Babalar ve Oğullar, 1850'lerin sonunda, Rusya'nın büyük bir reform eşiğinde olduğu bir dönemde geçer. Hikâye, genç Arkadi Kirsanov’un üniversiteyi bitirip babası Nikolay’ın çiftliğine dönmesiyle başlar. Ancak Arkadi yalnız değildir; yanında hayranlık duyduğu, kendinden emin ve geleneksel her şeye karşı çıkan arkadaşı Yevgeni Bazarov vardır.
Bazarov, kendisini bir "Nihilist" olarak tanımlar. Onun için otorite, gelenek, din veya romantizm gibi kavramların hiçbir değeri yoktur; o sadece bilime, deneye ve faydaya inanır. Bazarov’un bu sert ve tavizsiz tavrı, Arkadi’nin babası Nikolay ve özellikle de aristokrat geleneklerine sıkı sıkıya bağlı amcası Pavel Kirsanov ile büyük bir çatışmaya yol açar. Pavel’in temsil ettiği "eski dünya" (Babalar) ile Bazarov’un temsil ettiği "radikal yeni dünya" (Oğullar) arasındaki bu gerilim, kitabın entelektüel omurgasını oluşturur.
Olaylar, gençlerin komşu mülklerdeki ziyaretleri ve Bazarov’un, kendi soğuk mantığına tamamen ters düşen bir duyguya, yani aşka (Anna Odintsova’ya karşı) yenik düşmeye başlamasıyla derinleşir. Turgenev, Bazarov üzerinden şu soruyu sorar: Her şeyi reddeden bir zihin, ölüm ve aşk karşısında ne yapacaktır?
Kitabın ilerleyen kısımlarında Bazarov’un kendi ailesinin yanına gidişini izleriz. Burada, oğullarına tapınan yaşlı ve geleneksel anne-babası ile Bazarov’un duygusuz görünmeye çalışan doğası arasındaki hüzünlü uçurumu görürüz. Hikâye, sadece ideolojik bir tartışma değil, aynı zamanda insanın kaçamayacağı biyolojik ve duygusal gerçeklerle yüzleştiği sarsıcı bir sona doğru ilerler.

