Roman, Afrika'da (bir üçüncü dünya ülkesinde) hayatlarını suç, uyuşturucu ve şiddet üzerine kurmuş iki Türk gencinin, Kinyas ve Kayra'nın hikayesiyle başlar. Ailelerini ve geçmişlerini reddedip Türkiye'den kaçan bu ikili, hayatın hiçbir kuralına ve ahlaki değerine inanmamaktadır. Onlar için tek gerçek, anlık hazlar ve hayatta kalma içgüdüsüdür. Afrika'daki kaotik yaşamları, karıştıkları suçlar ve ihanetler sonucu sürdürülemez hale gelince, yolları Amerika'ya ve oradan da kendi içsel yolculuklarına doğru ayrılır.
Kitap üç ana bölümden oluşur. İlk bölümde ikilinin ortak geçmişi ve suç ortaklığı anlatılırken, sonraki bölümlerde yolları ayrılır. Kinyas, "yol"un kendisini seçer. Kendi karanlığından kurtulmanın tek yolunun, o karanlığı kabul edip "sıradanlaşmak" olduğunu fark eder. Kinyas'ın yolu, unutmak, iyileşmek ve toplumun içinde (bir maskeyle de olsa) var olabilmek üzerine kuruludur. "Benim beynimdeki, senin kalbindeki" diyerek Kayra ile olan farkını ortaya koyar. Kinyas, hayatı bir oyun olarak görmekten vazgeçip, oyunun bir parçası olmayı, yani "yaşamayı" seçer.
Kayra ise tam tersi bir istikamete, "son"a doğru gider. O, hayatın anlamsızlığını ve acısını unutmayı reddeder. Kayra için sıradanlaşmak, bir tür ölümdür. O, mutlak gerçeğin, yani hiçliğin peşindedir. Zekası ve felsefi derinliği onu hayattan koparır; çünkü ona göre bilmek, acı çekmektir. "Daha az bilen, daha çok uyur" mottosunun tersini yaşar; çok bildiği için hiç uyuyamaz. Amerika'daki günleri, kendi zihinsel çöküşünü hazırlayan bir süreçtir.
Sonunda her iki karakter de Türkiye'ye döner ama bambaşka insanlar olarak. Kinyas, kendine yeni bir hayat kurup, geçmişini bir anı olarak rafa kaldırırken (bedenen hayatta kalarak); Kayra, kendi varoluşunu reddederek (intihar ile) hikayesini noktalar. Roman, bu iki zıt tercihin (yaşamak için cehalet/uyum vs. hakikat için ölüm/uyumsuzluk) çatışmasını anlatır. Kinyas ve Kayra, aslında tek bir kişinin içindeki iki ayrı sestir: Biri hayata tutunmaya çalışan, diğeri ise hayattan nefret eden taraf.

