Hikaye, Noel arifesinde bir malikanede toplanmış grubun birbirine hayalet hikayeleri anlatmasıyla başlar (çerçeve anlatı). Douglas adındaki bir adam, yıllar önce ölmüş bir kadının (mürebbiye) kendisine gönderdiği el yazmalarını okumaya başlar. Bu el yazmaları, asıl hikayeyi oluşturur.
Genç, deneyimsiz ve heyecanlı bir kadın, Londra’daki yakışıklı ve zengin bir beyefendi tarafından işe alınır. Görevi, adamın yeğenleri olan Miles ve Flora’ya, Essex’teki "Bly" adlı malikanede bakıcılık yapmaktır. Ancak işverenin kesin bir şartı vardır: Ne olursa olsun, hiçbir sorun için kendisine başvurulmayacak, mektup yazılmayacak ve rahatsız edilmeyecektir. Genç kadın, bu şartı kabul eder ve Bly malikanesine gider.
Başlangıçta her şey rüya gibidir. Malikane güzeldir, kâhya kadın Mrs. Grose cana yakındır ve çocuklar (Miles ve Flora) inanılmaz derecede güzel, terbiyeli ve zekidir. Ancak bu cennet havası, okuldan gelen bir mektupla bozulur: Miles, "arkadaşlarına kötü örnek olduğu" gerekçesiyle okuldan atılmıştır, ancak sebebin ne olduğu açıklanmaz. Mürebbiye, bu melek yüzlü çocuğun nasıl bir kötülük yapmış olabileceğine inanamaz.
Kısa süre sonra Mürebbiye, malikanede yabancı suretler görmeye başlar. Önce kulede, sonra pencerede beliren kızıl saçlı, ürkütücü bir adam ve göl kenarında siyahlar giymiş solgun bir kadın. Mürebbiye bu gördüklerini Mrs. Grose’a tarif ettiğinde, korkunç gerçek ortaya çıkar: Bu kişiler, evin eski uşağı Peter Quint ve eski mürebbiyesi Miss Jessel’dır. Ve her ikisi de bir süre önce ölmüştür. Daha da kötüsü, hayattayken bu ikili arasında ahlaka aykırı, karanlık bir ilişki yaşanmıştır ve bu ilişkiye çocukları da dahil etmişlerdir.
Mürebbiye, bu hayaletlerin çocukları almaya, onları "yozlaştırmaya" ve ruhlarını ele geçirmeye geldiklerine inanır. Ancak ortada büyük bir sorun vardır: Hayaletleri Mürebbiye dışında kimse görmemektedir. Mrs. Grose sadece Mürebbiye’nin anlattıklarına inanır (veya inanmış gibi yapar), çocuklar ise masumiyet maskesi takarak her şeyi inkar ederler. Mürebbiye, çocukların aslında hayaletleri gördüğünü, hatta onlarla gizli bir iletişim içinde olduğunu ve kendisini kandırdıklarını düşünmeye başlar.
Hikaye, Mürebbiye’nin çocukları "kurtarma" takıntısının bir cinnete mi dönüştüğü, yoksa gerçekten doğaüstü bir savaş mı verdiği sorusuyla giderek gerilir. Finalde, Mürebbiye Miles ile yalnız kalır ve onu itiraf etmeye zorlar. Bu yüzleşme sahnesi, edebiyatın en şok edici ve belirsiz sonlarından biriyle biter; küçük Miles’ın kollarda can vermesiyle sonuçlanır. Çocuğu hayalet mi öldürmüştür, yoksa Mürebbiye’nin onu korumak için sıktığı kollar mı?

