Coğrafi ve Jeopolitik Morfoloji Avusturya, Orta Avrupa’nın karayla çevrili (landlocked) ana kilit taşıdır. Topraklarının yaklaşık %62’sini kaplayan Doğu Alpleri, ülkeyi topografik olarak adeta doğal bir dağ kalesine çevirir. Batıda İsviçre ve Lihtenştayn, kuzeyde Almanya ve Çekya, doğuda Slovakya ve Macaristan, güneyde ise İtalya ve Slovenya ile sınırdaştır. Bu sekiz komşulu yapı, Avrupa’nın en önemli su yolu olan Tuna Nehri havzasıyla birleştiğinde ülkeyi tarih boyunca Doğu ile Batı arasında zorunlu bir geçiş güzergahı yapmıştır. Jeopolitik olarak Soğuk Savaş döneminde “kalıcı tarafsızlık” politikası izleyip NATO’ya katılmayarak (bugün de üye değildir) Demir Perde’nin hemen kenarında hem kapitalist Batı hem de komünist Doğu ile masaya oturabilen bir istihbarat, diplomasi ve tampon bölge merkezi olmuştur. Viyana’nın bugün hala BM, OPEC ve AGİT gibi devasa uluslararası örgütlere ev sahipliği yapması bu tarafsızlık ve köprü işlevinin kurumsal bir mirasıdır.
Makroekonomi ve Üretim Modeli Avusturya, kişi başına düşen GSYİH ve refah seviyesi bakımından Avrupa’nın ve dünyanın en zengin ülkelerinden biridir. Ekonomik modeli “Sosyal Piyasa Ekonomisi” (Soziale Marktwirtschaft) üzerine kuruludur. Bu modelin kalbinde, işveren örgütleri, güçlü sendikalar ve devlet arasındaki katı bir uzlaşmaya dayanan “Sosyal Ortaklık” (Sozialpartnerschaft) mekanizması yatar; bu sistem ülkede grev oranlarının dünya ortalamasının çok altında olmasını ve sosyoekonomik barışı sağlar. Ekonomi son derece endüstriyelleşmiş olup özellikle makine mühendisliği, metalurji, kimya, otomotiv yan sanayii ve hassas ölçüm cihazları gibi yüksek teknoloji ve katma değerli alanlara odaklanmıştır. Makro düzeyde Alman ekonomisinin tedarik zincirine devasa bir entegrasyonla bağlıdır. Topoğrafik zorluklara rağmen Alpler’in sunduğu kış turizmi ile Viyana/Salzburg eksenindeki yüksek kültür (müzik, tarih) turizmi ekonominin en büyük döviz kalemlerindendir. Ormancılık yönetimi ve hidroelektrik enerji üretiminde küresel ölçekte standart belirleyici konumundadır.
Demografik ve Etnografik Yapı 9 milyonu aşan nüfusu, homojen bir Germen toplumu illüzyonunun aksine, tarihsel bir imparatorluk başkentinin mirasıyla günümüz küresel göç dinamiklerinin harmanlandığı bir yapıdadır. Bugün ülke nüfusunun yaklaşık %25’i göçmen kökenlidir (yurtdışı doğumlular veya ebeveynlerinden en az biri yabancı olanlar). Viyana, imparatorluk döneminde olduğu gibi bugün de bu çok kültürlülüğün merkezidir. Eski Yugoslavya ülkelerinden (Sırplar, Boşnaklar, Hırvatlar), Türkiye’den, Almanya’dan gelen büyük işgücü göçmenleri ile son on yılda Orta Doğu’dan gelen sığınmacılar demografik dönüşümün ana aktörleridir. Ülke, demografik ve kültürel olarak batı ve güneydeki muhafazakar, Katolik, dağlık ve kapalı eyaletler ile; doğudaki devasa, kozmopolit, çok dilli ve sol-ilerici Viyana metropolü arasında keskin bir şekilde ikiye ayrılmıştır.
Siyasi ve Sosyolojik Dinamikler Avusturya’nın modern sosyolojisini anlamak için tarihsel kimlik krizini iyi okumak gerekir: Viyana, 50 milyonluk devasa ve çok uluslu bir imparatorluğun beyniyken, 1918’de aniden dağların arasına sıkışmış 6-7 milyonluk küçük bir cumhuriyetin “büyük gelen başkenti” haline gelmiştir. Bu durum ülkede kalıcı bir bürokratik melankoli ve Habsburg nostaljisi yaratmıştır. II. Dünya Savaşı sonrasında ülke, uzun yıllar boyunca Nazizmin ortağı değil, “Hitler’in ilk kurbanı” (Opfermythos) olduğu tezini savunarak kendi karanlık geçmişiyle yüzleşmeyi Almanya’ya kıyasla çok geç ve sancılı bir şekilde gerçekleştirmiştir.
Siyasi tarih, on yıllar boyunca Merkez Sol (SPÖ) ile Merkez Sağ (ÖVP) partilerin devleti, bürokrasiyi ve kamu ihalelerini kendi aralarında adeta bir “şirket” gibi paylaştığı Proporz (orantısal kadrolaşma) sistemi ile şekillenmiştir. “Kızıl Viyana” (Rotes Wien) dönemiyle başlayan ve bugün de devam eden, dünyanın tartışmasız en başarılı ve entegre sosyal konut (Gemeindebau) politikalarına sahiptir. Ancak bu konforlu ve donuk yapı, son otuz yılda radikal bir biçimde sarsılmıştır. Küreselleşmeye, Avrupa Birliği’ne ve göçe tepki gösteren taşranın ve alt orta sınıfın öfkesini örgütleyen aşırı sağcı Özgürlük Partisi (FPÖ), Avrupa’da ana akım siyasete giren ve iktidar ortağı olan ilk radikal sağ partilerden biri olarak Avusturya’nın muhafazakar ve yabancı düşmanı fay hatlarını gözler önüne sermiştir. Sigmund Freud’dan Ludwig Wittgenstein’a, Stefan Zweig’dan Thomas Bernhard ve Elfriede Jelinek’e kadar psikanalizin, analitik felsefenin ve sivri dilli modern edebiyatın merkez üssü olan bu coğrafya; Gemütlichkeit (rahatlık/keyif) illüzyonunun altındaki keskin sınıfsal, siyasi ve entelektüel gerilimleriyle Avrupa ruhunun en iyi inceleneceği laboratuvarlardan biridir.

