Reformlar, Genişleme ve İmparatorluğun Doğuşu (1547 – 1564)
Rus tarihinin en kritik dönüşümlerinden biri olan Çarlık devri, babası III. Vasili’nin ani ölümü üzerine henüz üç yaşındayken tahta geçen IV. İvan’ın (Korkunç İvan) 1547 yılında idareyi fiilen kendi eline almasıyla başlar. Çocukluk ve ilk gençlik yılları, Şuyski ve Belski gibi güçlü boyar (aristokrat) ailelerinin kanlı iktidar mücadeleleri, saray entrikaları ve kendisine yönelik aşağılamalarla geçen IV. İvan, bu travmatik sürecin sonunda aristokrasiye karşı derin bir güvensizlik ve nefret geliştirmişti. 16 yaşına geldiğinde, boyar vesayetini kırarak devleti bizzat yönetmeye karar verdi. 1547 yılının Ocak ayında Uspenski Katedrali’nde düzenlenen muazzam bir törenle, Rus tarihinde ilk kez resmen “Bütün Rusya’nın Çarı” unvanını alarak taç giydi. Bu unvan, Moskova Büyük Knezliği’nin geleneksel sınırlarını aştığının, devletin otokratik karakterinin mutlaklaştığının ve İvan’ın kendisini Bizans imparatorlarının (Sezarların) ve Altın Orda hanlarının yegane meşru varisi olarak gördüğünün tüm dünyaya ilanıydı. Taç giyme töreninin hemen ardından, gelecekte Rusya’yı yönetecek hanedanın köklerini oluşturacak olan köklü bir boyar ailesine mensup Anastasya Romanovna ile evlenerek konumunu daha da sağlamlaştırdı.
1547 yılında Moskova’yı kül eden büyük yangın ve ardından patlak veren şiddetli halk isyanı, genç Çar’ın ruh dünyasında derin bir sarsıntı yarattı ve onu saltanatının ilk yarısını kapsayacak olan yapıcı bir reform sürecine itti. IV. İvan, bu dönemde devleti tek başına yönetmek yerine, tarihe “Mümtaz Heyet” (İzbrannaya Rada / Seçilmiş Kurul) olarak geçen yetenekli ve yenilikçi bir danışmanlar kadrosu kurdu. Bu gayriresmi heyetin içinde Çar’ın ruhani rehberi Rahip Silvester, yetenekli ve halk tabanından gelen saray memuru Aleksey Adaşev ve kilisenin başı olan Metropolit Makari bulunuyordu. Çar ve danışmanları, devleti modernleştirmek ve merkezileştirmek amacıyla 1549 yılında Rusya tarihinde ilk kez, din adamları, boyarlar, soylular ve tüccarların temsilcilerinden oluşan Zemski Sobor’u (Yurt Mümessilleri Meclisi) topladılar. Bir yasama organından ziyade istişare meclisi olan bu kurulun desteğiyle, 1550 yılında büyük bir hukuk reformu yapılarak yeni bir “Sudebnik” (Çar Kanunnamesi) yürürlüğe kondu. Bu kanunname ile, eyaletlere atanan valilerin halkı keyfi olarak sömürmesine dayanan eski “kormlenie” (beslenme) sistemi kaldırıldı; yerine yerel idarecilerin ve hakimlerin yerel halk tarafından seçildiği, merkeze bağlı ve denetlenebilir bir özyönetim sistemi getirildi. İdari reformları, 1551 yılında toplanan ve kilise içindeki yolsuzlukları gidererek ibadet ritüellerini standartlaştıran Stoglav (Yüz Maddelik Kanun) adlı kilise konsili izledi.
Devletin iç yapısı sağlamlaştırılırken, askeri alanda da devrim niteliğinde adımlar atıldı. Çar IV. İvan, soyluların devlete sunmak zorunda olduğu askeri hizmeti mülk büyüklüğüne göre kesin kurallara bağlarken, Rusya’nın ilk daimi, maaşlı ve ateşli silahlarla donatılmış düzenli piyade birliği olan “Streltsi” (Tüfekçiler) alaylarını kurdu. Bu modern ve disiplinli ordu, Rusya’nın dış politikasında tarihi bir kırılma yaratacak olan doğu seferlerinin temel gücü oldu. Yüzyıllardır Rus topraklarına yıkıcı köle akınları düzenleyen ve Altın Orda’nın mirasçısı olan Tatar hanlıklarına son vermek isteyen IV. İvan, 1552 yılında devasa bir ordu, modern kuşatma topları ve istihkam uzmanlarıyla Kazan Hanlığı’nı kuşattı. Surların barutla havaya uçurulmasıyla Kazan ele geçirildi ve Orta İdil (Volga) havzasındaki Türk-Tatar hakimiyeti sona erdi. Bu zaferi, 1556 yılında İdil Nehri’nin Hazar Denizi’ne döküldüğü stratejik noktada bulunan Astrahan (Hacıtarhan) Hanlığı’nın kolayca fethedilmesi izledi.
Kazan ve Astrahan’ın fethi, Rusya’nın bir ulus-devletten, sınırları içinde devasa Müslüman ve gayrislav (Tatar, Çuvaş, Başkırt) nüfuslar barındıran çok uluslu bir imparatorluğa dönüşmesini sağladı. İdil Nehri’nin tamamı bir Rus iç su yoluna dönüşerek Hazar Denizi’ne kesintisiz ticaret imkanı sağlandı ve doğuda uçsuz bucaksız Sibirya ile güneyde Kafkaslar Rus yayılmasına açıldı. Dışarıya açılma politikası Batı’da da yankı buldu; 1553 yılında Kuzey Buz Denizi üzerinden şans eseri Rusya kıyılarına ulaşan İngiliz denizci Richard Chancellor sayesinde İngiltere ile diplomatik ve doğrudan ticari ilişkiler başlatıldı.
1550’lerin sonuna gelindiğinde IV. İvan, “Mümtaz Heyet”in desteğiyle devleti kurumsallaştırmış, sınırlarını Asya’nın derinliklerine doğru genişletmiş ve iktidarının altın çağını yaşıyordu. Ancak Çar’ın Rusya’yı Baltık Denizi’ne ulaştırmak amacıyla 1558’de başlattığı ve devleti on yıllar sürecek bir yıpranma savaşına sokan Livonya Savaşı, danışmanlarıyla arasında derin çatlaklar oluşturdu. 1560 yılında sevgili eşi Anastasya’nın aniden ölümü, IV. İvan’ın ruh sağlığında onarılmaz bir yara açtı. Eşinin boyarlar tarafından zehirlendiğine inanan Çar, Mümtaz Heyet’i dağıttı, eski danışmanlarını sürgüne gönderdi veya idam ettirdi. 1564 yılında en güvendiği komutanlarından Prens Kurbski’nin Litvanya’ya sığınarak taraf değiştirmesi, Çar’ın paranoyasını zirveye taşıyacak ve devleti “Opriçnina” adı verilen eşi benzeri görülmemiş bir terör dönemine, sürükleyecektir.
Korkunç İvan’ın Saltanatının İkinci Kısmı, Opriçnina Terörü ve Dış Tehditler (1564 – 1584)
Dönemin İdarecileri:
- Çar IV. İvan (Korkunç İvan): (1547-1584) Mutlak otokrasisini kurmak için kendi seçkinlerine karşı şiddete başvuran tüm Rusya’nın Çarı.
- Semeon Bekbulatoviç: IV. İvan’ın devleti ikiye böldüğü dönemde Zemşçina’nın başı olarak atadığı idareci.
Seçilmiş Kurul ile Kopuş ve Mutlakiyet Arayışı: Korkunç İvan’ın saltanatının ikinci kısmı, boyarlara karşı giderek artan şiddette bir mücadelenin sürdürüldüğü, çok daha karmaşık ve sorunlu bir dönem olmuştur. Çar IV. İvan, saltanatının ilk yıllarında reformları birlikte yürüttüğü Seçilmiş Kurul (Mümtaz Heyet) ile bağlarını tamamen kopardı. Danışmanlarının ve yardımcılarının çoğuyla yollarını ayırdıktan sonra, boyarların bütünüyle olan ilişkisi de vahşi bir şekle büründü. Aslında İvan’ın saltanatının bu ikinci evresi, Rus siyasetinin yönetici elit arasındaki görüş birliğine ve aile ilişkilerine dayanan muhafazakâr geleneğini aşmaya yönelik radikal bir çabaydı. Korkunç İvan, daha önceki saltanatların kökenlerine bakmaksızın, siyasi teori ve hükümet uygulaması açısından geçmişten bütünüyle uzaklaşan kişisel ve mutlak bir hâkimiyet kurmak için savaşıyordu.
Opriçnina ve Devlet Terörü: Mutlak gücünü tesis etmek isteyen İvan, idari bir bölünmeye giderek devleti doğrudan kendi yönetimine bağlı “Opriçnina” ve eski düzenin sürdüğü “Zemşçina” olarak ikiye ayırdı. Moskova istikametinde akan ve yaklaşık bir ayak genişliğinde olan Neglinnaya Irmağı, Opriçnina ile Zemşçina arasındaki resmi hudut olarak belirlendi. Büyük Knez İvan, bu ırmak boyunda Rusya’da daha önce benzeri görülmemiş büyüklükte devasa bir Opriçnina Sarayı inşa ettirdi. Ancak bu saray tüm memlekete öylesine ağır bir yük getirmişti ki, Zemşçina (zemskiy) halkı buranın yanıp kül olmasını niyaz eder hale gelmişti. Bunu öğrenen Büyük Knez, zemskiy halkına her türlü kötülüğü yapmaları için kendi özel gücü olan “Opriçnikler”e tam icazet verdi.
Opriçnikler, kendi arzu ve zevkleri mucibince Zemşçina üzerinden tüm Rusya’ya büyük bir zulüm uyguladılar. Zemskiy halkından gasp ettikleri para ve mallarla doymak bilmeyen bu özel birlikler, Büyük Knez’in bile yapılan zulmün kâfi geldiğini düşündüğü zamanlarda dahi tatmin olmuyorlardı.
Kırım Hanlığı’nın İşgalleri ve Dış Felaketler: İçeride terör ve baskı rejiminin devleti yıprattığı bu yıllarda, dışarıda da büyük krizler baş gösterdi. O dönemde Osmanlı Sultanı Selim, Astrahan’a ordu göndermeyi ve Rusya üzerine genel bir yürüyüş yapmayı reddetmişti. Türk ordusunun bu yöndeki baskısından kurtulan Kırım Hanı Devlet Giray, kendisini IV. İvan’dan Kazan ve Astrahan’ı isteyecek kadar güçlü görmeye başladı. Devlet Giray, 1571 yılında 120 bin kişilik devasa bir ordu toplayarak Rusya topraklarına doğru yola koyuldu. Bu büyük tehdit karşısında Korkunç İvan, alelacele Aleksandrov kasabasına, oradan da Rostov’a çekilmek zorunda kaldı. Kırım ordularının büyük bir yıkım yarattığı bu seferin ardından Tatar hanı, bir yıl sonra (1572) Rusya’yı tamamen fethetmek amacıyla yeniden harekete geçti. Fakat Devlet Giray bu seferinde hezimete uğradı ve geri çekilmek zorunda kaldı.
Sonuç: Korkunç İvan’ın mutlak gücü tekelleştirmek adına kendi halkına karşı uyguladığı bu şiddet ve terör politikalarının bütünüyle başarılı olduğu söylenemez. Çarın geleneksel elitleri ezme ve kişisel hakimiyet kurma çabaları, en azından kısa vadede, Rusya’nın siyasi hayatı, toplumu ve ekonomisi açısından son derece yıkıcı sonuçlar doğurmuştur.
Karışıklık Dönemi (Smutnoye Vremya) ve Erken Romanovlar (1584 – 1682)
Dönemin İdarecileri:
- Çar I. Fyodor (1584-1598)
- Çar Boris Godunov (1598-1605)
- I. Sahte Dmitri (Düzmece Dmitri / Grişka Otrepyev) (1605-1606)
- Çar Vasili Şuyski (1606-1610)
- Çar I. Mihail Romanov (1613-1645) ve Patrik Filaret
- Çar I. Aleksey Mihayloviç (1645-1676)
- Çar III. Fyodor (1676-1682)
Hanedanın Sonu ve Karışıklık Dönemi (Smutnoye Vremya): Korkunç İvan’ın 1584’te ölümünün ardından tahta geçen oğlu I. Fyodor’un (1584-1598) dönemiyle asırlık hanedan sarsılmaya başladı. Fyodor’un ölümünün ardından iktidarı ele alan Boris Godunov devri, Rusya’yı “Karışıklık Dönemi” (Smutnoye Vremya) adı verilen şiddetli kaosa ve iç savaşlara sürükledi. Bu dönemde Grişka Otrepyev adlı bir isyancı, Korkunç İvan’ın ölmüş oğlu Dmitri olduğunu iddia ederek (Düzmece Dmitri) bir ordu topladı ve Tula üzerinden ilerleyerek Moskova’yı ele geçirdi. Bu isyan, aynı zamanda ezilen alt sınıfların zengin aristokratlara (boyarlara) karşı bir tepkisiydi; isyancılar köklü aristokrat aileleri esir alıp mallarını yağmaladılar. Sahte Dmitri’nin kısa süren iktidarı ve ardından gelen Vasili Şuyski dönemi de istikrar sağlayamadı. Fırsattan istifade eden Polonya Kralı III. Sigismund, kendi nüfuzunu kurmak ve doğrudan Rus tahtına geçmek amacıyla ordularını Rusya’ya soktu; Polonyalılar Moskova’yı ele geçirdi ve Rus temsilcileri tutuklayarak Polonya’ya gönderdi.
Ulusal Uyanış ve Romanov Hanedanının Kuruluşu (1613): Polonyalıların (ve kısa süre sonra İsveçlilerin) bu siyasi mücadelelere dahil olup Moskova’yı işgal etmeleri, Rus halkında yabancılara ve kâfir hükümdarlara karşı muazzam bir ulusal ve dini direniş başlattı. Toplumu saran bu uyanışın ve uzun bir mücadelenin sonunda, Rus milis kuvvetleri işgalcileri Moskova’dan söküp attı. Anarşinin son bulması için 1613 yılında toplanan Zemskiy Sobor (Yurt Mümessilleri Meclisi), Mihail Romanov’u Çar seçerek 1917’ye kadar hüküm sürecek Romanov hanedanını resmen kurdu. Çar Mihail (1613-1645) ve arkasındaki güçlü figür Patrik Filaret, devleti yeniden toparlamaya ve merkezi otoriteyi tesis etmeye başladılar.
Serfliğin (Toprak Köleliğinin) Yasallaşması ve Stenka Razin İsyanı: Mihail’in halefi Çar I. Aleksey (1645-1676) döneminde devlet bürokrasisi ve otokrasi daha da güçlendi. Sosyo-ekonomik anlamda feodalizmin (serfliğin) hukuki bir nitelik kazanması bu dönemde tamamlandı. 1649 tarihinde çıkarılan Ulozhenie (Kanunname) ile serflik tam anlamıyla katılaştı; köylülerin kaçışlarını durdurmak için kaçak serflerin efendilerine iade edilme süresi sonsuz hale getirildi ve köylüler toprağa sıkı sıkıya bağlandı. Serfliğin bu ezici ağırlığı, devletin artan bürokratik baskısı ve ağır vergiler, 1670-1671 yıllarında Stepan (Stenka) Razin önderliğinde devasa bir Kazak ve köylü isyanına yol açtı. Razin, halkı “kötü” boyar boyunduruğundan kurtarma ve özgürlük vaadiyle Astrahan’dan Simbirsk’e kadar Volga şehirlerini ele geçirdi. İsyan, Çuvaş, Mordva, Mari ve Tatarlar gibi Hıristiyan olmayan unsurları da kapsadı ancak nihayetinde düzenli Moskova birlikleri tarafından kanlı bir şekilde bastırıldı; Razin, Kızıl Meydan’da dört parçaya bölünerek idam edildi.
Dini Bölünme (Raskol) ve Sınırların Genişlemesi: 17. yüzyılın ortalarında Patrik Nikon’un kilise ayinlerini, dualarını ve metinlerini Yunan asıllarına göre düzeltmek amacıyla başlattığı reformlar, Rus Ortodoks Kilisesi’nde onarılmaz bir bölünmeye yol açtı. Değişiklikleri reddeden ve eski ritüelleri kutsal sayan büyük bir kitle, “Eski İnançlılar” veya “Kadim Müminler” adıyla yerleşik kiliseden ayrıldılar ve otokrasi tarafından şiddetle takibata uğradılar.
Tüm bu iç sarsıntılara ve dini bölünmelere rağmen Rusya muazzam bir coğrafi genişleme yaşadı. Batı’da, Ukrayna topraklarının büyük kısmı (Kazaklar) Litvanya-Lehistan hakimiyetinden çıkarak aşamalı olarak Moskova’nın korumasına girdi. Doğu’da ise Rus kolonizatörler ve Kazaklar, güçlü siyasi toplulukların olmayışından faydalanarak Sibirya’yı hızla geçip Ob Nehri’nden Pasifik Okyanusu’na kadar 3000 mil ilerlediler. Sadece Amur bölgesinde Çin İmparatorluğu’nun direnişiyle karşılaşıp geri çekilmek zorunda kaldılar. I. Aleksey’in ardından kısa süre tahtta kalan Çar III. Fyodor (1676-1682) dönemiyle Petro’nun devrim niteliğindeki Batılılaşma atılımlarına sahne hazırlanmıştır.
Büyük Petro Dönemi, Radikal Reformlar ve İmparatorluğun İlanı (1682 – 1721)
Dönemin İdarecileri:
- Çar V. İvan (Ortak Çar, 1682 – 1696)
- Naibe Prenses Sofya (V. İvan ve I. Petro’nun ablası, 1682 – 1689)
- Çar I. Petro (Büyük Petro) (1682 – 1721 arası Çar, 1721’den itibaren İmparator)
Sofya’nın Naipliği ve Taht Kavgaları (1682 – 1689) Çar III. Fyodor’un vefatının ardından Rus sarayı kanlı iktidar kavgalarına sahne oldu. Streltsi (Tüfekçi) birliklerinin isyanı ve desteği sonucunda, zihinsel yetersizliği bulunan V. İvan ile henüz 10 yaşındaki I. Petro “ortak çarlar” olarak tahta çıkarılırken, ablaları Prenses Sofya devletin fiili yöneticisi (naibe) sıfatıyla iktidarı ele aldı. Sofya, devleti dönemin aydın ve hümanist devlet adamı olan gözdesi Prens V. V. Golitsyn ile birlikte yönetti. Golitsyn, serfliğin kaldırılmasını ve büyük eğitim projelerini savunan reformcu bir vizyona sahipti ve 1686’da Lehistan (Polonya) ile Kiev’in Rusya’da kalmasını onaylayan “Sonsuz Barış” antlaşmasını imzaladı. Ancak bu antlaşma, Osmanlı destekli Kırım Tatarlarına karşı felaketle sonuçlanacak bir savaşın yolunu açtı ve ordunun başarısızlığı Sofya’nın düşüşünü hızlandırdı.
1689 yazında Sofya, taç giyerek mutlak iktidarı ele geçirmek amacıyla streltsi birliklerini I. Petro’yu tutuklamaları için harekete geçirdi. Bu haberi gece yarısı alan Petro, giyinmeye bile vakit bulamadan atıyla Kutsal Üçlü (Troitski) manastır-kalesine sığındı. Petro ve sadık destekçileri, tek bir el ateş etmeden bu komployu bastırmayı başardılar; Sofya bir manastıra kapatıldı ve destekçileri sürgüne veya idama mahkûm edildi. V. İvan’ın 1696’daki ölümüne kadar devlet işlerini Petro’nun annesinin grubu yürütmüş olsa da, bu tarihten sonra Büyük Petro devletin yegane hakimi oldu.
Azak Seferleri ve Donanmanın Doğuşu (1695 – 1696) Genç Çar Petro, devlet yönetimini devraldıktan sonra Rusya’nın dışa kapalı yapısını kırmak için denizlere ulaşma hedefine odaklandı. Önceliği Karadeniz’e inmek olan Petro, 1695 yılında Don Nehri’nin ağzındaki Osmanlı kalesi Azak’a (Azov) saldırdı, ancak Türklerin denizden ikmal yapabilmesi nedeniyle bu ilk kuşatma başarısız oldu. Bu başarısızlık üzerine Petro muazzam bir azimle Voronej şehrinde bir donanma inşa edilmesini emretti; ormanlar kesildi, köylüler zorla çalıştırıldı ve Hollanda’dan, Venedik’ten ustalar ile subaylar (Gordon ve Lefort gibi) getirtildi. 1696 baharında nehre indirilen bu yeni donanmanın desteğiyle Azak Kalesi fethedildi ve Ruslar Karadeniz yönünde ilk büyük zaferlerini kazandılar. Petro, bu zaferini Moskova’da Roma Sezarlarını andıran, Herakles imgeleriyle süslü Barok tarzı bir zafer geçidiyle kutlayarak Batı kültürünü halkına dayatmaya başladı.
Batılılaşma, Streltsi İsyanı ve Geleneklere Savaş (1698) Petro’nun Batı Avrupa’ya yaptığı ünlü “Büyük Sefaret” gezisi sırasında, 1698 yılında Moskova’daki Streltsi birlikleri, Petro’nun yerine Sofya’yı yeniden tahta geçirmek amacıyla büyük bir isyan başlattılar. İsyancılar, Petro’nun Batılı alışkanlıklarını (sakal tıraşı, tütün içme vb.) “dinlerini ortadan kaldıracak” bir sapkınlık olarak görüyorlardı. Avrupa turunu yarıda kesip öfkeyle Moskova’ya dönen Petro, bizzat Batı tarzı kıyafetler giyerek ve boyarların sakallarını kesmelerini emrederek eski Rus adetlerine açıkça savaş açtı. İsyan son derece kanlı bir şekilde bastırıldı; bin civarında streltsi askeri asıldı veya başı kesildi ve Sofya’ya acı çektirmek için yüzlerce isyancının cesedi onun kapatıldığı manastırın pencerelerinin önüne asılarak çürümeye terk edildi.
Büyük Kuzey Savaşı ve St. Petersburg’un İnşası Petro’nun en büyük askeri girişimi, Rusya’yı Baltık Denizi’ne ulaştırmak için İsveç Kralı XII. Karl’a karşı yürüttüğü ve yirmi yılı aşkın süren Büyük Kuzey Savaşı oldu. Bu uzun ve yıpratıcı savaşın ortasında, 1703 yılında Neva Nehri’nin ağzındaki bataklıklar üzerinde, Rusya’nın “Avrupa’ya açılan penceresi” olacak yeni başkenti St. Petersburg‘u inşa etmeye başladı. Binlerce köylünün zorunlu emeğiyle kurulan bu şehir, Rusya’nın Asyatik geçmişinden kopuşunun en büyük sembolü oldu.
Kapsamlı Reformlar ve Çarlıktan İmparatorluğa Geçiş (1721) Büyük Petro’nun vizyonu, devleti yalnızca askeri olarak güçlendirmek değil; bütün Rus hükümetini, toplumunu, hayatını ve kültürünü Batılılaştırmak ve modernleştirmekti. Bu doğrultuda idari yapıyı kökten değiştirdi; eski Boyar Duması’nı işlevsiz hale getirdi ve Kilise’nin bağımsız gücünü kırarak kurduğu Kutsal Sinod vasıtasıyla Ortodoks Kilisesi’ni doğrudan devletin bir dairesi haline getirdi. Rütbeler Tablosu (Kıdem Cetveli) gibi uygulamalarla aristokrasiyi devlete liyakatle hizmet etmeye mecbur kıldı.
Büyük Kuzey Savaşı’nın 1721 yılında imzalanan Nystad Antlaşması ile Rusya’nın kesin zaferiyle sonuçlanmasının ardından, Rus Senatosu Petro’ya “İmparator” ve “Büyük” unvanlarını verdi. 1721 yılındaki bu tarihi olayla birlikte, 1547’de IV. İvan ile başlayan “Rus Çarlığı” dönemi resmen sona ermiş ve 1917’deki Bolşevik Devrimi’ne kadar sürecek olan Avrupa tarzı “Rus İmparatorluğu” devri başlamıştır.

