Ördekler, Newburyport, Ohio'da yaşayan, kanseri atlatmış, orta yaşlı, dört çocuk annesi ve evde turta yaparak geçimine katkı sağlayan isimsiz bir anlatıcının iç monoloğudur. Kitap, esasen tek bir uzun cümleden (araya giren Dişi Aslan bölümleri hariç) oluşur. Anlatıcı mutfağında turta hamuru açarken, zihni durmaksızın çalışır. "Gerçek şu ki" (the fact that) kalıbıyla başlayan cümleler; Donald Trump'ın politikalarından okul saldırılarına, çevre kirliliğinden (özellikle Teflon ve plastik atıklar) çocuklarının güvenliğine, Hollywood filmlerinden (özellikle Sound of Music ve Laura Ingalls Wilder) market alışveriş listelerine kadar her şeye temas eder.
Bu devasa bilinç akışı, modern insanın maruz kaldığı bilgi bombardımanını ve "endişe çağını" temsil eder. Anlatıcı, dünyanın gidişatından dehşete düşmüş durumdadır ancak elinden gelen tek şey ailesini korumaya çalışmak ve turta yapmaktır. Bu yoğun iç sesin arasına, zaman zaman kısa paragraflar halinde, yavrularını arayan ve insan dünyasının tehdidi altında hayatta kalmaya çalışan bir Dişi Aslan'ın hikayesi girer. Dişi Aslan'ın sessiz, içgüdüsel ve asil doğası; anlatıcının gürültülü, endişeli ve kelimelere boğulmuş dünyasıyla keskin bir tezat oluşturur (veya belki de bir paralellik sunar).
Romanın sonunda bu iki ayrı hat (Ohio'lu ev kadını ve Dişi Aslan) sarsıcı bir finalle kesişir. Kitap, sıradan bir hayatın içindeki destansı korkuları ve sevgiyi; bir kadının zihninin, bütün bir Amerika tarihini ve kültürünü nasıl kapsayabileceğini gösterir.

