Walt Whitman'ın Çimen Yaprakları (Leaves of Grass) adlı eseri, geleneksel Avrupa şiirinin feodal, aristokratik ve süslü temalarını reddederek 19. yüzyıl Amerikan demokrasisinin, sıradan insanın ve modern yaşamın şarkısını söyleyen devrimci bir edebi başyapıttır.
Eser, klasik destanların kahramanları, şövalyeleri veya mitolojik figürleri yerine işçi erkekleri, kadınları ve kitleleri (En-Masse) yüceltir; onlara daha önceki çağlarda tanrılara veya soylulara atfedilen kahramanlık mertebesinden çok daha yüksek ve sağlam bir değer biçer. Kitabın en temel felsefesi, bireyin hem ruhsal hem de bedensel bütünlüğünün kutsanmasıdır.
Whitman, insan bedenini ve ruhunu birbirinden ayırmaz; hatta edebiyatta genellikle üzeri örtülen veya baskılanan cinselliği ve bedensel tutkuları dürüst, "kahramanca bir çıplaklık" ile ele alarak şiirine dahil eder. Ona göre, bedeni ve ruhu bir bütün olarak kucaklamayan, insan doğasını sansürleyen hiçbir gerçeklik tam olamaz ve şiir, insan bedeniyle ruhunun bir bütün olarak kalması gerektiği gibi bu unsurlarla birlikte ayakta durmalıdır.
Eserde geçmişin körü körüne yüceltilmesine karşı çıkılır. Geçmişin edebi miraslarına ve ustalarına saygı duyulmakla birlikte, Yeni Dünya'nın (Amerika'nın) artık efsanelere ve hanedan savaşlarına değil; kendi gerçeklerinin, biliminin ve demokratik eşitliğinin şiirine ihtiyacı olduğu vurgulanır.
Bu bağlamda Whitman, bilimi şiirin karşısında bir güç olarak görmez; tam tersine, bilimin sunduğu evrensel gerçeklerin ve modern yaşamın, şairin nefesiyle birleştiğinde edebiyata nihai bir canlılık katacağına inanır. Şiirlerde lokomotifler, devasa fabrikalar, kalabalık şehir sokakları ve sıradan meslekler büyük bir coşkuyla tasvir edilir.
Whitman'ın "Yoldaşlık", "Neşe", "Hoşnutluk" ve "Umut" sözcükleriyle özetlediği bu kitap, yazarın kendi ifadesiyle tamamen bir aydınlık ve umut taşıyan "sabahın şiirleri" olma özelliği taşır. Ölüm döşeğinde esere eklediği "Katedilmiş Yollara Gerisin Geri Bir Bakış" adlı yazısında Whitman, Çimen Yaprakları'nı 19.
yüzyılın ikinci yarısındaki Amerika'da yaşayan bir insanın (bizzat kendisinin) fiziksel, duygusal, ahlaki ve entelektüel kişiliğini taviz vermeksizin, özgürce kayda geçirme girişimi olarak tanımlar. Bu yönüyle eser, sadece edebi bir metin veya estetik bir icra değil; şairin gelecek nesillere bıraktığı cesur ve samimi bir "kartvizit" niteliğindedir.

