Üç Kız Kardeş, Rusya'nın ücra bir taşra kasabasında, generallik yapmış babalarının ölümünden bir yıl sonra hayata tutunmaya çalışan Olga, Maşa ve İrina kardeşler ile erkek kardeşleri Andrey’in hikâyesidir. Oyunun başında kardeşlerin ortak bir hayali vardır: Çocukluklarının geçtiği, kültürün, aşkın ve gerçek hayatın merkezi olarak gördükleri Moskova’ya dönmek.
-
Olga: En büyük kardeştir, öğretmendir. Yorgundur, sürekli başı ağrır ve aslında hiç istemediği bir sorumluluk yükünü omuzlarında taşır.
-
Maşa: Mutsuz bir evliliği olan, siyahlar içindeki isyankâr kardeştir. Kasabanın sığlığından nefret eder. Kasabaya gelen Yarbay Verşinin ile yaşadığı imkansız aşk, onun hayattaki tek heyecanı olur.
-
İrina: En küçük kardeştir. Oyunun başında umut doludur, "çalışmanın" onu kurtaracağına inanır. Ancak zaman geçtikçe Moskova hayali uzaklaşır ve ruhu taşranın tekdüzeliğinde ezilir.
-
Andrey: Profesör olma hayalleri kuran ama kasabanın sığlığında kumar bağımlısı olup sıradan bir memura dönüşen erkek kardeştir.
Oyun boyunca zamanın acımasız akışını izleriz. Andrey'in evlendiği Nataşa, başlangıçta ezik bir karakterken, zamanla evin kontrolünü ele geçirir ve soylu kız kardeşleri kendi evlerinde yabancıya dönüştürür. Nataşa, hoyratlığın ve bayağılığın (poşlost) zaferini simgeler.
Askerlerin (bataryanın) kasabadan ayrılmasıyla oyun trajik bir finale evrilir. Moskova’ya gitme umudu tamamen söner, düellolar yaşanır, aşklar yarım kalır. Çehov, büyük olaylardan ziyade; çay içilirken, felsefe yapılırken veya bir yangın esnasında ruhların nasıl yavaş yavaş öldüğünü anlatır. Oyunun sonunda üç kız kardeşi birbirine sarılmış, "Neden yaşıyoruz, neden acı çekiyoruz?" diye sorarken ama her şeye rağmen "Yaşamak gerek!" diyerek hayata tutunurken bırakırız.

