Arthur Miller'ın 1997 yılında kaleme aldığı "Mr. Peters'ın Bağlantıları", yaşlı bir adamın ömrünün son demlerindeki zihinsel durumunu ve yirminci yüzyıla dair varoluşsal sorgulamalarını sahneye taşıyan tek perdelik bir tiyatro oyunudur
Hikaye, New York'ta terk edilmiş, tozlu ve kırık dökük eski bir gece kulübünde başlar
Yirmi altı yıl boyunca Pan American havayollarında pilotluk yapmış olan Mr. Peters, karısı Charlotte ile buluşmak üzere bu mekana gelir
Bekleyişi sırasında mekanda karşılaştığı tuhaf karakterlerle diyaloğa giren Peters, rüya ile gerçeklik arasında gidip gelerek sürekli hayattaki "konunun" ne olduğunu sorgular ve geçmişle günümüz arasındaki sürekliliği bulmaya çalışır
Oyun boyunca, gizemli mekanı yöneten Calvin aracılığıyla bu binanın geçmişte bir banka, işçi sınıfını eğitmek için kurulan bir kütüphane ve 1930'larda Marksist felsefe tartışmalarının yapıldığı meşhur Kartal Kafeteryası olarak hizmet verdiği ortaya çıkar
Mr. Peters bu değişken atmosferde evsiz bir zenci kadın olan Adele, genç bir besteci olan Leonard, onun hamile arkadaşı Rose ve bir görünüp bir kaybolan eski aşkı Cathy-May ile kaba kocası Larry gibi birbirinden çok farklı karakterlerle kopuk ve absürt sohbetlere girer
Kendi gençlik anılarında Amerika'nın eski erdemlerini, çamaşırların kaynatıldığı sade ve saygın günleri özlemle anan yaşlı adam, günümüz dünyasının yüzeyselliğinden derin bir rahatsızlık duyar
Radyo ve televizyonlardaki içi boş konuşmalardan bıkmış olan Peters, trende bulduğu bir gazetede yer alan estetik ameliyat ilanları (göğüs büyütme, penis küçültme vb.) üzerinden modern toplumun değer yargılarındaki yozlaşmayı sert bir dille eleştirir
Olaylar geliştikçe sahneler daha da gerçeküstü ve sarsıcı bir hal alır; öyle ki Mr. Peters, mekanı işleten Calvin'in aslında yaklaşık yirmi yıl önce boğularak ölen kendi erkek kardeşi olduğunu dehşetle fark eder
Ancak kardeşinin geçmişlerine dair anıları, özellikle de gençlik yıllarındaki detayları hiç hatırlamaması, Mr. Peters'ı "Beni unuttuysan ben kimim o zaman?" diyerek derin bir kimlik ve hiçlik krizine sürükler
Yaşlı adamın bu kasvetli ve bitkin ruh halinin içine, tam zıttı bir yapıya sahip olan, hayata uyanır uyanmaz büyük bir coşku ve tükenmez bir mutlulukla yaklaşan karısı Charlotte'un dahil olmasıyla hikayede keskin bir tezat oluşur
Eserin sonlarına doğru yaşam, hafıza ve ölüm arasındaki çizgi tamamen bulanıklaşır; ölümün o soğuk ve kaçınılmaz yüzü, eski sevgilisi Cathy-May'in trajik ve sessiz bir şekilde yere yığılarak can vermesiyle kendini sahnede gösterir
Mr. Peters, insanlığın doğasına dair gördüğü çarpıcı bir rüyayı yanındakilerle paylaşarak, aslında hepimizin dünyamıza mükemmel bir gezegenden düşen "açgözlülük ve hırs" tohumlarından ürediğimizi iddia eder
Tüm bu absürt kaosun, yaşlılık korkularının ve cevapsız kalan felsefi soruların ardından Mr. Peters, etrafındaki yorgun karakterleri sessizce dinlenmeye davet eder
Eser kesin ve mutlak bir sona bağlanmaktan ziyade, yaşlı bir adamın hala nefes alabiliyorken hayatın anlamını (konuyu) bulmaya çalışma çabasıyla ve o yaklaşan son karanlığa karşı "cesur olmayı öğrenme" arzusuyla dingin bir şekilde noktalanır

