Kuruluş ve Fenike Kökleri (MÖ 814 – MÖ 650)
Kartaca’nın tarih sahnesine çıkışı, MÖ 9. yüzyılda Akdeniz’in doğusunda artan Yeni Asur İmparatorluğu baskısı ve Levant bölgesindeki Fenike şehir devletlerinin ticari açılımlarının jeopolitik bir sonucudur. Fenike’nin başkenti Sur (Tyre) şehrinin, batı Akdeniz’deki maden (özellikle İberya gümüşü ve kalayı) rotalarını güvence altına almak için stratejik ara istasyonlara ihtiyacı vardı. Kuzey Afrika kıyılarında, Sicilya Kanalı’nı doğrudan kontrol eden ve doğal limanlara sahip Tunus körfezi, bu denizci medeniyet için kusursuz bir coğrafi düğüm noktasıydı. Kartaca, başlangıçta bağımsız bir imparatorluk idealiyle değil, Sur’un batıdaki ticari hegemonyasını lojistik olarak destekleyecek mütevazı bir demirleme ve ticaret kolonisi (emporion) olarak kurulmuştur.
Klasik antikçağ tarih yazımına ve mitolojiye göre devletin kuruluşu, Sur kralı Pygmalion’un zulmünden ve kocasının öldürülmesinden kaçan Fenikeli prenses Elissa’nın (Dido) önderliğindeki aristokrat bir mülteci grubunun eseridir. Efsaneye göre Elissa, yerel Libya (Berberi) kralı Iarbas’tan «bir öküz derisinin kaplayabileceği kadar» toprak satın almış, deriyi ince şeritler halinde keserek Byrsa tepesini çevrelemiş ve şehrin ilk akropolünü inşa etmiştir. Bu efsane, rasyonel bir tarihsel okumayla; Kartaca’nın ilk evresinde kaba kılıç gücüne değil, diplomatik zekâya, ticari sözleşmelere ve yerel halkla kurulan asimetrik ancak pragmatik ilişkilere dayandığının felsefi bir metaforudur.
Devletin bu erken dönem sosyolojisi, klasik antikçağdaki tarım tabanlı monarşilerden tamamen farklıydı. Toprak ağalığına veya kutsal bir krallığa değil, doğrudan deniz ticaretine, gemi inşasına ve küresel sermaye birikimine dayanan tüccar bir oligarşi (aristokrasi) devleti yönetiyordu. Erken dönemde Kartaca, etrafındaki Libyalı kabilelere toprak kirası (haraç) ödüyor ve askeri bir genişlemeden ziyade, Sardinya, Balear Adaları ve İberya kıyılarında ticari antrepolar kurmaya odaklanıyordu. Toplum, Fenike’nin köklü denizcilik sırlarını, cam işçiliğini ve en önemlisi alfabe (yazı) kullanımını Kuzey Afrika’ya taşıyarak bölgenin entelektüel ve teknolojik seviyesini tekeli altına almıştır.
Zamanla Levant’taki anavatan Sur şehrinin, önce Asurlular ardından da Yeni Babil İmparatorluğu (özellikle II. Nebukadnezar’ın kuşatması) tarafından zayıflatılması ve siyasi bağımsızlığını yitirmesi, Kartaca’nın kaderini geri dönülmez biçimde değiştirmiştir. Anavatanın korumasından ve askeri desteğinden mahrum kalan Kartaca, Batı Akdeniz’deki Fenike kolonilerinin liderliğini ve savunmasını tek başına üstlenmek zorunda kalmıştır. Bu jeopolitik kopuş, Kartaca’yı sıradan bir ticaret istasyonundan, kendi donanmasını inşa eden, kendi ordusunu kuran ve dış politikasını bağımsızca yürüten egemen bir devlete dönüştüren ontolojik bir kırılmadır.
Bu fazın en önemli yöneticisi/figürü efsanevi Kraliçe Elissa (Dido) olarak kabul edilir. Onun en büyük icraatı, sadece şehri kurmak değil; yerel kabilelerle barışı sağlayarak devletin fiziksel ve ekonomik altyapısının kök salmasına olanak tanımasıdır. Byrsa tepesine kurulan ilk surlar, Cothon adı verilen devasa suni limanların ilk prototiplerinin inşası ve Batı Akdeniz gümüş ticaretinin tekelinin sağlanması bu dönemin en kritik gelişmeleridir. Elissa’nın kurguladığı bu pragmatik tüccar devlet aklı, Kartaca’yı birkaç yüzyıl içinde Akdeniz’in en zengin metropolü haline getirecek ekonomik genetiği oluşturmuştur.
Magonidler, Sicilya Savaşları ve Thalassokrasi (MÖ 650 – MÖ 264)
Kartaca’nın barışçıl bir ticaret kolonisinden, Akdeniz’i demir yumrukla yöneten bir «Thalassokrasi»ye (Deniz İmparatorluğu) dönüşmesi, MÖ 6. yüzyılda Magonid hanedanının (Mago ve soyundan gelenler) devletin askeri ve idari aygıtını ele geçirmesiyle başlar. Bu dönemde Yunan şehir devletlerinin (özellikle Phokaia/Foça kolonilerinin) Batı Akdeniz’e doğru agresif bir yayılma içine girmesi, Kartaca’nın varoluşsal ticari tekelini tehdit etmiştir. Devlet aklı, bu tehdidi bertaraf etmek için pasif diplomasiyi terk etmiş; Etrüsklerle makro-stratejik bir ittifak kurarak Yunanlara karşı doğrudan askeri şiddet (örneğin MÖ 540 Alalia Deniz Muharebesi) kullanmaya başlamıştır. Bu evre, kâr maksimizasyonunun ancak askeri hegemonya ile korunabileceği rasyonel devlet doktrininin doğuşudur.
Magonidler döneminde Kartaca, Afrika’daki yerel kabilelere ödediği haracı kesin olarak kesmiş, kılıç gücüyle Tunus içlerine ilerleyerek tarımsal bir hinterland (chora) yaratmıştır. Bu tarım alanları, köle emeğiyle devasa plantasyonlara dönüştürülmüş ve şehrin gıda güvenliği sağlanmıştır. Ancak devletin asıl genişleme ve savaş alanı, Akdeniz’in kilit taşı olan Sicilya adası olmuştur. Sicilya’daki Yunan tiranlıklarıyla (özellikle Sirakuza), adanın kontrolü için yüzyıllar sürecek olan ve Kartaca ordularının lojistik ile teknolojik kapasitesini en uç noktaya kadar test eden yıkıcı «Sicilya Savaşları» dizisi başlamıştır.
Devletin kurumsal yapısı, bu sürekli savaş hali içinde oligarşik bir cumhuriyete evrilmiştir. Kralın (veya diktatörün) yetkileri tırpanlanmış; devletin başına her yıl seçimle gelen iki «Suffet» (Yargıç/Konsül) getirilmiştir. Yürütme ve yasama gücü; elit aristokrat ailelerden oluşan bir «Senato» ve komutanların ihanetini veya liyakatsizliğini denetleyen, başarısız generalleri çarmıha gererek idam etme yetkisine sahip korkunç «Yüz Dörtler Konseyi» (Mahkemesi) tarafından paylaşılmıştır. Bu acımasız denetim mekanizması, ordunun sivil siyasete darbe yapmasını engellemek için tasarlanmış kusursuz ama paranoyak bir güçler ayrılığı ve devlet güvenliği mimarisidir.
Kartaca’nın bu evredeki askeri gücünün ontolojisi son derece asimetrikti. Donanma, bizzat Kartacalı özgür vatandaşların kürek çektiği ve komuta ettiği devlete ait yenilmez bir ulusal kurumken; kara ordusu neredeyse tamamen paralı askerlerden (Numidyalı süvariler, İber piyadeleri, Balear sapanları) oluşuyordu. Savaş, devlet için rasyonel bir ticari yatırım olarak görülüyordu; Kartacalılar kendi kanlarını dökmek yerine, devasa hazinelerinden elde ettikleri altınlarla yabancıların kanını satın alarak emperyal sınırlarını genişletiyorlardı. Bu proto-kapitalist militarizm, hazine dolu olduğu sürece kusursuz işleyen ancak ekonomik kriz anında devleti içten çökertebilecek ölümcül bir genetik zafiyetti.
Bu dönemin en önemli yöneticisi, Magonid hanedanının kurucusu Mago I’dir. Mago’nun en büyük icraatı, Kartaca ordusunu reorganize ederek dağınık yerel kabile güçlerinden disiplinli bir uluslararası paralı asker (mercenary) sistemine geçişi sağlamasıdır. Etrüsklerle ilk ittifakı kuran ve İberya’daki maden bölgelerini (Gades/Cadiz) askeri olarak emniyete alan kişidir. Oğlu I. Hamilcar’ın MÖ 480 Himera Muharebesi’nde Yunanlara karşı aldığı ağır hezimete rağmen, Mago’nun kurduğu askeri-ekonomik sistem öylesine sağlamdı ki, Kartaca kısa sürede toparlanmış ve Batı Akdeniz’in yegâne süper gücü olma unvanını iki asır daha sürdürmüştür. Bu çağın en meşhur denizci seyyahı Denizci Hanno, Atlas Okyanusu üzerinden Afrika kıyılarına uzanan seferiyle bu thalassokrasinin keşif boyutunu temsil eder.
Birinci Pön Savaşı ve Ekonomik İflas (MÖ 264 – MÖ 237)
Kartaca’nın jeopolitik hegemonyası, İtalya yarımadasını kan ve demirle birleştirerek güneye doğru inen yeni ve açgözlü bir kara gücüyle, Roma Cumhuriyeti ile çarpışana dek sarsılmaz görünüyordu. MÖ 264 yılında, Sicilya’daki Messana şehrini ele geçiren Mamertin paralı askerlerinin yarattığı lokal bir kriz, bu iki süper gücün Akdeniz’in mutlak hâkimiyeti için girişecekleri 120 yıllık Pön Savaşları’nın kıvılcımı olmuştur. Bu savaş, denizci, tüccar ve esnek bir imparatorluk olan Kartaca ile; sınırsız bir demografik rezerve, toprağa bağlı, disiplinli bir militarizme sahip karacı Roma arasındaki ontolojik bir ölüm kalım savaşıdır.
Savaşın ilk yıllarında Kartaca, nesillerdir süregelen «Thalassokrasi» üstünlüğüne güveniyordu. Ancak Roma, karaya oturan bir Kartaca quinquereme’ini (beş kürekli savaş gemisi) ele geçirip mühendislik dehasıyla tersine mühendislik yaparak devasa bir donanma inşa etmiştir. Romalıların gemilere eklediği «Corvus» (Kuzgun) adlı çivili bindirme köprüsü, deniz savaşının taktiğini bir anda denizci manevrasından çıkarıp, piyadelerin gemi güvertesinde çarpıştığı bir kara savaşına çevirmiştir. Bu asimetrik teknolojik yenilik karşısında Kartaca, MÖ 260 Mylae ve MÖ 256 Ecnomus muharebelerinde ağır hezimetler alarak yüzlerce yıllık yenilmezlik aurasını kaybetmiştir.
Savaş, sadece cephede değil, devletlerin makro-ekonomik dayanıklılık sınırlarında verilen bir yıpratma savaşıydı. Hamilcar Barca’nın Sicilya’daki gerilla taktikleriyle direnişi uzatmasına rağmen, Kartaca Senatosu’nun savaşı finanse edecek siyasi iradesi ve ekonomik gücü tükenmişti. MÖ 241 yılında Aegates Adaları açıklarında kalan son Kartaca donanmasının da Roma tarafından imha edilmesiyle, devletin omurgası kırılmıştır. Kartaca, barış istemek zorunda kalmış ve imzalanan Lutatius Antlaşması ile en zengin eyaleti Sicilya’yı tamamen Roma’ya devretmiş; üstüne on yıl içinde ödenmesi imkânsız olan devasa bir savaş tazminatına (3.200 Euboia talenti) mahkûm edilerek ekonomik olarak iflas ettirilmiştir.
Bu dış hezimet, «Paralı Askerler Savaşı»na (Açgözlülük Savaşı / Truceless War) neden olmuştur. Sicilya’dan Afrika’ya dönen on binlerce paralı askerin biriken maaşlarını ödeyemeyen Kartaca hazinesi, askerlerin isyan etmesine yol açmıştır. Libyalı kabilelerin de isyana katılmasıyla, Kartaca kendi ordusu tarafından kuşatılmış; esirlerin işkenceyle uzuvlarının kesildiği ve savaş hukukunun tamamen rafa kalktığı bir vahşet evresine girilmiştir. Roma’nın bu zayıflıktan faydalanarak Sardinya ve Korsika adalarını da gasp etmesi, Kartaca’nın Akdeniz’deki tüm emperyal kalıntılarını silip süpürmüş ve onu sadece bir Kuzey Afrika şehrine indirgemiştir.
Bu kriz evresinin kilit yöneticisi ve kurtarıcısı Hamilcar Barca’dır. Birinci Pön Savaşı’nda yenilmeyen tek komutan olan Hamilcar, Paralı Askerler Savaşı patlak verdiğinde Kartaca’nın başına geçmiş; rasyonel taktikleri, pusu savaşları ve acımasızlığıyla (Tulum Geçidi Muharebesi) devleti mutlak bir yıkımdan kurtarmıştır. Hamilcar’ın en büyük icraatı devleti ipten almasıdır; ancak bu iç savaş, Hamilcar’ın oligarşik Kartaca Senatosu’na olan inancını tamamen yok etmiş ve onu devlet içinde devlet kuracak olan Barcid (Barca) hanedanının tohumlarını atmaya itmiştir.
Barcidler ve İberya Şahlanışı (MÖ 237 – MÖ 218)
Birinci Pön Savaşı ve Paralı Askerler İsyanı’nın ardından Kartaca, jeopolitik, askeri ve ekonomik olarak tamamen iğdiş edilmiş, hareket alanı Roma antlaşmalarıyla sınırlandırılmış, ölümcül yaralı bir aslan konumundaydı. Geleneksel toprak ağalarından oluşan Kartaca Senatosu (Büyük Hanno önderliğinde) Afrika içine genişleyip Roma ile çatışmaktan kaçınmayı savunan pasifist bir politika izlerken; devletin asker-diplomat zümresini temsil eden Hamilcar Barca, Kartaca’nın Roma tarafından nihayetinde yok edileceğini matematiksel bir kesinlikle görüyordu. Bu makro-stratejik vizyon farklılığı, Hamilcar’ın devlet aklını Senato’nun hantal ellerinden alarak, yepyeni bir coğrafyada — İberya’da (İspanya) — bağımsız bir imparatorluk üssü kurma kararıyla sonuçlanmıştır.
MÖ 237 yılında Hamilcar Barca, yanına damadı Hasdrubal ve 9 yaşındaki oğlu Hannibal’i alarak İberya’ya geçmiş ve burada doğrudan «Barca ailesinin özel mülkü» gibi işleyen, Senato’nun sadece görünürde onay verdiği yeni bir siyasi/askeri havza yaratmıştır. İberya, Kartaca’nın kaybettiği zenginlikleri telafi edecek olan devasa gümüş madenlerine (Sierra Morena) ve Roma’nın disiplinli piyadeleriyle başa çıkabilecek sert, savaşçı Kelt-İber kabilelerine ev sahipliği yapıyordu. Hamilcar, bu yerel kabileleri kimi zaman acımasız askeri seferlerle kimi zaman evlilik ve diplomasi ağlarıyla itaat altına almış; madenlerden elde edilen kapital ile hem Roma’ya olan borçları kapatmış hem de Avrupa’nın en donanımlı paralı asker ordusunu yeniden finanse etmiştir.
Hamilcar’ın savaş meydanında ölümünün ardından yerine geçen damadı Adil Hasdrubal (Hasdrubal the Fair), askeri fetihlerden ziyade eşsiz bir diplomatik kurumsallaşmayla bu yeni gücü konsolide etmiştir. Onun en büyük icraatı, İberya’daki bu Barcid imparatorluğunun fiili ve fiziki başkenti olarak Qart Hadasht (Nova Carthago / Yeni Kartaca — bugünkü Cartagena) şehrini kurmasıdır. Kusursuz bir limana ve aşılmaz surlara sahip bu şehir, gümüş ticaretinin ve askeri lojistiğin kalbi olmuştur. Hasdrubal ayrıca İber soylularıyla eşit şartlarda sözleşmeler yapmış, onlardan biri gibi giyinip yerel bir prensesle evlenerek proto-Hellenistik, çok uluslu karizmatik bir liderlik modeli (hegemon) inşa etmiştir.
Roma, İberya’da büyüyen bu ekonomik ve askeri canavarı endişeyle izlese de, Galyalılarla meşgul oldukları için doğrudan müdahale edememiş; bunun yerine Hasdrubal ile Ebro Nehri’ni sınır kabul eden bir diplomatik antlaşma imzalamıştır (Ebro Antlaşması). Ancak Barcid hanedanının asıl motivasyonu İberya’da zenginleşmek değil, doğrudan Roma’ya karşı duyulan ontolojik bir nefret ve «rövanş» yeminidir. Antik kaynakların (Polybios) aktardığına göre, Hamilcar’ın oğullarına (Hannibal, Hasdrubal, Mago) Roma’ya asla dost olmayacaklarına dair çocuk yaşta ettirdiği kutsal yemin, bu dönemin felsefi yakıtı olmuştur.
Bu hazırlık evresinin kurucusu ve yöneticisi Hamilcar Barca ile damadı Adil Hasdrubal’dır. Hamilcar’ın icraatı, Kartaca’nın yıkılan ekonomisini İberya’nın kaynaklarıyla diriltmek ve Roma’dan bağımsız bir jeopolitik arka bahçe yaratmaktır. Hasdrubal’ın icraatı ise bu askeri kazanımları Yeni Kartaca başkentiyle diplomatik ve idari bir kuruma bağlayıp devasa bir ordu yetiştirmektir. MÖ 221 yılında Hasdrubal’ın bir Kelt suikastçısı tarafından öldürülmesi üzerine, ordunun tüm komutası 26 yaşındaki Hannibal Barca’ya geçmiş; Hannibal, babasının kılıcını ve eniştesinin kurduğu ekonomik altyapıyı alarak Roma’nın kalbine doğru epik yürüyüşü başlatacaktır.
İkinci Pön Savaşı ve Hannibal’in Epik Yıkımı (MÖ 218 – MÖ 201)
İkinci Pön Savaşı (MÖ 218), sadece Akdeniz’in değil, Batı medeniyetinin kaderini tayin eden, taktiksel dehanın stratejik dayanıklılıkla çarpıştığı en büyük antik çatışmalardan biridir. Savaş, Hannibal’in Roma’nın müttefiki olan Saguntum şehrini kuşatıp yok etmesiyle patlak vermiştir. Hannibal’in makro-stratejik analizi kusursuzdu: Roma’nın sınırsız insan gücü kaynağını (İtalyan müttefikleri — Socii sistemini) kesmeden savaşı kazanmak imkânsızdı. Bu nedenle, Roma donanmasının denizlerdeki mutlak üstünlüğünü boşa çıkarmak ve savaşı İtalya’nın kalbine taşımak için tarihin en cüretkâr askeri manevrasına imza atarak, devasa ordusu ve savaş filleriyle Pireneleri, Rhône Nehri’ni ve dondurucu Alp Dağları’nı kışın ortasında aşarak İtalya anakarasına inmiştir.
İtalya’daki ilk yıllar, Hannibal’in taktiksel dehasının Romalı lejyonları cezalandırdığı ardışık katliamlar zinciridir. Ticinus, Trebia ve Trasimene Gölü muharebelerinde pusu ve asimetrik manevralarla Roma ordularını imha eden Hannibal, askeri sanatın zirvesine MÖ 216 Cannae Muharebesi’nde ulaşmıştır. Kendisinden sayıca çok üstün (yaklaşık 80.000 kişilik) Roma ordusunu hilal taktiğiyle (çifte kuşatma) tam merkezden içeri çekerek etrafını sarmış ve bir öğleden sonra içinde yaklaşık 60.000 Romalıyı kılıçtan geçirerek dünya tarihinin en büyük «yok etme muharebesini» gerçekleştirmiştir.
Ne var ki Hannibal’in taktiksel mükemmelliği, Roma’nın sosyolojik bağlarının esnekliğini kırmaya yetmemiştir. Beklentisinin aksine, Capua gibi birkaç şehir hariç İtalyan müttefiklerin çoğu Roma’ya sadık kalmıştır. «Cunctator» (Oyalayıcı) Fabius Maximus’un stratejisiyle Roma, Hannibal ile bir daha asla meydan savaşına girmemiş; onun tedarik yollarını keserek, ordusunu gölge gibi takip ederek savaşı bir yıpratma cehennemine çevirmiştir. İtalya’da tek bir muharebe kaybetmemesine rağmen (yaklaşık 15 yıl boyunca), donanması olmayan ve Kartaca Senatosu’ndan lojistik destek alamayan Hannibal, zamanın ve Roma’nın tükenmez demografisinin kurbanı olarak stratejik bir felce uğramıştır.
Momentumun Roma lehine dönmesi, Scipio Africanus’un savaşı Hannibal’in İtalya’daki izole ordusu yerine doğrudan Kartaca’nın kaynak merkezlerine (önce İberya, sonra Afrika) taşımasıyla olmuştur. Scipio, İberya’daki Barcid üslerini ele geçirmiş; Hannibal’e yardıma giden kardeşi Hasdrubal’ı Metaurus’ta öldürerek kesik başını Hannibal’in kampına attırmıştır. Sonunda Scipio’nun Afrika’ya çıkması ve Numidyalı süvarileri (Masinissa) kendi safına çekmesi üzerine Kartaca Senatosu paniğe kapılarak Hannibal’i anavatanı savunması için İtalya’dan geri çağırmak zorunda kalmıştır. Zafersiz geçmeyen 15 yılın ardından geri dönen Hannibal, MÖ 202 Zama Muharebesi’nde; kendi taktiklerini öğrenen Scipio karşısında, süvari üstünlüğünü kaybettiği için hayatının ilk ve son askeri hezimetini almıştır.
Bu evrenin tek ve tartışmasız başaktörü Hannibal Barca’dır. Hannibal’in icraatı, bir devletin ordusunu yıllarca düşman toprağında tek başına besleyip ayakta tutması, Alpleri aşması ve Cannae gibi savaş sanatı şaheserleri yaratmasıdır. Ancak onun trajedisi, muazzam bir sahada savaş kazanmasına rağmen politik ve lojistik hedeflere ulaşılamadığı için devleti kurtaramamasıdır. MÖ 201’de imzalanan barış antlaşmasıyla Kartaca; tüm savaş fillerini ve donanmasını (10 gemi hariç) Roma’ya teslim etmiş, İberya dâhil tüm denizaşırı topraklarını kaybetmiş ve «Roma’nın izni olmadan savaş açmama» maddesiyle bağımsız devlet statüsünü yitirerek Roma’nın fiili bir vasalı konumuna indirgenmiştir.
Üçüncü Pön Savaşı ve Ontolojik Yıkılış (MÖ 149 – MÖ 146)
İkinci Pön Savaşı’nın ardından Kartaca, askeri olarak kısırlaştırılmış olsa da, Fenikeli genetiğindeki o devasa tüccar zekâsı ve tarımsal rasyonalite sayesinde inanılmaz bir hızla ekonomik olarak toparlanmıştır. Mago adlı yazarın 28 ciltlik tarım ansiklopedisi rehberliğinde (Roma tarafından daha sonra Latinceye çevrilip başucu kitabı yapılacaktır), Kuzey Afrika toprakları modern plantasyon (şarap, zeytinyağı, buğday) mantığıyla işlenmiş ve devlet hazinesi hızla dolmuştur. Öyle ki, 50 yıla yayılan savaş tazminatını Roma’ya tek seferde peşin ödemeyi teklif edecek kadar kapital birikimi sağlanmıştır. Ancak bu muazzam ekonomik canlanış, Roma Senatosu’nun kalbinde derin bir korkuyu; Kartaca’nın bir gün tekrar silaha sarılacağı paranoyasını tetiklemiştir.
Romalı muhafazakâr devlet adamı Yaşlı Cato’nun (Cato the Elder), Senato’daki her konuşmasını taze bir Kartaca incirini yere atıp «Ceterum autem censeo Carthaginem esse delendam» (Bundan başka, Kartaca’nın yok edilmesi gerektiği kanısındayım) diyerek bitirmesi, bu paranoyanın siyasi bir devlet doktrinine dönüştüğünün sembolüdür. Roma, Kartaca’yı hukuki bir tuzağa düşürmek için müttefiki Numidya Kralı Masinissa’yı kullanmıştır. Masinissa sürekli Kartaca sınırlarına saldırıp toprak gasp ediyor, Kartaca ise antlaşma gereği Roma’dan izin almadan ordusunu kullanamıyordu. Roma’nın kasıtlı olarak Masinissa’yı haklı bulması üzerine sabrı taşan Kartacalılar, yasadışı şekilde ordularını toplayıp Numidyalılara saldırarak (ve yenilerek), Roma’nın savaş ilan etmesi için beklediği yasal bahaneyi kendi elleriyle sunmuşlardır.
MÖ 149’da başlayan Üçüncü Pön Savaşı, iki eşit devletin savaşı değil, Roma’nın sistematik bir yargısız infazıdır. 80.000 kişilik Roma ordusu Kuzey Afrika’ya çıktığında Kartaca Senatosu tam bir teslimiyet içinde tüm silahlarını, zırhlarını ve savaş gemilerini Roma kampına teslim etmiştir. Ancak Roma konsüllerinin nihai ültimatomu «Şehri tamamen terk edin, denizden 15 km içeriye yerleşin ve Kartaca’yı yıkmamıza izin verin» olmuştur. Bir denizci ve tüccar toplumu için şehri ve denizi terk etmek ontolojik bir ölüm demekti. Bu talebi duyan Kartaca halkı diplomatlarını linç etmiş, şehir kapılarını kapatmış ve silahları olmadığı halde kadınların saçlarından mancınık ipleri yaparak intihar niteliğinde bir direnişe başlamıştır.
Scipio Aemilianus komutasındaki Roma ordusunun MÖ 146’da Kartaca’ya nihai taarruzu, antik dünyanın gördüğü en vahşi şehir savaşlarından biridir. 30 kilometre uzunluğundaki surları aşan Romalılar, Byrsa tepesine giden dar sokaklarda evden eve ilerleyerek sivil, kadın, çocuk demeden karşılarına çıkan her canlıyı günlerce kılıçtan geçirmişlerdir. Altı gün süren bu muharebelerde şehir ateşe verilmiş; binalar çökerken içindeki sivillerle birlikte cehennem çukuruna dönüşmüştür. Nüfusun ezici çoğunluğu katledilmiş, hayatta kalan son 50.000 kişi esir alınarak köle pazarlarında satılmıştır.
Bu trajik yıkılışın son direnişçi komutanı Hasdrubal (Boetharch)’tır. Şehrin savunmasını son ana kadar yönetmiş, ancak Byrsa tepesi düştüğünde Roma ordusuna teslim olmuştur. Buna dayanamayan eşi, çocuklarını da yanına alarak yanan Eshmun Tapınağı’nın alevleri içine atlayarak intihar etmiş ve Kartaca’nın onurunu temsil etmiştir. Roma Senatosu’nun emriyle koca metropol taş üstünde taş kalmayacak şekilde yıkılmış, arazisi kasten lanetlenerek (toprağa tuz ekildiği efsanesi buradan doğar) tarıma kapatılmıştır. 700 yıllık Akdeniz gücü Qart-Ḥadašt, siyasi veya askeri olarak değil; binaları, insanları, kütüphaneleri ve genetiğiyle birlikte yeryüzünden kazınmış, tarihin gördüğü en kesin «devlet silme» operasyonuna kurban gitmiştir.
