya kralı” unvanını almış ve yeni bir başkent olan Agade’yi (Akkad) inşa etmiştir. İlk düzenli orduyu kuran Sargon, batıda “Yukarı Deniz”e (Akdeniz), Amanoslar’daki (Sedir Ormanları) ve Toroslar’daki (Gümüş Dağları) zengin kaynaklara; doğuda ise Elam ve Barahşi’ye kadar uzanan benzeri görülmemiş askeri seferler düzenlemiştir. Dini ve siyasi gücü pekiştirmek için kızı Enheduanna’yı Ur kentinde başrahibe yapmıştır.
Rimuş
• Hüküm Süresi: 9 yıl (Geleneksel kronolojiye göre MÖ 2284-2275 veya MÖ 2278-2270; alternatif kronolojiye göre MÖ 2239-2230).
• Dönemin Önemli Olayları: I. Sargon’un oğludur. Tahta geçtiği andan itibaren, babasının fethettiği bölgelerde patlak veren büyük isyanlarla uğraşmak zorunda kalmıştır. Özellikle Ur, Uruk, Umma, Lagaş ve Kazallu gibi güney Sümer kentleri ile doğuda Elam ve Barahşi’nin başkaldırılarını son derece kanlı bir biçimde, on binlerce kişiyi öldürerek veya esir kamplarına göndererek bastırmıştır. Kendi adını taşıyan Dur-Rimuş kalesini inşa ettirmiş, ancak saltanatı bir saray suikastı sonucu öldürülmesiyle son bulmuştur.
Maniştuşu
• Hüküm Süresi: 15 yıl (Geleneksel kronolojiye göre MÖ 2275-2260 veya MÖ 2269-2255; alternatif kronolojiye göre MÖ 2229-2214).
• Dönemin Önemli Olayları: Rimuş’un kardeşi ve Sargon’un diğer oğludur. O da kardeşi gibi isyanlarla mücadele etmiş, Basra Körfezi’ni (Aşağı Deniz) aşarak kendisine karşı birleşen 32 kralı mağlup etmiş ve Elam bölgesine seferler düzenlemiştir. Döneminin en belirgin icraatı, Kuzey Babil’de 3.5 kilometrekareye varan devasa arazileri satın aldığını belgeleyen “Maniştuşu Dikilitaşı”dır. Bu arazileri devlet memurlarına ve emekli askerlere tımar benzeri bir sistemle dağıtarak merkezi otoriteye sadık bir sınıf yaratmayı hedeflemiştir. Kardeşi Rimuş gibi o da bir saray ayaklanması sonucunda öldürülmüştür.
Naram-Sin
• Hüküm Süresi: 37 yıl (Sümer Kral Listesi’ne göre 56 yıl veya bazı belgelere göre 54.5 yıl. Geleneksel kronolojiye göre MÖ 2260-2223 veya MÖ 2254-2218; alternatif kronolojiye göre MÖ 2213-2176).
• Dönemin Önemli Olayları: Maniştuşu’nun oğlu ve Sargon’un torunudur. Akad İmparatorluğu onun döneminde gücünün zirvesine ulaşmıştır. Tahta çıktığında Kiş ve Uruk krallarının önderliğinde birleşen devasa bir “Büyük İsyan” koalisyonuyla karşılaşmış ve bu isyanı bir yıl içinde art arda yaptığı dokuz savaşla bastırmıştır. İsyanı bastırdıktan sonra, Mezopotamya tarihinde bir ilki gerçekleştirerek yaşarken kendisini “Akad’ın Tanrısı” ilan etmiş ve “Dört Bir Yanın Kralı” unvanını almıştır. Anadolu (Puruşhanda), Akdeniz, Elam, Lullubi ve Magan’a (Umman) emperyal fetihler düzenlemiştir. Ünlü Zafer Steli’nde tanrılara özgü çift boynuzlu miğferle resmedilmiştir. Dönemin sonlarına doğru baştanrı Enlil’in Nippur’daki tapınağı Ekur’u yağmalaması, sonraki Sümer metinlerinde “Agade’nin Laneti” olarak edebiyata yansımış ve imparatorluğun yıkımının teolojik gerekçesi sayılmıştır.
Şar-kali-şarri
• Hüküm Süresi: 25 yıl (Geleneksel kronolojiye göre MÖ 2223-2198 veya MÖ 2217-2193; alternatif kronolojiye göre MÖ 2175-2150).
• Dönemin Önemli Olayları: Naram-Sin’in oğludur ve onun döneminde imparatorluğun çöküş süreci başlamıştır. Artan dış baskılar ve iç isyanlar nedeniyle imparatorluk küçülmüş, babasının kullandığı “Evrenin Kralı” unvanını terk edip yalnızca “Akad Kralı” unvanını kullanmıştır. Saltanatı boyunca batıdan gelen Amurrular (Martu), doğudan gelen Elamlılar ve özellikle Zağros Dağları’ndan inen barbar Gutiler ile çaresiz savunma savaşları yapmıştır. Güneydeki Lagaş, Ur ve Uruk gibi Sümer kentleri bağımsızlıklarını ilan etmeye başlamıştır. Şar-kali-şarri’nin muhtemelen bir saray darbesiyle öldürülmesi imparatorluğu tam bir anarşiye sürüklemiştir.
Anarşi Dönemi (İgigi, Nanum, İmi, Elulu)
• Hüküm Süresi: Dört kişi toplam 3 yıl hüküm sürmüştür (Yaklaşık MÖ 2198-2195).
• Dönemin Önemli Olayları: Şar-kali-şarri’nin ölümünden sonra devlet otoritesi tamamen çökmüş ve kanlı taht kavgaları yaşanmıştır. Sümer Kral Listesi bu dönemi “Kim kraldı, kim kral değildi?” şeklindeki ünlü ifadesiyle özetler. Bu kaos döneminde İgigi, Nanum, İmi ve Elulu (Guti kralı Elulmeş ile aynı kişi olabileceği düşünülmektedir) adında dört farklı kişi tahtta hak iddia etmiş ve Akkad hanedanlık zinciri kırılmıştır.
Dudu
• Hüküm Süresi: 21 yıl (Geleneksel kronolojiye göre MÖ 2195-2174 veya MÖ 2189-2169).
• Dönemin Önemli Olayları: Anarşi döneminin ardından tahta çıkmış ve Akkad Devleti’nin ömrünü bir süre daha uzatmayı başarmıştır. Ancak bu dönemde imparatorluk, dünyayı yöneten bir güç olmaktan çıkmış; Nippur ve Adab’da bulunan vesikalarından anlaşıldığı üzere, yalnızca başkent Agade ve yakın çevresine hükmeden yerel bir krallığa dönüşmüştür. Guti tehlikesini bir süreliğine savuşturmuş gibi görünmektedir.
Şu-durul (Şudurul / Şu-Turul)
• Hüküm Süresi: 15 yıl (Geleneksel kronolojiye göre MÖ 2174-2159 veya MÖ 2168-2154).
• Dönemin Önemli Olayları: Dudu’nun oğlu ve Akkad hanedanının son kralıdır. Onun saltanatının sonlarında patlak veren Uruk isyanı ve giderek artan Guti saldırıları sonucunda devletin gücü tamamen tükenmiştir. Gutilerin Mezopotamya ovasına inerek başkent Agade’yi zapt edip yerle bir etmesiyle Akad İmparatorluğu resmi olarak yıkılmış ve tarih sahnesinden silinmiştir. Krallık önce Uruk’a, ardından da Guti güruhlarının eline geçmiştir.

