Hâfız'ın Dîvân'ı, Fars edebiyatında "gazel" formunun ulaştığı aşılamaz sınır noktasıdır. Hâfız, kendisinden önceki şairlerin (Senaî, Attar, Rûmî) yarattığı o ağır tasavvufi dili ve Sadi'nin o keskin seküler (dünyevi) lirizmini almış, bunları birbirinden ayrılamayacak şekilde iç içe geçirmiştir. Divanın en büyük özelliği, Hâfız'ın felsefi evreninin merkezine oturttuğu kavramlardır: Bunların başını "Meyhane" (Şaraphane) ve "Zahit" (Şekilci din adamı) ikiliği çeker.
Hâfız'ın zihninde toplum ikiye bölünmüştür. Bir yanda camilerde, medreselerde veya tekkelerde halka ahlak satan, şekilsel ibadetlerini bir gösteriş aracına dönüştüren ve gücü elinde tutan "Riyakarlar" (zahitler, vaizler, şeyhler) vardır. Diğer yanda ise toplumun dışladığı, günahkar sayılan ama kalbinde zerre kadar riya barındırmayan, sadece aşkla hareket eden "Rind"ler (ve onların pîri olan Meyhaneci) bulunur. Hâfız, divanı boyunca bu kurumsal dindarlığı ve ikiyüzlülüğü acımasızca yıkar. O, "Eğer bir zahit sırrımızı öğrenir ve bizi şarap içmekle suçlarsa ona de ki: Sus, Allah günahları affedicidir" diyerek şekilciliğe karşı ilahi merhameti ve günahın getirdiği tevazuyu savunur.
Hâfız'ın şiirinde "Aşk" ve "Şarap" kelimeleri mutlak bir ihâm (çokanlamlılık) içerir. Okur bir gazeli okuduğunda, o şarabın gerçekten Şiraz bağlarında üretilmiş, insanı sarhoş edip dünyanın derdini (Moğol veya Timur zulmünü) unutturan üzüm suyu mu olduğunu, yoksa tasavvufi anlamda Tanrı'ya duyulan aşkın ve vecdin (kendinden geçişin) bir sembolü mü olduğunu asla kesin olarak ayırt edemez.
Hâfız bunu bilerek yapar; ona göre madde ve ruh, dünya ve ahiret birbirinin zıttı değil, tek bir hakikatin farklı yüzleridir.
Kitap aynı zamanda güçlü bir varoluşsal (kısmî nihilist ve carpe diem) tona sahiptir. Hâfız, insanın geçiciliğini ve doğanın acımasız döngüsünü sürekli hatırlatır. İskender'in de, Keyhüsrev'in de, Süleyman'ın saraylarının eninde sonunda toprağa karıştığını anlatarak, eldeki tek mutlak gerçeğin "şu an" (vakt) ve "aşk" olduğunu ilan eder. O, ölümü korkutucu bir karanlık olarak değil, şarabın ve şiirin gücüyle katlanılabilir kılınan evrensel bir doğa yasası olarak görür. Dîvân, insanın içindeki o karanlık çatışmaları (ten ve ruh, günah ve sevap, isyan ve itaat) yargılamadan kucaklayan, edebiyat tarihinin en estetik ve en bağışlayıcı felsefi metnidir.

