Motosiklet Günlükleri
Ernesto Che Guevara ile Alberto Granado'nun 1951–1952 Güney Amerika motosiklet ve nehir yolculuğu: Córdoba'dan Caracas'a.

1951 Córdoba — Aralık 1951
Yolculuk Günlüklerinin Başlangıcı: Ernesto Che Guevara, yakın arkadaşı Alberto Granado ile birlikte uzun süredir planladıkları Güney Amerika seyahati için günlük tutmaya Aralık 1951'de Córdoba'da başlamıştır.
Seyahat Fikrinin Doğuşu: Córdoba'da, Alberto'nun evinin bahçesindeki çardağın altında şekerli mate içip hayatın gidişatından konuşurken ve "La Poderosa II" adını verdikleri motosikleti kurcalarken uzak diyarlara gitme hayalleri kuruyorlardı. Alberto'nun "Kuzey Amerika'ya gitmiyoruz?" sorusu üzerine seyahat kararı kesinleşti ve rüyalarını gerçekleştirene kadar vazgeçmeme anlaşması yaptılar.
Resmi Başlangıç ve Resmi İşlemler: Serüven resmi olarak Buenos Aires'ten yola çıkışla başlamıştır. Seyahat öncesinde izinler, vizeler ve belgeler gibi bürokratik işlemlerle uğraşmışlar; yetkililere işlerini kolaylaştırmak amacıyla sadece Şili'ye gideceklerini beyan etmişlerdir.
İlk Kilometrelerin Muhasebesi: Mar del Plata'nın kuzeyinde yer alan Villa Gesell'de Ernesto'nun amcalarından birine misafir olmuşlar ve burada kat edecekleri ilk 1.200 kilometrenin muhasebesini yapmışlardır.
Amcanın Yardımı ve Piyango Sözü: Amcası onlara yolculukta tüketmeleri için bol miktarda sebze ve konserve et vermiştir. Ayrıca Bariloche'ye ulaştıklarında kendisine telgraf çekmelerini istemiş; bu telgrafın numarasıyla aynı rakamları taşıyan bir piyango bileti alacağını söylemiştir.
Sevgili Chichina ve "Geri-dön": Ernesto'nun o sırada Miramar'da tatilde olan kız arkadaşı Chichina'ya geri döneceğine dair bir bağlılık nişanesi olarak hediye ettiği "Geri-dön" adlı küçük köpeğin Miramar serüveninde büyük bir şamatayla yerini almıştır.
Aşk ve Gitmek Arasındaki Tereddüt: Miramar'da geçirdikleri günler, yolculuğun devam edip etmeyeceği konusunda kritik bir dönemeç olmuştur. Ernesto, gitmekle kalmak arasında kararsızlık yaşamış; Miramar'da geçirmeyi planladığı iki gün sekiz güne uzamıştır. Ayrılmadan önce Chichina'dan, seyahatte kendisine rehberlik etmesi için altın bir bilezik istemiştir.
Bohem Hayata Karşı Soğuk Karşılama: Miramar'dan sonraki durakları, Alberto'nun eski bir üniversite arkadaşının çalıştığı Necochea olmuştur. Candan karşılansalar da, arkadaşının karısı bohem tarzlarını yuvası için tehlikeli bularak onlara karşı oldukça soğuk davranmıştır.
Gelecek Sorgulaması: Arkadaşının karısı, mezun olmalarına sadece bir yıl kalmışken nereye gideceklerini bilmeden yola çıkmalarını sorgulayan, "Derdiniz ne sizin?" gibi sorularla onları sıkıştırmıştır.
Bütçesiz Günlerin Sonu: Necochea'dan sonra Bahía Blanca'ya geçmişler, burada Ernesto'nun dostları tarafından cömertçe ağırlanmışlardır. Burası para meselesini düşünmeden geçirdikleri son günler olmuş; sonrasında et, polenta ve ekmekten oluşan sıkı bir perhize girmek zorunda kalmışlardır.
Hastalık ve Kumlarda Devrilme: Ayrılacakları sabah Ernesto yüksek ateşle yatağa düştüğü için yola çıkışı bir gün ertelemişlerdir. Medanos yakınlarındaki kum tepelerine ulaştıklarında, dengesiz yüklenen motosikletin kontrolünü kaybederek en az altı kez kumlara serilmişlerdir.
İlk Ciddi Kaza ve Dokuz Takla: Ernesto direksiyona geçip hızını artırdığında, kumdaki bir virajda kayarak yolculuğun en ciddi kazasını yapmışlardır. Motosikletin silindiri Ernesto'nun sıkışan ayağını yakmış ve uzun süre geçmeyecek bir yara bırakmıştır. Şiddetli yağmur altında bir estancia'ya sığınmaya çalışırken çamurlu yolda günde dokuz takla atmışlardır.
İstasyonda Uyku: Çakıl kaplı zorlu yollarda ilerledikten sonra bitkin düşmüşler ve Benjamin Zorilla'da tren istasyonundaki bir odaya yerleşip uyumuşlardır.
Ernesto'nun Ağır Hastalığı: Ertesi sabah Ernesto aniden şiddetli bir titreme, kusma ve yüksek ateş nöbetiyle hastalanmış; kinin tabletleri işe yaramamıştır. Alberto'nun sırtına yaslanarak Choele Choel'e ulaşabilmişlerdir.
Hastanede Penisilin ve Fotoğraf: Choele Choel Bölge Hastanesi müdürü Dr. Barrera onları misafir etmiş, Ernesto'ya penisilin tedavisi uygulayarak ateşini düşürmüş ancak "gribin ilacı yataktır" diyerek onu dört gün boyunca yatırmıştır. Ernesto burada sıska vücutlu, şiş gözlü ve gülünç sakallı bitkin bir fotoğrafını çektirmiştir.
Fırtınada Çadırsız Gece: Batıya doğru ilerlerken motosiklet sık sık arıza yapmış, vida yerine tel kullanarak yola devam etmişlerdir. Gece karanlığında fırtınaya yakalanmışlar, çadırları sökülüp uçunca motosikleti direğe bağlayıp çadırı üzerine örtmüşler; tulumlarını dahi kullanamadan açıkta, soğukta uyumak zorunda kalmışlardır. Sabah ise şasideki kırığı fark edip yine tel yardımıyla geçici olarak tutturmuşlardır.
Açlık ve Kaynak Arayışı: Yol üstünde karşılaştıkları bir evde kendilerine ikram edilen kızarmış etle açlıklarını yatıştırdıktan sonra, kırık şasiyi kaynak yaptırmak için Piedra del Águila denilen yere kadar yirmi kilometre yürümüşlerdir. Vakit geç olduğu için geceyi kaynakçı dükkanında geçirmek zorunda kalmışlardır.
Patlak Tekerlek ve Alabalık Avı: San Martín de los Andes'e doğru ilerlerken motosikletin arka tekeri patlamış, derme çatma telleri söküp tekeri tamir etmek onlara iki saat kaybettirmiştir. Yol üstündeki Alman bir estancia'da nehirde alabalık tutmuş ve fırında pişirip yemişlerdir.
Yerlilerle Karşılaşma ve Kiraz Ziyafeti: Estancia'da çalışan Araucanian yerlileriyle mate içmişler, beyaz adama karşı duyulan tarihsel güvensizliği gözlemlemişlerdir. Ayrıca bahçedeki ağaçlardan midelerini altüst edecek kadar çok miktarda kiraz yemişlerdir.
Milli Park Kulübesi ve Izgara Çıraklığı: San Martín de los Andes'e ulaştıklarında Lacar gölünün görkemli manzarasına hayran kalmışlardır. Geceyi Milli Park yetkililerinin kulübesinde geçirmişler, gece bekçisi Don Pedro Olate onlara ızgara ziyafeti sunmuştur. Pazar günü düzenlenen araba yarışında sürücülere yapılan ızgara partisinde çıraklık yapmışlar ve bolca et yemişlerdir. Ernesto burada sarhoş numarası yaparak şarap şişelerini saklasa da bir başkası bu şarapları aşırmıştır.
Junín de los Andes ve Veda: Alberto'nun eski arkadaşlarıyla karşılaşıp onların davetiyle Junín de los Andes'e gitmişler, motosikleti tamir ettirip kendilerine düzenlenen görkemli veda yemeğine katılmışlardır.
Carrue Gölü ve Zorlu Doğa Koşulları: Carrue gölüne yaptıkları gezide Alberto'nun vurduğu ördeği almak için Ernesto buz gibi suya dalmış ve soğuk alerjisi nedeniyle adeta bedevi gibi çile çekmiştir. Dönüşte gece karanlığında yollarını kaybedip atsineklerinin saldırısına uğramışlar, uçurumların kenarında zorlu bir yürüyüş yaptıktan sonra bir orman bekçisinin barınağına sığınarak koyun postları üzerinde uyumuşlardır.
Annesine Mektup: Ernesto, Bariloche yolundayken annesine bir mektup yazarak Bahía Blanca'dan sonra geçirdiği ağır hastalığı, hastanedeki penisilin iğnelerini ve yolculuk boyunca yerel halkın kendilerine gösterdiği inanılmaz misafirperverliği anlatmıştır.
Yedi Göller Yolu: Bariloche'ye "Yedi Göller" yolu üzerinden gitmeye karar vermişlerdir. Yolda motosikletin farı bozulunca yalan söyleyerek bir demiryolu işçisinin kulübesine sığınmışlar, yolda donmak üzere olan stoacı bir kampçı çifte battaniye ödünç vermişlerdir.
Göl Kenarında Uyku: Nahuel Huapi gölünün kuzey ucuna ulaşmışlar ve göl kıyısında yaptıkları büyük barbekünün ardından açık havada uyumuşlardır.
Puma Korkusu ve Köpek Boby'nin Trajik Ölümü: Sabah uyandıklarında arka tekerleğin tekrar patladığını görmüş ve yamaları tükenene kadar tamirle uğraşmışlardır. Bir Avusturyalı bakıcı barakalarında kalmalarına izin vermiş ve onları civardaki vahşi pumalara karşı uyarmıştır. Gece yarısı kapıyı tırmalayan ve içeri dalan gölgeyi puma sanan Ernesto, panikle tabancasını ateşlemiş ve bakıcının "Boby" adlı köpeğini vurmuştur. Bu olay evde büyük bir krize ve çığlıklara neden olmuştur.
Ayrı Geçen Gece ve San Carlos de Bariloche: Alberto patlayan tekerleği tamir ettirmek için Angostura'ya giderken, Ernesto katil gözüyle bakıldığı o evde kalamayacağını anlayıp bir başka demiryolu işçisinin mutfağında geceyi geçirmiştir. Ertesi akşam San Carlos de Bariloche'a ulaşmışlar ve Şili sınırına geçmek üzere "Modesta Victoria" teknesini beklemek için geceyi polis karakolunda geçirmişlerdir.
Chichina'dan Gelen Mektup ve Ayrılık: Ernesto karakolun mutfağında Chichina'dan gelen mektubu okumuş ve Miramar'da bıraktığı yeşil gözlü sevgilisine dair kurduğu geri dönüş hayalleri bir anda yok olmuştur; ilişkilerinin bittiğini burada idrak etmiştir.
Arjantin'e Veda: Bariloche'ta Amerikalı bir doktorla tanışmışlardır. Sonunda motosikletlerini Modesta Victoria teknesine yükleyerek Arjantin topraklarındaki son günlerini tamamlamışlar ve Şili sınırına doğru hareket etmişlerdir.
Şili'ye Zorlu Geçiş ve Su Pompalama: Arjantin sınırını geride bırakıp Şili'ye geçerken, neredeyse her gözeneyinden su alan eski bir teknede motosikletleri La Poderosa II'yi taşımışlardır. Ernesto, teknenin batmasını önlemek amacıyla sintine suyunu tahliye etmek için çıplak halde ve yağlı sular içinde pompayla mücadele ederken Peulla'dan dönen bir doktorla karşılaşmıştır.
Cüzam Uzmanı Yalanları ve Paskalya Adası: Kendilerini dinleyen doktorlara karşı lafı cüzam hastalığına getirip hikayeler uydurarak hava atmışlardır. Bu sayede doktorların takdirini kazanıp Paskalya Adası'ndaki cüzam kolonisi hakkında ilgi çekici bilgiler toplamışlardır.
Petrohue'de Veda ve Osorno Yolculuğu: Göl yolculuğu Petrohue'de son bulmuştur. Ayrılmadan önce kendilerini fotoğraf albümlerine eklemek isteyen Brezilyalı turist kızlara ve adreslerini bırakan bir natüralist çifte poz vermişlerdir. Ardından, Osorno'ya götürülecek bir pikap arabayı teslim etme işini üstlenmişlerdir. Ernesto, pikapla her virajda kaza tehlikesi atlatarak ilerlemiş; yoldaki tek kazası, debriyaj ve freni tam kavrayamadığı sırada arabanın önüne çıkan küçük bir domuza çarpmak olmuştur.
Şili Topraklarında İlk İzlenimler: Osorno'ya ulaştıktan sonra Şili halkının samimi sıcaklığıyla karşılaşarak Valdivia limanına varmışlardır. Ernesto, Şili'deki yerli ırkın pampalara kıyasla saflığını koruduğunu ve Arjantin'den farklı bir kültürel doku taşıdığını gözlemlemiştir.
Raul ile Tanışma ve Bohem Eğlence: Yolda veterinerlik öğrencisi Raul ile tanışmışlardır. Raul, hurda durumdaki motosikletlerini kamyonunun kasasına yükleyerek onları bu sakin şehre ulaştırmıştır. Raul onları bir gece kabareye davet etmiş, kendi cebindeki paraları harcayarak cömertçe ağırlamıştır. Ernesto ve Alberto da babasının eşyalarını Santiago'ya taşıdığı için boş olan evinde Raul'un yatağına el koyup kütük gibi uyumuşlardır.
Gazetedeki Röportaj ve Şöhret: Temuco'da yerel El Austral gazetesinde, üzerinde resimlerinin de bulunduğu "İki Cüzam Uzmanının Motosikletle Güney Amerika Gezisi" başlıklı abartılı bir haber çıkmıştır.
"Kıdemli Uzmanlar" Maskesi: Haberde Rapa-Nui'ye gitmek istediklerinden bahsedilen ikili, bir anda şehirde leproloji (cüzam) alanında büyük tecrübeye sahip, 3.000 hastayı tedavi etmiş kıdemli uzmanlar olarak itibar görmüş ve bu durumun tadını çıkarmışlardır. Ayrılmadan önce motosikleti bir yabancının garajına bırakarak "yedek motosikletli serseriler" rolünden sıyrılmışlardır.
Ciddi Motor Arızası: Temuco çıkışında tekerleklerin ve yedek lastiklerin tekrar tekrar patlamasının ardından, nihayet direksiyon millerinden biri kırılmış ve vites kutusu tamamen parçalanmıştır. Yola devam etmeleri imkansız hale gelince karşı yönden gelen hayırsever bir kamyon onları Lautaro'ya götürmüştür.
Tamirhane ve Dil Dökme Günleri: Lautaro'da motosikleti bir tamirhaneye bırakmışlar ve kendilerini yemeğe götüren lehimci Luna ile tanışmışlardır. Zamanlarını motosiklet tamiriyle uğraşmak ve kendilerini merak edip garaja gelenlerin evlerinde yemek yiyebilmek için dil dökmekle geçirmişlerdir.
Kavga ve Lautaro'dan Kaçış: Çok sıcak bir akşamda bolca Şili şarabı içip kafayı bulmuşlardır. Ernesto, kibar bir tamirhane çalışanının ricası üzerine onun oldukça ateşli olan karısıyla dansa kalkmıştır. Kadın kocasının bakışlarından korkup dans pistinde gitmek isteyince Ernesto onu kolundan tutup çekmeye çalışmış; çıkan arbedede kadın dengesini kaybedip yere kapaklanmıştır. Öfkeli bir köylü güruhu arkalarından kovalarken, Alberto hâlâ kadının kocasının ısmarlayacağı şarapların derdindeyken son sürat köyden kaçmak zorunda kalmışlardır.
Ölümden Dönüş ve Kayısı Faciası: Yolda La Poderosa II'nin frenlerinin tamamen boşalmasıyla Ernesto ön frene asılmış, onun da kırılmasıyla yokuş aşağı hızla giderken bir sığır sürüsünün arasından geçerek iki kayanın ortasına uçmuşlardır. Kazayı şans eseri yarasız atlatıp sığındıkları Alman kökenli bir ailenin evinde, Ernesto gece yarısı ishal sancısıyla uyanmış ve pencereden dışarıya içini boşaltmıştır. Ertesi sabah aşağıya baktığında, tam iki metre aşağıda kuruması için güneşe bırakılmış büyük bir kayısı tepsisi olduğunu fark edince ev sahiplerine günaydın bile demeden aceleyle oradan uzaklaşmışlardır.
Motosikletin Ölümü ve İtfaiye İstasyonu: İlk dik yokuşta La Poderosa II nihayet ruhunu teslim etmiş ve bir kamyon onları Los Ángeles'a götürmüştür. Böylece "motorize serseriler" dönemi resmen kapanmıştır. Şehirde Şilili bir teğmenin evinde kaldıktan sonra gönüllü itfaiye istasyonunda yatacak yer bulmuşlardır.
Gönüllü İtfaiyecilik: İstasyonda geçirdikleri üç gün boyunca çıkan ilk yangınları derin uykuda oldukları için kaçırmışlardır.
Kahraman Alberto: Son gecelerinde ahşap ve kerpiç karışımı bir evde çıkan büyük yangında, Alberto alevlerin arasından çevik bir sıçrayışla geçerek ev sahiplerinin ricası üzerine içeride mahsur kalan küçük bir kediyi kurtarmış ve kahraman ilan edilmiştir. Ertesi gün La Poderosa II'nin "cesedini" bir kamyon kasasına yükleyerek Santiago'ya doğru yola koyulmuşlardır.
Motosiklete Veda: Pazar günü ulaştıkları Santiago'da doğruca Austin tamirhanesine gitmişler ve motosikleti orada bir bekçiye teslim etmişlerdir.
Hamallık ve Üzüm Şöleni: Para kazanmak için geçici olarak hamallık işi bulmuşlardır. Ev sahibinin ortalıkta olmamasından yararlanarak rekor sürede kişi başı ikişer kilo üzüm yemişler; Alberto ise daha fazla yük sırtlama konusunda kamyon muaviniyle girdiği iddiaları kaybetmiştir.
Konsolosluğun Avlusunda Yatış: Arjantin konsolosunun ofisinin avlusunda yatmışlar, konsolosun kendilerine uzattığı iki yüz pesoluk yardımı büyük bir kibirle geri çevirmişlerdir.
Bürokratik Engeller ve Peru Vizesi: Peru konsolosu Arjantinli meslektaşının referansı olmadan vize vermeye yanaşmayınca uzun uğraşlar ve 400 Şili pesosu karşılığında Peru vizesini almayı başarmışlardır.
Suquía Takımı ve Santiago'ya Veda: Şehirde bulunan memleketlileri Suquía su topu takımıyla buluşup zengin bir Şili yemeğine katılmışlar, ardından Santa Lucía tepesini ziyaret edip fotoğraf çekmişlerdir. Sonunda La Poderosa'yı bıraktıkları tamirhaneye son bir kez el sallayarak, bir kamyonun arkasında Valparaíso'ya geçmişlerdir.
Kaçak Yolcu Planı: Valparaíso'da kalacak yer bulamadıkları için liman işçilerini zor durumlarıyla etkileyerek tahtalar üzerinde uyumuşlardır. Easter Adası'na giden gemi bulamayınca Şili'nin kuzeyine gitmekte olan San Antonio adlı küçük gemiye kaçak olarak binmeye karar vermişlerdir.
Tuvalette Gizlenme: Gece yarısı vardiya değişiminde güverteye sızıp kendilerini görevlilerin bölümündeki berbat ve sıcak bir tuvalete kilitlemişlerdir. Kapıyı her çalan kişiye genizden gelen bir sesle "meşgul" diyerek ya da öksürerek kendilerini gizlemişlerdir.
Kusma ve Kaptana Yakalanma: Ertesi gün havasızlıktan ve sıcaktan bunalan Alberto tuvalete kusmuş, açlığa da dayanamayarak akşamüstü kaçak yolcular olarak kendilerini kaptana takdim etmişlerdir.
Patates Soyma ve Tuvalet Temizliği: Kaptan Alberto'yu mutfakta patates soymaya verirken, Ernesto'yu o tıkalı ve pis kokulu tuvaleti temizlemekle görevlendirmiştir. Sonrasında ise kaptan onlara bir kamara vermiş, canasta oynamışlardır. Bu deniz yolculuğu sırasında gerçek işlerinin sonsuza kadar dünyayı dolaşmak olduğunu derinden hissetmişlerdir.
Kavun Kabukları Faciası: Antofagasta'ya vardıklarında kaçak yolculukları son bulmuştur. Ancak ayrılmadan bir saat önce başka bir gemide tonlarca güzel kokulu kavunun arasında saklanmaya çalışmışlar; yedikleri kavun kabuklarının denizde tek sıra halinde süzülmesi yüzünden yakalanıp rezil olmuşlardır.
Chuquicamata'ya Doğru: Çantalarını toplayıp meşhur bakır madeni Chuquicamata'ya gitmek üzere yola çıkmadan önce, yetkililerden maden ocağına giriş izni alabilmek için bir gün beklemek zorunda kalmışlardır.
Komünist İşçilerle Karşılaşma: Baquedano'ya giden yolda iki ışıklandırma direğinin cılız gölgesi altında bekledikten sonra bir kamyonla buraya ulaşmışlardır. Burada Şilili komünist işçi bir çiftle arkadaş olmuşlardır.
Mum Işığında Gerçekler: Mum ışığında mate içip peynir ekmek yerken, adamın hapishanede geçirdiği ayları, dışarıda açlıkla mücadele eden karısının sadakatini ve gizemli bir şekilde ortadan kaldırılıp denize atılan yoldaşlarını dinlemişlerdir.
Dondurucu Çöl Soğuğu: Çöl gecesinin dondurucu soğuğunda uyuyacak battaniyeleri olmayan bu çifte kendi battaniyelerinden birini vermişler, Alberto ile Ernesto ise tek bir battaniyenin altında birbirlerine sokularak hayatlarının en soğuk gecelerinden birini geçirmişlerdir. Ernesto, bu zorlu gecede dünya proletaryasının bu canlı örneklerine kendini her zamankinden daha yakın hissettiğini belirtmiştir.
Soğuk Karşılama ve Kısa Tur: Kükürt madenlerine gitmekte olan komünist çifte veda edip Chuquicamata bakır madenine varmışlardır. Yankee yöneticiler tarafından "Burası turistik bir şehir değil" denilerek oldukça soğuk karşılanmış ve sadece yarım saatlik bir ocak gezisiyle sınırlandırılmışlardır.
Maden Sömürüsü ve Siyasi Savaş: İşçilerin ciğerlerini zehirleyen ağır çalışma koşullarını, grev hazırlıklarını ve Şili'deki madenlerin kamulaştırılması mücadelesini gözlemlemişlerdir.
Teknik Süreç: Ernesto, bakırın teraslardan dinamitlerle sökülmesinden, mekanik küreklerle vagonlara doldurulmasına, ezme işleminden sülfürik asit banyolarına ve elektrolizle 200 kiloluk külçelere dönüştürülüp Antofagasta'ya sevk edilmesine kadar tüm teknik aşamaları detaylıca not etmiştir.
Hazin Gerçek: Daha sonra maden yöneticisine sorduklarında isteksizce omuz silktiği, yerel mezarlıkta maden kazaları ve cehennem iklimi nedeniyle can vermiş on binden fazla işçi ailesinin yattığını öğrenmişlerdir.
Çölde Yenilgi ve Karakolda Uyku: Mataralarını kaybettikleri için beyni haşlayan güneş altında çölde susuz kalmışlar, tabelaların cılız gölgesine sığınmışlarsa da en sonunda yenilgiyi kabul edip kasabadaki karakola sığınarak geceyi orada geçirmişlerdir.
Grevci Madenciler: Ertesi gün grevdeki üç madencinin kullandığı Ford marka küçük bir araba onları yerel bir tren istasyonuna bırakmıştır.
Bahriyelilerle Futbol Maçı: İstasyonda idman yapan bahriyelilerle futbol oynamışlar; Alberto'nun yeteneğini sergilemesi sayesinde Sunday günü oynanacak büyük maç için takıma alınmışlardır. Bunun karşılığında barınma, yemek ve Iquique'ye kadar ulaşım imkanı kazanmışlardır.
Nitrat Tesisleri: Bu iki gün boyunca bölgedeki büyük nitrat arıtma tesislerini (çoğu İngilizlere ait olan La Victoria vb.) ziyaret etmişlerdir. Sonunda alfalfa (yonca) yüklü bir kamyonun kasasında, sabah denizinin üzerinde doğan güneşin muhteşem manzarası eşliğinde Iquique'ye ulaşmışlardır.
Arica Yolculuğu ve Fatih Valdivia: Iquique'de gemi bulamayınca ilk kamyonla Arica'ya doğru yola çıkmışlardır. Ernesto, kurak vadileri ve kavrulan platoları aşarken, İspanyol fatih Valdivia'nın buraları fethetme arzusunu ve insanlığın tam anlamıyla hüküm sürebileceği bir yer bulma çabasının sembolü olan tarihsel başarısını düşünmüştür.
Hastanede Geceleme: Arica'da kendilerini küçümseyen, sıkıcı ve burjuva bir doktorun lütfetmesiyle kasaba hastanesinde uyumuşlardır.
Pasifik Okyanusu'na Veda: Sabah erkenden Pasifik Okyanusu'nda sabun kullanarak banyo yapmış ve okyanusa veda etmişlerdir.
Çiğ Deniz Salyangozu: Alberto'nun canı deniz mahsulü çekince sahilde topladıkları çiğ deniz salyangozlarını sos dökmeden yemişler, ancak tadı son derece berbat olduğu için midelerini bozmuşlardır.
Arjantinli Görevli ve Tacna'ya Geçiş: Sınıra doğru yürürken şanslarına onları alan bir kamyonetle sınır kasabasına varmışlardır. Burada Arjantin gümrüğünde çalışmış olan bir görevli onları tanımış; mate ve bisküvi ikram ettikten sonra kendi arabasıyla onları Peru sınırındaki Tacna'ya kadar götürmüştür. Böylece ellerini şevkle sıkan bir polis şefi tarafından karşılanarak Şili'nin misafirperver topraklarına veda etmişlerdir.
Peru'ya Geçiş: Şili sınırındaki gümrük memurunun yardımıyla Peru sınırındaki Tacna'ya ulaşmışlardır. Sınırda Peru polis şefi tarafından Arjantinliler hakkında süslü sözlerle karşılanmışlardır.
Uykulu Şehir: Tacna, dar ve tozlu yollarıyla uykulu, sakin bir kasaba olarak betimlenmiştir. Burada parasızlık nedeniyle yola yürüyerek devam etmeye ve otostop çekmeye karar vermişlerdir.
Anıt ve İlk Durak: Tacna çıkışındaki dik yokuşu tırmanırken, Şili ile yapılan savaşta ölen Peruluların anısına dikilmiş olan bir anıtın yanında ilk molalarını vermişlerdir.
Otostop Pazarlığı ve Reddediş: Yoldan geçen ilk kamyonetin şoförü Tarata'ya kadar gitmek için kişi başı 5 sole isteyince, parasız olan ikili bu duruma öfkelenmiş ve teklifi reddederek yürümeye devam etmişlerdir.
Dondurucu Çöl Gecesi: Gece bastırdığında susuz ve yemeksiz kalmışlardır. Çöl koşullarının ve yüksek rakımın dondurucu soğuğunda, çalı çırpıyla yaktıkları cılız bir ateşle ısınmaya ve kar eritip mate yapmaya çalışmışlardır.
"Tanrılar" Gibi Karşılanma: Sabahın erken saatlerinde ulaştıkları iki kulübenin yerli sakinleri (cholos) tarafından çok sıcak karşılanmışlardır. Yerliler, Alberto'nun tıp diplomasını görünce onlara adeta "tanrılar" gibi hürmet göstermiş; Arjantin, Peron ve Evita hakkında sorular sormuşlardır. Ernesto ve Alberto, yerlilerin bu utangaç nezaketinden cesaret alarak kuru bir dere yatağında uyumuşlardır.
Kışladan Kovulma: Puno'ya ulaştıklarında sığınacak yer ararken askeri kışlaya başvurmuşlar; ancak komutan, buranın bir sınır noktası olduğunu ve sivillerin geceleyemeyeceğini söyleyerek onları kibarca kapının önüne koymuştur.
Karakolda Güvence: Yatacak yer sorununu sivil muhafız karakolunda çözmüşlerdir. Karakoldaki kibar asteğmen, revirdeki tek bir yatağı bol miktarda battaniyeyle birlikte onlara tahsis etmiştir.
Buz Gibi Gölde Gösteriş: Kutsal Titicaca Gölü'nü görmek için rıhtıma inmiş ve Aymara ırkından balıkçılarla anlaşarak 5 sole karşılığında bir tekneyle körfeze açılmışlardır. Alberto, gölün buz gibi sularında yüzme gösterisi yapmak için ayakkabılarını ve giysilerini çıkarsa da soğuğu fark edip hemen geri giyinmiştir.
Yerli Yaşamı ve Lüks Zıtlığı: Beş asır önceki usullerle yaşayan, Kastilya dilini bilmeyen yerlilerin hayatını gözlemlemişlerdir. Limanda duran, İngiltere'de inşa edilmiş lüks geminin ihtişamı ile bölge halkının derin sefaleti arasındaki keskin zıtlığa şahit olmuşlardır. Ayrıca Bolivya sınırındaki teknelerde mate aramış ancak bulamamışlardır.
Sarhoş Üstçavuş ve Tabanca İddiası: Juliaca/Sicuani yolunda sivil muhafızların yönlendirdiği bir komiserlikte kör kütük sarhoş bir üstçavuşla karşılaşmışlardır. Üstçavuş onları içkiye davet etmiş; Ernesto'nun "Arjantin'de sadece yemek yerken içeriz" demesi üzerine onlara peynirli sandviç ısmarlamıştır.
Ölümcül Bahis: Keskin nişancılığıyla övünen üstçavuş, tabancasını çekerek Alberto'ya ağzında sigarayla 20 metre ötede durmasını, sigarayı vurursa para vereceğini söylemiştir. Alberto canını tehlikeye atmamak için bu iddialı teklifleri reddetmiştir.
Aynadan Ateş Etme: İddiasını kanıtlamak isteyen üstçavuş, arkasına fırlattığı kepine omuz üstünden aynanın yardımıyla nişan alarak ateş etmiş; kepi vuramasa da duvarda büyük bir delik açmıştır.
Karakoldaki Örtbas ve Kaçış: Silah sesi üzerine bar sahibi kadın polise şikayetçi olmuş, ancak gelen subay üstçavuşun ricasıyla olayı örtbas etmiştir. Subay, faturayı "Her yeri kendilerinin sanan Arjantinlilere" kesince, ikili biralarını ve sandviçlerini bitiremeden oradan hızla uzaklaşmıştır.
Zorlu Kamyon Yolculuğu: Soğuk, yağmur ve açlıkla boğuşarak geçen saatlerin ardından Sicuani'ye ulaşmışlar ve geceyi sivil muhafızların karakolunda geçirmişlerdir. Şehrin içinden Vilcanota (Urubamba) adlı çamurlu bir dere geçmektedir.
Sonsuz Balkon Nutukları: Sicuani çarşısında gezerken bir cenaze kortejine denk gelmişlerdir. Cenazenin mezarlığa götürülüşü sırasında, her blokta eşraftan başka bir adamın balkona çıkıp ölen kişi hakkında beylik ve şatafatlı nutuklar (eulogy) çekmesi nedeniyle cenaze töreni saatlerce uzamıştır.
Dünyanın Göbeği: İnka İmparatorluğu'nun eski başkenti ve dünyanın göbeği olan Cuzco'ya varmışlardır. Şehrin İnka surları, Sacsahuaman kalesi, İspanyol sömürge kiliseleri ve katedralle harmanlanmış üç farklı yüzünü incelemişlerdir.
Maddi Destek ve Machu Picchu Bileti: Cuzco'da cüzam uzmanı Dr. Hermosa ile tanışmışlar; kendisi onlara çok nazik davranarak İnka Vadisi'ne götürmüş ve Machu Picchu'ya gitmeleri için tren biletlerini satın almıştır.
Profesyonel Futbolcu Yalanı: Machu Picchu harabelerinde futbol oynayan bir grupla karşılaşmışlardır. Ernesto, Buenos Aires'te profesyonel bir takımda kalecilik yaptığını iddia etmiş, Alberto da orta sahada yeteneklerini sergilemiştir. Bu sayede topun sahibi olan otel müdürü Senyor Soto'nun gözüne girerek onun otelinde ücretsiz misafir olmuşlardır.
Tarihi Yapılar ve İnka Mirası: Pisac, Ollantaytambo kalesi, Tambomachay (hükümdarların yıkandığı buz gibi törensel banyolar) ve Machu Picchu harabelerini gezmişlerdir. Huayna Picchu'ya tırmanarak muhteşem manzarayı izlemişlerdir.
Depremlerin Efendisi Geçidi: Katedraldeki ünlü 27 kilo altın barındıran Maria Angola çanını görmüşler; yerlilerin kırmızı nucchu çiçekleri fırlatarak pagan töreni havasına soktukları "Depremlerin Efendisi" (koyu tenli İsa heykeli) geçidini izlemişlerdir.
Müze Müdürü ile Sohbet: Arkeoloji müzesini gezerken, müzenin yarı kızılderili olan bilgili müdürüyle yerlilerin eğitimi, hayat standartlarının iyileştirilmesi ve kokain/alkol bağımlılığı üzerine derin bir söyleşi yapmışlardır.
Kutsal Hafta Engeli: Huambo yakınlarındaki cüzam kolonisine giden kamyonları beklemek için Abancay'da durmuşlardır. Kutsal Hafta nedeniyle yollar bomboştur ve hastane yemeğiyle açlıklarını bastırmaya çalışarak günlerce beklemişlerdir.
"Viracocha!" Korkusu: Karakola dönerken kestirmeden gitmek isteyip kaybolmuşlar, tırmandıkları bir bahçe duvarının üstünde ev sahibiyle karşılaşmışlardır. Ay ışığındaki gölgelerinden korkan adam, köpeğiyle birlikte "Viracocha!" (yerli mitolojisinde beyaz tenli tanrı/efendi) diye mırıldanarak içeri kaçmıştır.
Gülme Krizi: Kilisede üç saatlik vaazını tamamlamaya çalışan, ancak beylik lafları tükenince "Tanrımız burada, Kutsal Ruh bize kılavuzluk ediyor" sözlerini dramatik el hareketleriyle tekrarlayan çaresiz rahibi izlerken gülme krizine girip kiliseyi terk etmişlerdir.
Ağır Astım ve Adrenalin: Huancarama'ya vardığında Ernesto'nun astımı iyice azmış ve vücudundaki tüm adrenalin tükenmiştir. Bir polis battaniyesine sarınarak sabahlayan Ernesto, Alberto'nun bulduğu adrenalin iğnesi ve aspirinler sayesinde yeniden doğmuş gibi olmuştur.
Milis Eğitimi: Kasabada Pazar günleri temel askeri eğitimden geçirilen, tek kelime İspanyolca bilmeyen ve subayların bağırışları karşısında ne yapacağını şaşıran yerli gençlerin dramatik hallerini izlemişlerdir.
Gasbedilen Atlar: Cüzam kolonisine gitmek için jandarma subayından at istemişlerdir. Ancak yolda bindikleri atların, jandarma subayının yoldan geçerken zorla el koyduğu yerli bir kadına ve acemi bir askere ait olduğunu öğrenince vicdanen rahatsız olup atları sahiplerine iade etmiş ve yola yayan devam etmişlerdir.
Mülteci Hastalar ve Sevdalı İşkence: Huambo cüzamlılar kolonisinde başhekim Senyor Montejo ile buluşmuşlardır. Genel koşulların berbat olduğu bu derme çatma yerde 30 umutsuz vaka ölüm sırasını beklemektedir.
Hastalık ve Tecrit: Kerpiç bir odada, Portekizli yazar Eça de Queirós'un Kuzen Basilio romanını okuyan Amazonlu güzel bir kızla konuşmuşlardır. Hastalığı nedeniyle buraya sürgün edilen kız, yaşadığı hayatın "işkenceden farksız" olduğunu söyleyerek gözyaşlarına boğulmuştur.
Yeni İnşaat: Koloninin birkaç kilometre uzağında yapılan 250 yataklı yeni hastane inşaatını gezmişler; ancak ameliyathane ve laboratuvarı olmayan, üstelik sivrisinek istilası altındaki bu yeni binanın da son derece yetersiz olduğunu fark etmişlerdir.
Hizmetkarlık Anlayışı: Çiftlik sahibinin kendilerine tahsis ettiği atlarla Huancarama'ya geri dönmüşlerdir. Çiftlik sahibi eşyalarını taşıması için bir yerli hizmetkarı yanlarına katmıştır. Ernesto ve Alberto, zenginlerin bu kölelik düzenine karşı çıkarak çiftlik sahibinin görüş alanından uzaklaşır uzaklaşmaz çantaları hizmetkardan devralmışlardır.
Karakolda Bekleyiş: Kuzeye giden bir kamyon bulana kadar sivil muhafız karakolunda konaklamışlardır.
Açlık ve Dayanışma: Andahuaylas'ta Ernesto hastanede tedavi görmüştür. Beş gün boyunca neredeyse hiç paraları kalmadığı için karakoldaki muhafızların hayırseverliğine sığınmışlardır.
Alberto'nun Dalaşması: Alberto, nöbetçi muhafızlardan birinin hapishanedeki kocasına yemek getiren yerli bir kadına hakaret ettiğini görünce sinirlenip muhafızla kavga etmiş; bu olay karakoldakilerin onlara karşı tavrını soğutmuştur.
Boğaların Arkasında Yolculuk: Lima'ya 10 adet boğa taşıyan bir kamyonun arkasında yer bularak dondurucu bir yağmur fırtınası altında yola koyulmuşlardır.
Zorlu Parkur: Andahuaylas ile Ayacucho arasındaki sarp dağ yollarında, her geçen dakika düşen sıcaklık ve şiddetli yağmur altında ilerlemişlerdir.
Boğaları Kurtarma Mücadelesi: Kamyonun sarsıntısıyla yere devrilen boğaların birbirlerini ezerek ölmesini engellemek için talaşların üzerinde saatlerce hayvanları ayağa kaldırmakla uğraşmışlardır. Yerli bir çocuğun boğaların gözüne batan boynuzları umursamayarak "Nasıl olsa tek gözüyle de görür" demesi Alberto'yu şoke etmiştir.
Sığınak ve Otuz İki Kilise: Yol üstündeki Chincheros köyünde hancıya diller dökerek tek kişilik bir yatağı ve yemeği 5 sole'ye kapatmışlardır. Ayacucho'ya vardıklarında, yabancılarla arkadaş olmayı seven bir beyefendi onları evinde ağırlamış ve kasabanın ünlü 32 kilisesinden bazılarını gezdirdikten sonra ertesi günkü kamyona yer ayarlamıştır.
Açlığın Pençesinde: Yol boyu dinamit lokumlarıyla heyelanları temizleyen karınca gibi çalışkan işçileri ve başlarında bağıran çokbilmiş ustabaşıları izlemişlerdir. Nehirde yüzmeyi deneseler de suyun buz gibi olması nedeniyle vazgeçmişlerdir.
Yeni Bir Fırsat: Beğendikleri mısırları çiğ yemek zorunda kalan ikili, dondurucu pampa rüzgarları altında titreyerek Huancayo'ya varmışlardır. Tam karakolda inek kalbiyle ateş yakıp yemek hazırlayacaklarken, bir şoförün onları Oxapampa'ya götürme teklifini kabul ederek aç bilaç yeniden yola koyulmuşlardır.
Dipsiz Uçurumlar ve Ölü Şoförler: Tek araçlık dar dağ yollarında, kamyonların uçurumun tam kenarından geçişini dehşet içinde izlemişlerdir. Yol kenarındaki sayısız haç, dipsiz akıntıya yuvarlanıp can veren eski şoförlerin anısını yaşatmaktadır.
Cangıl Köyü: Kazasız belasız ulaştıkları tropik La Merced köyünde, durumlarına acıyan bir adamın evinde yatacak yer ve yemek bulmuşlardır.
Katil Kim?: Karakoldayken işlenen bir cinayeti ihbar etmeye gelen maktulün oğlu ile melez (mulatto) arkadaşını izlemişlerdir. Polis çavuşu yerli bir şüphelinin fotoğrafını gösterip "Tipik katil suratı" dese de, Ernesto ve Alberto asıl katilin melez arkadaş olduğundan şüphelenmişlerdir.
Hayırsever Dost: Yolda kendilerine acıyan ve kamyon şoförüyle pazarlık edip bilet paralarını ödeyen, hatta evinde ziyafet çeken cömert bir adamla karşılaşmışlardır. Yol boyu muz, papatya ve meyve bahçelerinin yeşilliğine hayran kalmışlardır.
Melez ile Barışma: Cinayet şüphelisi olan melez yol boyu onlara yemek ikram edip dedesinin kölelik geçmişini anlatınca, ona karşı olan şüpheleri tamamen yok olmuştur.
Umutların Sönmesi ve Ortada Kalış: Oxapampa'ya vardıklarında arkadaşının annesinin orada yaşamadığını öğrenmişler, ancak eniştesinin evinde bir gün nehirde yüzüp güzelce karınlarını doyurmuşlardır. Ardından bir karayolu müfettişinin yardımıyla bindikleri kamyonetin şoförü ve muavini, gece yarısı San Ramón'da "araç değiştireceğiz" yalanıyla onları kandırıp kaçmıştır.
Anniversary (Yıldönümü) Oyunu: Parasız ve aç kalan ikili, San Ramón'daki sarhoşlara karşı meşhur "gezi yıldönümü" tiyatrosunu oynamışlardır. Alberto'nun "Bugün gezimizin tam birinci yılı ama kutlayacak tek kuruşumuz yok" diye dert yanmasıyla sarhoşların masasına çöreklenip karınlarını tıka basa doyurmuşlardır.
Hastanede Doğrudan Saldırı: Portakal hırsızlığından sonra mideleri tekrar kazınınca yerel hastanedeki doktora tıp ve biyokimya öğrencisi olduklarını dürüstçe söyleyip doğrudan yemek istemişler; şaşkına dönen doktor onlara lokantada yemek ısmarlamıştır.
Kör Şoförün Dehşeti: Lima'ya gitmek üzere bindikleri kamyonun şoförünün, geçmişteki bir kazadan dolayı devasa çukurları bile göremeyecek kadar ağır bir görme kaybı yaşadığını dehşetle fark etmişlerdir. Şoförün ehliyet almak için tonla rüşvet verdiğini öğrenmişlerdir.
La Oroya Maden Kasabası: Deniz seviyesinden 4.000 metre yükseklikteki, uzun bacalarından çıkan kara dumanların her şeyi monoton bir griye boyadığı boğucu madenci kasabası La Oroya'dan geçmişlerdir.
Real Felipe Kalesi ve Callao Limanı: Lima'da sömürge geçmişinin modern binalar ardına gizlendiğini gözlemlemişlerdir. Callao limanındaki Real Felipe Kalesi'ni gezmiş, bağımsızlık savaşında kaleyi alan Lord Cochrane'in cesaretine hayran kalmışlardır. 1 Mayıs'ta ulaşım durduğu için limana kadar 14 kilometre yürümüşlerdir.
Kuytulardaki Şefkat ve Dr. Hugo Pesce: Ünlü cüzam uzmanı Dr. Hugo Pesce ile tanışmışlardır. Olağanüstü kültürlü ve cana yakın bir komünist olan Dr. Pesce, onlara cüzam hastanesinde kalacak yer ayarlamış ve onları her akşam evinde leziz yemeklerle ağırlamıştır. Ayrılmadan önce Alberto'ya beyaz bir takım elbise, Ernesto'ya ise beyaz bir ceket hediye etmiştir.
Fiyasko Boğa Güreşi: Hayatlarında ilk kez gittikleri boğa güreşi (novillada) gösterisinden, çaylak toreadorun boğayı on dakika boyunca can çekiştirmesi ve acemiliği nedeniyle hiç keyif alamamış; sanatsal bir yön göremediklerini belirtmişlerdir.
Cantinflas ve Pan-Amerikanizm: Sinemada izledikleri Cantinflas filminde tüm salonun aslında anlamadan kendi kusurlarına güldüğünü fark eden Ernesto, tüm Amerika kıtasının aslında aynı temel sömürge kültürünü paylaştığını ve Pan-Amerikanizm'in ne anlama geldiğini idrak etmiştir.
Cüzzamlıların Dokunaklı Vedası: Hastanedeki cüzam hastaları kendi aralarında topladıkları 100.50 sole'yi ve yazdıkları dokunaklı bir mektubu onlara hediye etmişlerdir. Ernesto ve Alberto'nun kendilerine eldivensiz el sallaması, onlarla çekinmeden el sıkışıp futbol oynaması hastalar üzerinde muazzam bir psikolojik etki bırakmıştır.
Yükseklerde Baş Ağrısı: Lima'dan ayrıldıktan sonra Ticlio'da, deniz seviyesinden 4.853 metre yükseklikteki dünyanın en yüksek geçitlerinden birini aşarken Ernesto şiddetli baş ağrısı ve mide bulantısı (yükseklik hastalığı) çekmiştir. Cerro de Pasco'ya şafak sökerken varmışlardır.
Tingo María'da Kırılan Aks: Birlikte yolculuk ettikleri "Camba" lakaplı Becerra kardeşlerin kamyonetinin aksı Tingo María yakınlarında kırılınca geceyi orada geçirmek zorunda kalmışlardır. Ernesto astım iğnesi yaparken şırıngasını kırmıştır.
Altı Aylık Yolculuk Kutlaması: Alberto yollarda geçen tam altı ayı kutlamak için pisco şişelerini açmış; üçüncü şişenin dibini gördüklerinde sarhoş olup ertesi sabah mekana para ödemeden kaçmışlardır.
Askeri Barikatları Aşış: Ordunun yağmur nedeniyle koyduğu "Yol Kapalı" tabelalarını, kamyonete aldıkları yaralı bir askerin nüfuzu sayesinde aşarak nihayet akşam karanlığında Pucallpa'ya varmışlardır. Kalan son dört şişe şarabı da burada devirmişlerdir.
Üçüncü Sınıf Biletle Birinci Sınıf Yolculuk: Iquitos'a gitmek üzere ordu yaverinin de yardımıyla La Cenepa gemisine binmişlerdir; yüzbaşı onlardan üçüncü mevki parası alıp birinci mevkide seyahat etmelerine izin vermiştir.
Kumarbaz Alberto: Alberto, güvertedeki kumar masasında 1 sole ile başladığı 21 oyununda şansının yardımıyla tam 90 sole kazanarak diğer yolcuları sinirlendirmiştir.
Korkunç Sivrisinek İstilası: Nehir seviyesi çok düşük olduğundan gemi geceleri demir atmıştır. Kıyıya yanaştıkları anlarda üzerlerine üşüşen devasa sivrisinek ordusu yüzünden Ernesto uykusuz kalmış ve astım nöbetiyle boğuşmuştur.
Chichina'ya Veda: Uykusuz geçen sıcak nehir gecelerinde Ernesto, Miramar'da bıraktığı Chichina'yı düşünmüş ve bu aşkın artık tatlı, sona ermiş bir rüya olduğunu kabul ederek ona zihninde huzurlu bir veda öpücüğü göndermiştir.
Sarı Humma Koğuşunda Diyet: Iquitos'a vardıklarında Uluslararası İşbirliği Dairesi onları sarı humma bölümüne yerleştirmiştir. Astımı ağırlaşan Ernesto, günde dört adrenalin iğnesi vurulmuş ve iyileşmek için pirinç yemediği sıkı bir diyet uygulamıştır.
Yagua Kabilesinden Benjamin: Limanda kırmızı hasır etek giyen, boynuna kolyeler takan Yagua kabilesinden İspanyolca-Portekizce karışımı konuşan Benjamin adlı yerli bir gençle kötü bir yemek yemişlerdir.
San Pablo'ya Varış: Iquitos'tan kalkan El Cisne gemisiyle Amazon nehrinde ilerlemiş ve gece yarısı saat bir sularında San Pablo Cüzam Kolonisi'ne ulaşmışlardır. Koloninin başhekimi Dr. Bresciani tarafından çok sıcak karşılanıp rahat bir odaya yerleştirilmişlerdir.
Hıristiyanlık ve Dua Savaşı: Koloniyi yöneten sert mizaçlı Sor Alberto (Başrahibe) ile dini ayinlere katılmadıkları için gerilim yaşamışlar; rahibeler dualara katılmayanların yemeklerini azaltmaya çalışsa da hastane personelinin yardımıyla idare etmişlerdir.
Tulumsuz ve Eldivensiz Tıp: 600 cüzam hastasının kendi düzenlerini (hakim, polis vb.) kurarak yaşadığı orman kulübelerini ziyaret etmişlerdir. Hastalarla eldiven takmadan el sıkışmaları, tulumsuz gezmeleri ve onlarla samimi sohbetler edip futbol oynamaları kolonide büyük bir sevgi seli yaratmıştır.
24. Doğum Günü ve Pan-Amerikan Söylev: 14 Haziran'da Ernesto 24 yaşına basmıştır. Dr. Bresciani'nin evindeki doğum günü partisinde pisco su gibi akmış ve Ernesto, kadehini "Meksika'dan Macellan Boğazı'na kadar tek bir melez ırkız; Amerika'nın uluslara bölünmesi bir hayalden ibarettir" diyerek Birleşik Amerika şerefine kaldırmıştır.
Yaguas Kabilesi Ziyareti: Sazdan sımsıkı örülmüş kulübelerde yaşayan, koka çiğneyen, yucca ve muzla beslenen yerli Yaguas kabilesini ziyaret etmişlerdir.
Veda Serenadı: Ayrılacakları gece, hastalar bir kano ile gelip rıhtımda onlara veda serenadı yapmışlardır; grubun bandoneon çalgıcısının parmakları cüzam nedeniyle tamamen dökülmüş durumdadır. Alberto'nun yaptığı duygu yüklü konuşma herkesi gözyaşlarına boğmuştur.
Salla Yolculuğun Başlangıcı: Kolonideki dostlarının yardımıyla kendilerine kereste ve çividen yaptıkları, adını Mambo-Tango koydukları salla Amazon sularına açılmışlardır.
Akıntıya Karşı Çaresizlik: Mambo-Tango nehirde kendi ekseninde dönmeye başlayıp kıyıya yanaşmakta inat edince, akıntıyla birlikte Leticia limanını kaçırıp yanlışlıkla Brezilya topraklarına kadar sürüklenmişlerdir.
Salla Yolculuğun Zorunlu Sapması ve Brezilya: San Pablo Cüzam Kolonisi'nden ayrıldıktan sonra Amazon nehrinde ilerleyen "Mambo-Tango" (Ernesto'nun deyimiyle "küçük Kontiki") akıntıya karşı koyamayıp Leticia limanını kaçırmış ve yanlışlıkla nehrin karşı kıyısındaki Brezilya topraklarına sürüklenmiştir. Nehrin sağ kıyısındaki bir evde konaklayan Portekizce konuşan ev sahibinden Leticia'nın akıntıya karşı yedi saatlik mesafede olduğunu öğrenmişlerdir.
Kano ile Geri Dönüş: Kendilerine cüzam kolonisinde hediye edilen dört kilo ağırlığındaki ananası ve tuttukları balığı ev sahibine vererek geceyi orada geçirmişler; ertesi gün kano kullanmaya alışık olmadıkları için nehir akıntısına karşı kürek çekerek büyük bir zahmetle Leticia'ya dönmüşlerdir.
Pahalı Konaklama: Leticia'da polis karakolunda kendilerine kalacak yer sağlanmış olsa da, uçak bileti ve fazla bagajları için yaptıkları pazarlıklara rağmen 145 Kolombiya pesosu (yaklaşık 1.500 Arjantin pesosu) ödemek zorunda kalmışlar ve bu durum bütçelerini sarsmıştır.
Şampiyon Antrenörler ve Futbol Mucizesi: Günde bir kez gelen uçağı beklerken yerel halk onlardan futbol takımını çalıştırmasını istemiştir. Takımın çok kötü oynaması üzerine kendileri de takıma katılmış; Alberto, ünlü Arjantinli futbolcu Pedernera'ya benzetilerek "Pedernerita" lakabını almış, Ernesto ise kalede Leticia tarihine geçecek bir penaltı kurtararak bölgenin en zayıf takımını şampiyonluğa taşımıştır.
Milli Marş Gerginliği: Şampiyonluk kutlamaları sırasında herkes Kolombiya ulusal marşını söylerken, Ernesto dizindeki kanı temizlemek için eğilince bir albayın öfkeli bağırışlarına maruz kalmıştır. Ernesto sert bir karşılık vermek istese de seyahatlerini tehlikeye atmamak için dilini ısırıp susmuştur. Nihayet 2 Temmuz'da "kokteyl karıştırıcısı"na benzeyen sallantılı bir uçakla Leticia'dan ayrılmışlardır.
Uçuş Rotası ve Uçaktaki Palavralar: Leticia'dan Bogota'ya gitmekte olan uçakla 2 Temmuz'da Tres Esquinas askeri üssünden transit geçiş yapmışlardır. Yolculuk esnasında Alberto, sarsıntılı uçağın içinde diğer yolcuları yatıştırmak adına onlara Paris'teki uluslararası cüzam konferansına gitmek üzere Atlantik'i geçerken uçaklarının dört motorundan üçünün bozulduğuna dair son derece ikna edici ve uydurma bir kaza hikayesi anlatarak onları daha da korkutmuştur.
Başkente Giriş: Bogota'nın 30 kilometre uzağında bulunan Madrid askeri havaalanı, ikilinin 2 Temmuz'da Leticia'daki o zorlu uçak yolculuğunun ardından ulaştıkları ve başkente geçiş yaptıkları ilk nokta olmuştur.
Barınma Çilesi ve Sandalyede Uyku: Bogota'ya vardıkları ilk gün üniversite kampüsünde yemek yemişler ancak Birleşmiş Milletler kurslarına katılan öğrenciler nedeniyle kalacak yer bulamamışlardır. Gece saat birden sonra sığındıkları bir hastanede, geceyi sandalyeler üzerinde geçirerek atlatmışlardır.
Leproloji Servisi ve İş Teklifleri: Bogota'daki cüzam servisi onları kabul etmiş; Dr. Pesce'den aldıkları övgü dolu tavsiye mektubu burada çok işe yaramıştır. Alberto biyokimya diplomalarını sergileyip, Ernesto da alerji üzerine yaptığı çalışmaları anlatınca yetkilileri şaşkına çevirmişler ve her ikisine de iş teklif edilmiştir. Ernesto kabul etmeyi düşünmezken, Alberto teklif üzerinde durmuştur.
Polis Baskısı ve Bıçak Olayı: Sokakta ne yapacaklarını tartışırken, Ernesto'nun yanındaki bıçakla (Roberto'nun bıçağı) yere çizgiler çizmesi üzerine bir polis memuru onları çok sert şekilde azarlamıştır. Bu olay nedeniyle kendilerini güvende hissetmeyip bir an önce Venezuela'ya gitme kararı almışlardır.
Millonarios – Real Madrid Maçı: 9 Temmuz'da, Bogota'da düzenlenen ünlü futbol maçını en ucuz tribünden aldıkları biletlerle izlemişlerdir.
Baskıcı Rejim ve Devrim Kokusu: Ernesto, Kolombiya'da insan haklarının diğer ülkelere kıyasla son derece kısıtlandığını gözlemlemiştir. Sokaklarda sürekli silahlı polis devriyeleri gezmekte ve kimlik kontrolü yapmaktadır. Hatta bazı cahil polisler, uzatılan kimlik belgelerini ters tutarak okuma numarası yapmaktadır. Şehirde boğucu bir hava hakimdir; taşra bölgeleri ayaklanmanın eşiğindedir, ordu yetersizdir ve muhafazakarlar kendi aralarında kavga etmektedir. 1948 yılındaki Bogotazo ayaklanmasının anısı hala çok tazedir.
Bürokratik Engeller ve Kuşkucu Bakışlar: Venezuela sınırına varmadan önceki son durakları olan Cúcuta'da, pasaport ve seyahat belgeleri polisler tarafından uzun uzun ve şüpheyle incelenmiştir. Her zamanki gereksiz ve sıkıcı soruları yanıtlayıp yoğun bürokratik formalitelerle uğraştıktan sonra nihayet 14 Temmuz tarihli çıkış belgesini alarak iki ülkeyi birleştiren köprüye doğru yürümeye hak kazanmışlardır.
Sınır Geçişi ve İlk Engeller: Kolombiya ile Venezuela'yı ayıran ve birleştiren köprüden yürüyerek geçmişlerdir. Sınırda Venezuelalı bir asker, sırf patronun kim olduğunu göstermek amacıyla bagajlarını kontrol etmiş ve onları sıkı bir kişisel sorguya çekmiştir. İdari formaliteler nedeniyle San Antonio de Táchira'da uzun süre bekletilmişlerdir.
Minibüs Yolculuğu ve Gümrük Araması: Kendilerini San Cristóbal'a götürecek bir minibüse binmişler; yolun yarısındaki gümrük binasında bagajları ve kişisel eşyaları didik didik aranmıştır.
Bıçak ve Gizli Silah Gerilimi: Bogotá'da polisle sorun yaşamalarına neden olan bıçak, gümrükte yeniden uzun bir tartışmaya yol açmıştır; ancak polis memurlarına karşı sergiledikleri tartışma ustalığıyla bu sorunu aşmışlardır. Yanlarındaki tabancayı ise deri ceket cebinde, gümrükçüleri iğrendiren kirli bir mendile sarılı olduğu için bulamamışlardır. Ernesto, Caracas'a kadar her kontrol noktasında bu bıçağın dert açacağını öngörmüştür.
Zenginlik Gözlemleri: Sınır kasabalarını birleştiren Venezuela yollarını çok bakımlı bulmuş ve Córdoba tepelerine benzetmiştir. Venezuela'nın genel olarak Kolombiya'dan daha zengin olduğunu gözlemlemiştir.
Ulaşım Pazarlığı ve Kütüphane: San Cristóbal'a vardıklarında, en ucuz fiyatla gitmek için ulaşım şirketi sahipleriyle tartışmışlardır. Astım tedavisini bir an önce yaptırmak ve planlarını gerçekleştirmek amacıyla, yolculukları boyunca ilk kez 3 günlük otobüs yerine daha pahalı olan 2 günlük bir turu tercih ederek paraya kıymışlardır. Akşamüstü yola çıkana kadar kütüphaneye gidip kitap okuyarak zaman öldürmüşlerdir.
Zorlu Gece: Gece saat 11'de kuzeye doğru hareket ettiklerinde asfalt yol sona ermiştir. Üç kişilik koltuğa dört kişi sıkıştıkları için uyuyamamışlardır; üstelik patlayan lastik ve Ernesto'nun dinmeyen astımı yolculuğu daha da zorlaştırmıştır.
Doğa ve Yol Şartları: Zirveye yaklaştıkça bitki örtüsünün seyreldiğini, vadilerde ise Kolombiya'dakine benzer bitkiler olduğunu görmüşlerdir. Bakımsız yollar yüzünden yolculuğun ikinci gününde lastikleri defalarca patlamıştır.
Kontrol Noktaları ve Pratik Çözüm: Polislerin minibüsleri sıkıca aradığı kontrol noktalarından geçerken, kadın yolculardan birinin yanındaki tavsiye mektubu sayesinde aramadan kolayca sıyrılmışlardır. Şoför, tüm bagajların bu kadına ait olduğunu söyleyerek sorunu çözmüştür.
Pahalı Yiyecekler ve Şoförün İkramı: Yiyecek fiyatlarının kelle başına 1 bolivardan 3.5 bolivara kadar yükseldiğini fark etmişlerdir. Paralarını idareli kullanmak için And dağlarının Venezuela'daki en yüksek noktası olan Punta del Águila'da (4.108 m) yemek yememişlerdir. Ancak onların yoksul haline acıyan şoför, kendilerine güzel bir yemek ısmarlamıştır.
Mekanik Arızalar ve Tropikal İklim: Geceyi son iki astım hapı sayesinde uyuyarak geçiren Ernesto, ertesi gün şoförün uykusuzluktan dolayı verdiği bir saatlik molanın ardından yola devam etmiştir. Caracas'a o gece varmayı planlasalar da, tekrar patlayan lastik, elektrik arızası ve akü değişimi nedeniyle yolda kalmışlardır. Yola devam ederken iklimin tropikleştiğini, her yerde sivrisinekler ve muz ağaçları olduğunu gözlemlemişlerdir. Ernesto astımının azmasıyla yarı uykulu haldeyken bile yolun son kısmının çok güzel asfaltlandığını ve manzaranın harika olduğunu not etmiştir.
Yorgun Varış ve İlk Gün: Hedefleri Caracas'a gün ağarırken ulaşmışlardır. Ernesto canı çıkmış bir halde kendisini 0.50 bolivara kiraladıkları yatağa atmış ve Alberto'nun yaptığı adrenalin iğnesiyle ölü gibi uyumuştur. Astım nöbetinin en kötü kısmını atlattıktan sonra Fransız yapımı ağızdan püskürtülen yeni bir astım ilacı kullanmaya başlamıştır.
Alberto'dan Ayrılışın Hüznü: Alberto'nun Venezuela'da kalmasıyla kendisini çok yalnız ve savunmasız hissetmiştir. Arkasını dönüp bir şey söylemek istediğinde arkadaşının yanında olmadığını fark etmek onu sarsmıştır. Aylarca en zor koşullarda omuz omuza verip aynı hayalleri paylaştığı dostundan ayrılmak, Buenos Aires'e dönüp tıp eğitimini bitirme ve doktorluğa başlama fikrini onun gözünde sevimsiz kılmıştır.
Caracas ve Sosyal Kontrastlar: Şehrin dar bir vadi boyunca sıkışıp uzandığını, tepelere çıkıldığında dinamik yapısının daha net görüldüğünü belirtmiştir. Tepelerdeki sefalet yuvası kerpiç kulübelerin önünde pırıl pırıl yeni arabaların durması, Portekizlilerin nakliye kasalarını ev niyetine kullanması ve siyahi bir ailenin barakasında yepyeni bir buzdolabının bulunması gibi çarpıcı tezatlara şahit olmuştur. Şehrin sömürge döneminden kalma binalarının ardında, kuzeyin modern hayat tarzından etkilenmeyen yan-pastoral sömürgeci bir ruhun yaşadığını gözlemlemiştir.
Irksal Analizler: Siyahların ırksal saflıklarını koruduğunu ancak Portekizli göçmenlerle bir arada yaşarken ırk ayrımcılığı ve yoksullukla mücadele ettiklerini yazmıştır. Siyahları tembel ve paralarını alkole harcayan hayalciler olarak görürken, Avrupalı göçmenleri çalışma ve biriktirme alışkanlığına sahip, hırslı insanlar olarak değerlendirmiştir.
Gecekondu Kulübesi ve Fotoğraf Kavgası: Tepelerdeki kerpiç kulübelerden birinde yaşayan yoksul bir aileyle sohbet etmiş ve fotoğraflarını çekmek istemiştir. Aile, fotoğrafları hemen teslim etmesini isteyince filmin banyo edilmesi gerektiğini anlatmaya çalışmış ama onları ikna edememiştir. Kapı önünde bekleyip yeni bisikletiyle gelen çocuğun fotoğrafını çekmeye yeltendiğinde, çocuğun dengesini kaybedip düşmüş ve ağlamıştır. Bu duruma öfkelenen aile, Ernesto'ya küfürler edip taş atarak üzerine yürüyünce Ernesto oradan kaçmak zorunda kalmıştır.
Yolculuğun Sonu ve Gelecek Dönemeç: Bu seyahat Ernesto'nun hayat görüşünü derinden değiştirmiştir. Günlüğünün son satırlarında, insanlığı iki uzlaşmaz sınıfa bölecek olan o büyük devrim anı geldiğinde halkın yanında saf tutacağını, muzaffer proletaryanın mücadelesine bedenini ve ruhunu adayacağını haykırarak yolculuğunu noktalamıştır.
