Bartleby

Bartleby (1976)
Uyarlandığı eser

Katip Bartleby

Kitabı incele →
Katip Bartleby

Herman Melville’in 1853 tarihli Kâtip Bartleby öyküsü, Kafka’nın Dönüşüm’ünden veya Camus’nün Yabancı’sından on yıllar önce yazılmış, modern yabancılaşmanın ve bürokratik cehennemin mutlak atasını temsil eden edebi bir anıttır. Bu öyküyü görsel bir mecraya (sinemaya/televizyona) aktarmak neredeyse imkânsızdır; zira hikayenin merkezinde hiçbir şey yapmayan, hiçbir yere gitmeyen ve konuşmayan bir kara delik oturur. Ancak, oyunculuk kariyeri boyunca varoluşsal çöküşleri ve melankoliyi benzersiz bir dürüstlükle canlandırmış olan yönetmen Maurice Ronet, 1976 yapımı bu uyarlamada imkânsızı başarır. Ronet, filmi Bartleby’nin “eylemsizliğine” değil, bu eylemsizliğin rasyonel dünyada yarattığı “sismik çöküşe” odaklar.

Anlatı, hukuki belgeleri kopyalayan (fotokopi makinesi öncesi dönemin insan makinesi) bir ofise Bartleby adında soluk, sessiz ve çalışkan bir kâtibin işe alınmasıyla başlar. Başlangıçta mekanik bir kusursuzlukla çalışan Bartleby, bir gün patrondan gelen sıradan bir belge okuma talebine edebiyat tarihinin o meşhur, sarsılmaz cümlesiyle cevap verir: “Yapmamayı tercih ederim.” (I would prefer not to). Bu ifade basit bir “Hayır” (I will not) değildir. “Hayır” demek, bir irade beyanıdır, efendi ile girilen bir iktidar savaşıdır. “Tercih etmemek” ise, iradenin tamamen geri çekilmesidir; savaş meydanını, oyunun kurallarını ve ontolojik zemini toptan reddetmektir. Bartleby o andan itibaren yazmayı, ofisten çıkmayı ve en nihayetinde yemek yemeyi (yaşamayı) “tercih etmez”. O, duvarın ta kendisine dönüşür.

Maxence Mailfort’un bedeni, bu felsefi ağırlığı bir hayalet gibi taşır. Ancak filmin asıl entelektüel ve dramatik arenası, Michael Lonsdale’in canlandırdığı Patron (L’Huissier) karakterinin zihnidir. Lonsdale, kapitalist, aydınlanmacı, mantığa ve hayırseverliğe inanan modern burjuva aklının mükemmel bir temsilcisidir. O, Bartleby’yi önce otoritesiyle ezmeye çalışır; işe yaramayınca Hristiyan merhametiyle (hayırseverlikle) onu “iyileştirmeyi” dener; rüşvet teklif eder, mantıklı argümanlar sunar. Fakat modern aklın elindeki hiçbir alet, Bartleby’nin o mutlak “hiçliği” üzerinde çalışmaz. Bartleby’nin varlığı, patronun kurduğu dünyanın (çalışma, para kazanma, statü, mülkiyet) ne kadar keyfi, saçma ve boş olduğunu yüzüne vuran bir aynaya dönüşür. Rasyonel akıl, absürt (anlamsızlık) karşısında iflas eder. O kadar ki, patron Bartleby’yi ofisten atamaz; ofisi taşıyıp Bartleby’yi o boş mekânda tek başına terk ederek kaçmak zorunda kalır.

Maurice Ronet’nin rejisi, ofis mekânını giderek daralan bir tabut gibi tasarlamıştır. Dışarıya bakan tek manzaranın, metindeki gibi birkaç metre ötedeki “kör bir tuğla duvar” olması, çıkışsızlığın görsel tescilidir. Finalde, hapishanenin (Tombs) soğuk taş duvarları dibinde cenin pozisyonunda kıvrılıp ölmeyi “tercih eden” Bartleby, insanlığın o bitmek bilmeyen üretme, tüketme ve anlam arama telaşının üzerine çekilmiş felsefi bir settir. Lonsdale’in o meşhur son repliği (“Ah Bartleby! Ah insanlık!”), sadece bir kâtibe değil, kendi yarattığı absürt sistemin içinde sıkışıp kalmış tüm insanlık durumuna yakılmış çaresiz bir ağıttır. Yönetmen Ronet, bu televizyon filmiyle sadece bir edebiyat şaheserini uyarlamamış, varoluşsal nihilizmin sinematografik bir otopsisini yapmıştır.

OYUNCULAR

Konular

Tüm konular ve yanıtlar herkese açıktır. Konu açmak veya yanıtlamak için giriş gerekir.

Henüz konu yok. İlk konuyu siz açın.

Konu aç

🎬 Tüm Filmler