Hikaye, isimsiz bir anlatıcı ve "İsveçli" olarak anılan arkadaşının, Tuna Nehri üzerinde yaptıkları bir kano gezisini konu alır. İkili, Viyana ve Budapeşte arasında kalan, haritalarda tam olarak belirtilmeyen, bataklık ve söğüt ağaçlarıyla kaplı ıssız bir bölgeye gelirler. Nehir sularının yükselmesiyle birlikte, geceyi geçirmek için nehrin ortasında oluşmuş kumlu, küçük bir adaya sığınmak zorunda kalırlar.
Bu ada, uçsuz bucaksız söğüt çalılıklarıyla kaplıdır. Rüzgarın etkisiyle sürekli hareket eden, hışırdayan ve gümüşi renkleriyle parlayan bu söğütler, anlatıcı ve arkadaşı üzerinde tekinsiz bir etki bırakır. Başlangıçta bu durum, doğanın vahşi güzelliği gibi görünse de, zaman ilerledikçe bu "güzellik" yerini saf bir dehşete bırakır.
İsveçli, sezgileri daha kuvvetli olan karakterdir ve adada "yanlış" bir şeyler olduğunu hemen fark eder. Ona göre bu bölge, bizim dünyamız ile insan algısının ötesindeki başka bir boyutun sınırının inceldiği bir "geçiş noktasıdır". Söğütler ise sadece ağaç değildir; o öteki boyuttaki varlıkların dünyamızdaki uzantıları, bekçileri veya sensörleridir. Gece olduğunda, tuhaf olaylar başlar: Rüzgarın içinde duyulan devasa bir gong sesi, kumların üzerinde beliren ve insan olması imkansız gölgeler, kanolarının sebepsizce tahrip edilmesi ve erzaklarının eksilmesi gibi durumlar yaşanır.
En korkutucu olan ise fiziksel bir canavarın saldırısı değil, psikolojik baskıdır. Karakterler, sürekli izlendiklerini ve bu bölgeye izinsiz girdikleri için "kurban" edilmeleri gerektiğini hissederler. Söğütlerin rüzgarda değil, kendi iradeleriyle hareket ettiğini, kumda oluşan hunilerin (çukurların) onları yutmak için açıldığını düşünmeye başlarlar.
Hikaye, iki arkadaşın akıl sağlıklarını korumaya çalışırken, doğanın (veya doğa kılığındaki o kozmik gücün) onlara sunduğu dehşetle yüzleşmesini anlatır. Sonunda, nehirde sürüklenen başka bir kurbanın (bir köylünün cesedi) bulunmasıyla, adadaki o "gücün" bir kurban alarak tatmin olduğu ve kahramanlarımızın bu sayede -kıl payı- kurtulabildiği ima edilir. Blackwood, okuyucuya "Doğa ana şefkatli değildir, o devasa, kayıtsız ve bazen de düşmancıldır" mesajını verir.

