Oscar Wilde
📜 Hayatı ve Edebi Kişiliği
Oscar Wilde, "Dehamı hayatıma, yeteneğimi ise eserlerime koydum" diyen adamdır. Hayatı üç perdelik bir trajedi gibidir: Göz kamaştırıcı yükseliş, skandal bir dava ve sefalet içinde ölüm.
I. "Gümrükte Beyan Edecek Bir Şeyim Yok, Dehamdan Başka"
Wilde, çok entelektüel bir ailenin (babası şövalye unvanlı bir cerrah, annesi devrimci bir şair) çocuğu olarak Dublin'de doğdu. Oxford'a gittiğinde, sadece zekasıyla değil, giyim tarzıyla da olay yarattı. Uzun saçları, kadife pantolonları, elinde taşıdığı zambak çiçeği ve odasını süsleyen tavus kuşu tüyleriyle bir "Estetizm İkonu" oldu. Amerika'ya konferans vermeye gittiğinde, gümrük memuruna o meşhur cevabı verdi: "Beyan edecek hiçbir şeyim yok, dehamdan başka."
II. Londra'nın Kralı ve Dorian Gray
1890'larda Wilde, Londra'nın en ünlü adamıydı. Yazdığı tiyatro oyunları (Ciddi Olmanın Önemi vb.) kapalı gişe oynuyor, sosyete onun bir cümlesini duymak için yarışıyordu. Ancak tek romanı "Dorian Gray'in Portresi" yayımlandığında, eleştirmenler onu "ahlaksızlıkla" suçladı. Romanın alt metnindeki eşcinsel imalar ve "zevk düşkünlüğü", Viktorya dönemi ahlakına bir bombaydı. Wilde ise bu eleştirilere gülüp geçiyor, evli ve iki çocuk babası olmasına rağmen gizli bir "yeraltı hayatı" yaşıyordu.
III. "İsmi Söylenmeyen Aşk" ve Dava
Wilde'ın hayatı, genç ve şımarık bir aristokrat olan Lord Alfred Douglas (Bosie)'a aşık olmasıyla karardı. Bosie'nin babası Queensberry Markisi, Wilde'ı "oğlunu baştan çıkarmakla" ve "oğlancılıkla" (sodomi) suçladı. Wilde, gururuna yenik düşerek Marki'ye iftira davası açtı. Ancak mahkemede, Wilde'ın özel hayatı, yazdığı aşk mektupları ve kiralık erkeklerle ilişkileri ortaya döküldü. Dava tersine döndü; Wilde davacı iken sanık sandalyesine oturtuldu. Jüri onu "Ağır ahlaksızlık" suçundan 2 yıl kürek cezasına (ağır hapis) çarptırdı.
IV. Reading Zindanı ve Yıkım
Zarif ve hassas bir adam olan Wilde için hapis hayatı tam bir cehennemdi. Sert tahta üzerinde yatıyor, aç bırakılıyor ve saatlerce yürüyüş bandında (treadmill) çalıştırılıyordu. Hapishanede sağlığı bozuldu, kulağı yaralandı (bu yara ileride ölümüne sebep olacaktı). O dönemde, kendisine ihanet eden sevgilisi Bosie'ye yazdığı uzun mektup "De Profundis", acının ve pişmanlığın başyapıtıdır.
V. Paris'te Bir Sürgün: Sebastian Melmoth
1897'de hapisten çıktığında, o eski pırıltılı Oscar Wilde'dan eser kalmamıştı. Parasızdı, itibarı sıfırlanmıştı ve İngiltere'yi terk etmek zorundaydı. Fransa'ya kaçtı ve tanınmamak için "Sebastian Melmoth" takma adını kullandı. Paris'in arka sokaklarında, ucuz otellerde, arkadaşlarının verdiği harçlıklarla yaşadı. Ölüm döşeğindeyken, kaldığı o ucuz otel odasının duvar kağıdına bakıp o son, efsanevi esprisini yaptı: "Bu duvar kağıdı ve ben ölümüne bir düellodayız. Ya o gider, ya ben."
30 Kasım 1900'de, henüz 46 yaşındayken beyin zarı iltihabından (menenjit) öldü. Bugün Paris'teki mezarı (Père Lachaise), dünyanın her yerinden gelen hayranlarının bıraktığı ruj izleri ve öpücüklerle kaplıdır.
Kütüphanemizdeki Eserleri
Konular
Tüm konular ve yanıtlar herkese açıktır. Konu açmak veya yanıtlamak için giriş gerekir.
Henüz konu yok. İlk konuyu siz açın.
Konu aç
Konu açmak için giriş yapın.

