Genç mühendis Turgut Özben, yakın arkadaşı Selim Işık’ın intihar ettiğini bir gazete haberiyle öğrenir. Bu sarsıcı haber, Turgut’un kendi "düzenli", "başarılı" ve "küçük burjuva" hayatını sorgulamasına neden olan fitili ateşler. Turgut, Selim'in neden intihar ettiğini, onu bu sona sürükleyen sebepleri anlamak için bir dedektif gibi iz sürmeye başlar. Ancak bu iz sürüş, polisiye bir araştırmadan ziyade, Selim’in geçmişine ve ruhuna yapılan bir yolculuktur. Turgut, Selim’in hayatına girmiş, onu tanımış insanlarla (Metin, Esat, Süleyman Kargı, Günseli) tek tek görüşür. Her görüşme, Selim’in farklı bir yönünü ortaya çıkarır; kimine göre zeki ama alaycı, kimine göre saplantılı bir aşık, kimine göre ise sadece anlaşılmaz biridir.
Turgut, araştırmaları derinleştikçe Selim’in ardında bıraktığı notlara, şiirlere ve "Tutunamayanlar Ansiklopedisi" gibi parodik metinlere ulaşır. Bu metinler, toplumun "başarılı" (tutunan) addettiği insan tipiyle, bu çarka uyum sağlayamayan, naif, dürüst ve bu yüzden "kaybeden" (tutunamayan) birey arasındaki çatışmayı gözler önüne serer. Selim Işık, aslında Türk aydınının Doğu ile Batı, gelenek ile modernite arasında sıkışıp kalmışlığının simgesidir. O, "oyunu" kurallarına göre oynayamayan, oynamayı reddeden bir "İsa" figürüdür.
Süreç ilerledikçe Turgut Özben, Selim’i araştırırken aslında kendisini bulmaya başlar. Kendi evliliği, evi, işi ve toplumsal statüsü ona giderek anlamsız ve yapay gelmeye başlar. Bu noktada Turgut’un iç sesi devreye girer: Olric. Turgut, zihninde yarattığı bu sadık uşakla (efendi-köle diyalektiği içinde) sürekli konuşarak yalnızlığını gidermeye ve dünyayı anlamlandırmaya çalışır. Başlarda Selim'in neden tutunamadığını anlamaya çalışan Turgut, romanın sonunda kendisi de bir "tutunamayan"a dönüşür. Toplumsal maskelerini birer birer indirir, evini ve kurulu düzenini terk eder. Bir tren yolculuğuna çıkar ve gözden kaybolur. Roman, sadece bir bireyin trajedisini değil, Cumhuriyet dönemi Türkiye’sinin modernleşme sancılarını, kuşak çatışmalarını ve aydın bunalımını ironik, hüzünlü ve çok katmanlı bir dille anlatır. Sonunda Turgut, Selim'in bıraktığı yerden bayrağı devralmış, "kelimelerin" dünyasına sığınmıştır.

