Robert Neville, dünyadaki son insandır. Ya da en azından o böyle olduğuna inanmaktadır. Los Angeles’ın sessiz banliyölerinde, rüzgarın tozları savurduğu boş sokaklarda tek başına yaşamaktadır. Gündüzleri, bir zamanlar komşusu, arkadaşı, eşi veya kızı olan ama artık kan emici birer "vampire" dönüşmüş yaratıkları avlamakta, evini onarmakta ve hayatta kalmak için erzak toplamaktadır. Geceleri ise, evini bir kale gibi tahkim etmekte, sarımsaklar asmakta, klasik müzik dinleyerek dışarıdaki yaratıkların çığlıklarını ve onu ismen çağırıp dışarı davet etmelerini bastırmaya çalışmaktadır.
Neville’in dünyasında vampirlik gotik bir lanet değil, sivrisinekler ve toz fırtınalarıyla yayılan bir bakteridir (Vampiris bakterisi). İnsanlığın geri kalanı ya ölmüş ya da bu bakterinin etkisiyle vampirleşmiştir. Vampirler ikiye ayrılır: Bakteri yüzünden ölüp yeniden dirilenler (zombi benzeri, vahşi olanlar) ve henüz ölmemiş ama enfekte olmuş "yaşayan" vampirler. Neville, her gün bu yaratıkları kazıklar, onları güneşe çıkarıp yakar. Ancak asıl savaşı dışarıdaki yaratıklarla değil, kendi içindeki yalnızlıkla, deliliğin sınırlarıyla ve cinsel dürtüleriyle verir.
Neville, bir bilim insanı olmamasına rağmen, kendini kütüphanelerden aldığı kitaplarla eğitir. Mikroskoplar ve deney tüpleriyle dolu evinde, bu hastalığın çaresini veya en azından bilimsel açıklamasını arar. Efsanelerin (sarımsak, haç, ayna) neden işe yaradığını araştırır ve bunların bakteriye karşı alerjik reaksiyonlar veya vampirlerin geçmiş yaşamlarından kalan psikolojik takıntılar (histerik körlük) olduğunu keşfeder.
Hikayenin kırılma noktası, Neville’in sokakta gördüğü bir köpeği evcilleştirmeye çalışmasıyla başlar. Bu süreç, onun hala sevgiye ve bir canlıyla bağ kurmaya ne kadar muhtaç olduğunu gösterir. Ancak asıl büyük değişim, gündüz vakti dışarıda dolaşan Ruth adında bir kadına rastlamasıyla gerçekleşir. Ruth, başta korkmuş bir insan gibi görünse de, aslında Neville’in bilmediği yeni bir gerçeğin habercisidir. Neville, Ruth ile yakınlaşır ancak onun aslında "yeni toplumun" bir casusu olduğunu öğrenir. Bakteriye adapte olmuş, zekasını koruyan ve kendi toplumlarını kuran bu "yeni insanlar", Neville’i yakalamak için gelmişlerdir.
Kitabın finali, edebiyat tarihinin en çarpıcı "aydınlanma" anlarından biridir. Neville, yakalandıktan sonra hücresinin penceresinden dışarıdaki yeni topluma bakar. Onlar, çocukları ve eşleriyle birlikte, korku ve nefret dolu gözlerle Neville’e bakmaktadırlar. Çünkü gündüzleri uyurken evlerine giren, onları uykularında öldüren, efsanelerdeki o korkunç "öcü" Neville’dir. Eski dünyanın canavarı (vampir), yeni dünyanın normu olmuştur. Eski dünyanın normu (insan) ise, yeni dünyanın efsanevi canavarıdır.

