Golovlyov Ailesi, Rusya’da köleliğin kaldırılmasından hemen önceki ve sonraki dönemde, soylu bir toprak sahibi ailesinin üç kuşak boyunca fiziksel, maddi ve ahlaki olarak adım adım yok oluşunu konu alır. Roman, ailenin mülklerini demir yumrukla yöneten despot anne Arina Petrovna ile başlar. Arina’nın tek derdi "mülk biriktirmek" ve topraklarını genişletmektir; ancak bu hırsı, çocuklarına karşı sevgi ve şefkat beslemesini engellemiştir.
Ailenin üç oğlu (Stepan, Porfiry ve Pavel) bu sevgisiz ve sadece paraya dayalı ortamda kendi trajedilerine sürüklenirler. Romanın asıl odağı ve dünya edebiyatının en unutulmaz karakterlerinden biri olan Porfiry Golovlyov (nam-ı diğer İudushka - Küçük Yahuda), annesinin mülklerini ele geçirmek için dinin ve ahlakın arkasına saklanan bir riyakârdır. İudushka, fiziksel bir şiddet uygulamaz; onun silahı sonsuz, boş ve ağdalı konuşmalarıdır. Kelimelerle etrafındaki herkesi boğar, vicdan azabına sürükler ve sonunda kendi yalnızlığına hapseder.
Kitap, her bir aile üyesinin sırayla çöküşünü bölümler halinde işler. Stepan’ın iflası ve geri dönüşü, Pavel’in sessiz nefreti ve ölümü, annenin iktidarını kaybedip kendi oğlu İudushka’ya muhtaç kalışı… Şçedrin, bir ailenin yok oluşunu anlatırken aslında bir sınıfın (toprak sahiplerinin) tarihin tozlu sayfalarına karışmasını simgeler. Aile üyeleri arasındaki bağlar sadece "miras" ve "toprak" üzerine kurulu olduğu için, bu kaynaklar tükendiğinde geriye sadece birbirini yiyen, pişmanlıklarla dolu, yaşayan ölüler kalır.
Eserin finali, Rus edebiyatının en karanlık ve sarsıcı sahnelerinden biridir. Tüm rakiplerini, kardeşlerini ve hatta kendi çocuklarını yok eden İudushka'nın, bomboş ve buz gibi malikânesinde vicdanıyla baş başa kaldığı an, toplumsal ve bireysel çürümenin zirvesidir.

