Duino Ağıtları, modern insanın dünyadaki mutlak "yersizliğini" ilan eden ve evrensel bütünlüğü yeniden kurmanın yollarını arayan on bölümlük bir metafizik destandır. Rilke'nin kurguladığı evrende üç temel varlık düzlemi vardır: Melekler, Hayvanlar ve İnsanlar.
Birinci ve İkinci Ağıt, "Melek" kavramının yeniden tanımlanmasıyla başlar. Rilke'nin meleği; Hristiyanlığın o insana yardım eden, koruyucu ve sevecen meleği değildir. Rilke'nin meleği, İslami mitolojideki veya Antik çağlardaki o kendi mutlak mükemmelliği içinde var olan, insana aldırmayan, devasa ve "dehşet verici" bir varlıktır. İnsan, kendi fani ve parçalanmış doğasıyla bu melekle yüzleşemez; "çünkü güzel olan, katlanabildiğimiz o dehşetin başlangıcından başka bir şey değildir." İnsanlar olarak bizler bu dünyada yersizizdir; "yorumlanmış bu dünyada pek de güven içinde hissetmiyoruz kendimizi."
Üçüncü, Dördüncü ve Beşinci Ağıtlar, insanın dünyadaki bu beceriksiz varoluşunu farklı açılardan inceler. Aşk bile bizi kurtaramaz; çünkü aşıklar birbirlerini severken bile aslında kendi içlerindeki o karanlık, arkaik güdülere veya ölüm korkusuna sarılırlar. Beşinci Ağıt, Picasso'nun "Sirk Cambazları" (Les Saltimbanques) tablosundan esinlenerek sokak akrobatlarını anlatır. Akrobatların o yorucu, anlamsız ve durmaksızın tekrarlanan hareketleri, modern insanın dünyadaki o anlamsız çırpınışının ve köksüzlüğünün kusursuz bir alegorisidir. Sürekli havadadırlar, hiçbir yere ait değillerdir.
Eserin felsefi çekirdeği olan Sekizinci Ağıt, Hayvan (Das Offene - Açık Olan) kavramını işler. Hayvanlar, kendi ölümlerinin bilincinde olmadıkları için sürekli ve doğrudan dünyanın içine, sonsuzluğa bakarlar. Onlar "Açık"tadırlar. Oysa insan, sahip olduğu bilinç (zihin) yüzünden kendi önüne bir duvar örmüştür. İnsan, dünyayı doğrudan deneyimleyemez, onu sadece "yorumlar" ve hep bir "izleyici" konumunda kalır.
Dokuzuncu Ağıt, bu çaresizliğe bir çıkış yolu sunar. Madem dünyada hayvanlar kadar saf değiliz ve melekler kadar kusursuz olamıyoruz, o halde insan olmanın görevi nedir? Rilke şu cevabı verir: Dünyayı isimlendirmek ve onu içselleştirmek. İnsanın görevi, dışarıdaki o fiziksel nesneleri (bir evi, bir köprüyü, bir testiyi) kelimelerle, şiirle ve sanatla kendi içine alarak onları "görünmez" yapmaktır. Yeryüzü, insanın bilincinde görünmez bir formda yeniden dirilmek ister.
Onuncu ve son Ağıt, ölümle yüzleşmedir. Rilke, modern toplumun ölümden ve acıdan kaçışını eleştirir. İnsanlar "Acı Şehri"nde yapay eğlencelerle ölümü unutturmaya çalışır. Oysa gerçek kahramanlar ve bilge ölüler, bu panayır yerini terk edip arkadaki sessiz dağlara, "Asıl Acı'nın dağlarına" doğru yürürler. Eser, ölümün bir bitiş değil, toprağa düşen yağmur gibi tazeleyici, arındırıcı ve evrensel bir geri dönüş olduğu o sessiz, görkemli kabullenişle son bulur.

