Yapraklar Evi, elinize aldığınız andan itibaren sizi "Bu senin için değil" uyarısıyla karşılayan, tekinsiz bir metindir. Hikaye üç ana katmanda ilerler. İlk katmanda, ödüllü foto-muhabiri Will Navidson ve ailesi, Virginia kırsalındaki yeni evlerine taşınırlar. Ancak kısa süre sonra evde tuhaf bir durum fark ederler: Evin iç ölçüleri, dış ölçülerinden yaklaşık 6-7 santimetre daha büyüktür. Bu küçük anomali, zamanla evin içinde beliren kapkara, soğuk ve dipsiz koridorlarla büyür. Navidson, bu fiziksel imkansızlığı belgelemek için profesyonel bir ekip kurar ve evin derinliklerine, o "Beş Buçuk Dakikalık Koridor"a keşif gezileri düzenler. Bu keşifler, "Navidson Kaydı" adı verilen ve izleyenlerin kanını donduran bir belgesele dönüşür.
İkinci katmanda, Zampanò adında, Los Angeles'ta yaşayan, yalnız ve kör bir adam vardır. Zampanò, yıllarını bu "Navidson Kaydı"nı saniye saniye analiz etmeye, hakkında yazılmış (kurgusal) yüzlerce makaleyi derlemeye adamıştır. İşin garibi, kör bir adamın tamamen görselliğe dayalı bir filmi nasıl bu kadar detaylı incelediğidir. Zampanò evinde ölü bulunduğunda, geriye sandıklar dolusu kağıt, not ve karalama bırakır.
Üçüncü ve okura en yakın katmanda ise Johnny Truant vardır. Dövme dükkanında çalışan, uyuşturucu ve alkolle arası "iyi" olan bu genç adam, Zampanò'nun notlarını bulur ve bunları kitap haline getirmeye çalışır. Ancak Johnny, Zampanò'nun metinlerini düzenlerken (ve dipnotlar eklerken) kendi akıl sağlığını yitirmeye başlar. Evin içindeki o karanlık boşluk, sanki kağıtların arasından sızıp Johnny'nin hayatına musallat olur. Johnny'nin dipnotları, metnin bilimsel soğukluğunu bölen, paranoyak, sayıklamalarla dolu kişisel itiraflara dönüşür.
Kitap ilerledikçe, evin sürekli değişen mimarisi sayfa düzenine de yansır. Kelimeler tepetaklak olur, spiraller çizer, kutucuklara sıkışır. Okur, Navidson'ın o karanlık koridorlarda kaybolması gibi, metnin içinde kaybolur. Evin merkezindeki "Minotaur" (Canavar) aslında korkunun ta kendisidir. Yapraklar Evi, bir hayaletli ev hikayesi gibi başlar ama sonunda okurun zihnini o evin bir odası haline getiren psikolojik bir deneyime dönüşür. Bu kitapta korkulan şey bir canavar değil, "hiçlik"tir; anlamın, mekanın ve benliğin kayboluşudur.

