Roman, II. Dünya Savaşı'nın bitiminden hemen sonra, 1946 yılında başlar. Genç, karizmatik ve enerji dolu rahip Petter Kummel, karısı Mona ve küçük kızları Sanna ile birlikte, Åland takımadalarının en ucundaki, haritalarda bile zor bulunan "Örarna" (Adalar) bölgesine tayin edilir. Burası, savaşın yoksulluğunu yaşayan, Sovyet tehdidini ensesinde hisseden, kayalık, rüzgarlı ve izole bir yerdir.
Petter, önceki rahiplerin aksine neşeli, çalışkan ve halkla iç içe bir adamdır. Sadece vaaz vermekle kalmaz; inek sağar, balık tutar, dam onarır ve herkesin yardımına koşar. Ada halkı, başlangıçta bu "fazla enerjik" rahibe şüpheyle yaklaşsa da, kısa sürede onu çok severler. Petter, adaya hayat getirir, kiliseyi doldurur, korolar kurar. Karısı Mona ise daha gerçekçi, daha ayakları yere basan, evi çekip çeviren güçtür.
Roman, mevsimlerin döngüsünü takip eder. Yazın ada bir cennet gibidir; deniz mavidir, kuşlar cıvıldar. Ancak kış geldiğinde ada "Buz"un hakimiyetine girer. Deniz donar. Adalar arasındaki ulaşım, buzun üzerindeki tehlikeli yollardan sağlanır. Buz, hem bir köprüdür (insanları birbirine bağlar) hem de ölümcül bir tuzaktır.
Petter'in en büyük hatası (hubris/kibir), doğanın gücünü ve kendi sınırlarını küçümsemesidir. O, inancının ve enerjisinin onu her türlü tehlikeden koruyacağını sanır. Ada halkı, özellikle yaşlılar ve postacı Anton, ona buzun şakasının olmadığını, denizin her zaman alacağını söylese de Petter bu uyarıları "karamsarlık" olarak görür.
Hikaye, savaş sonrası travmaları taşıyan diğer karakterlerle zenginleşir: Doğu Karelya'dan (Rusya'ya bırakılan topraklardan) kaçıp gelen, yalnız ve kederli Doktor Irina; adanın huysuz ama bilge postacısı Anton; kilisenin orgcusu Adele...
Trajik finalde, kışın en sert olduğu günlerden birinde, Petter bir cenaze veya vaftiz dönüşü, herkesin uyarısına rağmen kestirme yoldan gitmek için buzun üzerine çıkar. Güvenli sandığı buz, ayaklarının altında kırılır. Petter, o çok sevdiği denizin buzlu sularında boğularak can verir. Bu ani ölüm, adada şok etkisi yaratır. Mona ve kızı yapayalnız kalır. Roman, doğanın insan hayatına karşı kayıtsızlığını ve geride kalanların sessiz yasını anlatarak biter. Buz erir, bahar gelir ama Petter yoktur.

