David Foster Wallace
📜 Hayatı ve Edebi Kişiliği
David Foster Wallace, 20. yüzyıl sonu Amerikan edebiyatının en parlak ve en trajik zihinlerinden biriydi. Babası James Donald Wallace bir felsefe profesörü, annesi Sally Foster Wallace ise bir İngilizce öğretmeniydi. Evde gramer hatalarının "bulaşıcı bir hastalıkmış gibi" düzeltildiği, entelektüel açıdan son derece titiz bir ortamda büyüdü. Bu durum, onun dile olan takıntılı hakimiyetinin ve grameri bir oyun hamuru gibi bükebilme yeteneğinin temelini attı.
Amherst College'da hem İngilizce hem de Felsefe bölümlerinden "summa cum laude" (en yüksek onur) derecesiyle mezun oldu. Felsefe bitirme tezi modal mantık üzerineyken, İngilizce bitirme tezi daha sonra ilk romanı olacak olan The Broom of the System (Sistemin Süpürgesi) taslağıydı. Bu dönemde bile zihni, dilin gerçekliği temsil etme yeteneği ve "solipsizm" (tekbencilik - sadece kendi zihninin var olduğunu bilme durumu) üzerine yoğunlaşmıştı.
1996 yılında yayımlanan ve onu edebiyat dünyasının rock yıldızı yapan Infinite Jest, 1079 sayfalık devasa bir yapıttı. Roman; uyuşturucu bağımlılığı, tenis akademileri, eğlence kültürü ve insanı izlerken öldüren bir film ("The Entertainment") etrafında dönüyordu. Wallace bu eserde, modern insanın "eğlence" tarafından nasıl uyuşturulduğunu ve gerçek bir insani bağ kurmanın zorluğunu, eşine az rastlanır bir detaycılıkla anlattı. Kitap sadece hacmiyle değil, 388 adet dipnotuyla da okuma deneyimini değiştiren bir meydan okumaydı.
Wallace sadece romanlarıyla değil, kurgu dışı metinleriyle de bir efsaneydi. Bir gurme festivalini anlattığı Consider the Lobster (Istakozu Düşünmek) veya bir yolcu gemisi tatilini anlattığı A Supposedly Fun Thing I’ll Never Do Again (Bir Daha Asla Yapmayacağım Eğlenceli Bir Şey), gözlem gücünün doruklarıydı. Olaylara dışarıdan bakan, hem kendini hem de çevresini acımasızca (ama komik bir dille) eleştiren tarzı, modern deneme türünü yeniden tanımladı.
2005 yılında yaptığı "This Is Water" (Bu Su) başlıklı mezuniyet konuşması, onun hayata bakışının en saf özeti kabul edilir. Burada, "düşünmeyi öğrenmenin" aslında "neyi düşüneceğimizi seçme iradesi" olduğunu vurgulamış; bencil varsayılan ayarlarımızdan çıkıp başkalarına karşı empati ve dikkat geliştirmenin zorunluluğundan bahsetmiştir.
Hayatı boyunca ağır klinik depresyonla mücadele eden Wallace, uzun yıllar "Nardil" adlı bir ilaçla ayakta kalabildi. Ancak ilacın yan etkileri nedeniyle 2007'de tedaviyi değiştirmeyi denediğinde, depresyonu kontrol edilemez bir boyuta ulaştı. Elektroşok terapisi (ECT) dahil birçok yöntem denense de, o keskin zihni kendi içine çöktü. 12 Eylül 2008'de, henüz 46 yaşındayken yaşamına son verdi.
Ardında yarım kalmış romanı The Pale King (Solgun Kral), binlerce sayfalık notlar ve "bizi daha az yalnız hissettirmek" için çabalayan bir külliyat bıraktı. Wallace’a göre iyi edebiyatın görevi şuydu:
Kütüphanemizdeki Eserleri
Konular
Tüm konular ve yanıtlar herkese açıktır. Konu açmak veya yanıtlamak için giriş gerekir.
Henüz konu yok. İlk konuyu siz açın.
Konu aç
Konu açmak için giriş yapın.

