ANA SAYFA / YAZARLAR / Shirley Jackson

Shirley Jackson

📜 Hayatı ve Edebi Kişiliği

Shirley Jackson, Amerikan edebiyatının en büyük paradokslarından biridir. Dışarıdan bakıldığında; dört çocuk büyüten, okul aile birliği toplantılarına katılan, kek pişiren ve Good Housekeeping dergisine neşeli ev hayatı yazıları gönderen tipik bir 1950’ler ev kadınıydı. Ancak zihninin içinde; modern insanın en karanlık korkularını, bastırılmış öfkeyi ve deliliğin sınırlarını ören bir "cadı" yaşıyordu. Stephen King’in "Bizim mimarımızdır" dediği Jackson, korkuyu gıcırdayan kapılardan çıkarıp, pazar kahvaltılarının içine yerleştiren kadındır.

I. "İstenmeyen Kız" ve Annenin Gölgesi

Shirley, 1916’da San Francisco’da varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Ancak hayatındaki ilk "hayalet", kendi annesi Geraldine idi. Annesi, Shirley’yi hiçbir zaman yeterince güzel, zarif veya itaatkar bulmadı. Kızının "tuhaf" ilgileri, kilosu ve dağınık saçları, sosyetik bir kadın olan annesi için hep bir utanç kaynağıydı. Shirley, hayatı boyunca annesinin bu reddedişini içinde taşıdı. Romanlarındaki o tekinsiz, sevgisiz ve boğucu aile evleri (özellikle Biz Hep Şatoda Yaşadık’taki Blackwood malikanesi), aslında kendi çocukluğunun bir yansımasıydı. Bu evlerde "delilik", dış dünyadan korunmak için bir sığınaktı.

II. Entelektüel Bir Savaş Alanı: Evliliği

Üniversitede, ileride Amerika’nın en önemli edebiyat eleştirmenlerinden biri olacak Stanley Edgar Hyman ile tanıştı. Çift, Vermont’a yerleşti. Evleri, binlerce kitapla dolu, caz plaklarının çaldığı, Ralph Ellison ve J.D. Salinger gibi yazarların gelip gittiği bir entelektüel merkezdi. Ancak Stanley, Shirley’nin yeteneğine hayran olsa da, geleneksel cinsiyet rollerinden asla taviz vermedi. Shirley’den hem mükemmel bir yazar hem de mükemmel bir hizmetçi olmasını bekledi. Jackson, o meşhur gotik öykülerini; çamaşır yıkarken, çocukların beslenme çantasını hazırlarken veya mutfak masasında patates soyarken yazmak zorundaydı. Bu sıkışmışlık hissi, eserlerindeki "ev içi dehşet" temasının ana yakıtı oldu.

III. Amerikan Edebiyatında Nükleer Patlama: "Piyango"

26 Haziran 1948, Shirley Jackson’ın hayatını (ve Amerikan edebiyatını) değiştirdiği gündür. The New Yorker dergisinde yayımlanan "The Lottery" (Piyango) öyküsü, o güne kadar görülmemiş bir infial yarattı. Sıradan, güneşli bir günde, birbirini tanıyan nazik kasabalıların, her yıl düzenlenen bir ritüel gereği içlerinden birini (üstelik bir anneyi) taşlayarak öldürmesini anlatan bu öykü, okurları dehşete düşürdü. Dergi tarihinin en çok mektup alan sayısı oldu; okurlar aboneliklerini iptal etti, Jackson’a "Canavar", "Komünist" ve "Cadı" diyen nefret mektupları yağdı. Hatta bazıları, bu vahşetin nerede yapıldığını öğrenip "izlemek için" oraya gitmek istediklerini bile yazdı. Jackson, modern insanın içindeki ilkel şiddeti, maskesiz bir şekilde ifşa etmişti.

IV. Kasabanın Cadısı

Yaşadığı Kuzey Bennington kasabasında Shirley, bir "şehir efsanesi"ne dönüşmüştü. Siyah giyinmesi, kedileri çok sevmesi, evinden pek çıkmaması ve delici bakışları nedeniyle komşuları onun bir "cadı" olduğuna inanıyordu. Shirley de bu dedikoduyu yalanlamadı; aksine, mizahi bir dille "kocasının bacağına iğneler batırdığı vudu bebekleri yaptığını" söyleyerek onlarla dalga geçti.

V. Zihinsel Çöküş ve Tepedeki Ev

Kariyerinin zirvesi olan "Tepedeki Ev" (The Haunting of Hill House) romanını yazdığında (1959), kendi zihinsel sağlığı da, romandaki Eleanor karakteri gibi parçalanmaya başlamıştı. Aşırı kilo alması, ağır sigara tiryakiliği ve reçeteli ilaçlara olan bağımlılığı onu fiziksel olarak tüketti. Agorafobisi (dışarı çıkma korkusu) o kadar ilerledi ki, son yıllarında evinden hiç çıkamaz hale geldi. O korkunç şatoları ve lanetli evleri yazan kadın, sonunda kendi evine hapsolmuştu.

VI. Erken Gelen Son

Shirley Jackson, tam da sağlığını düzeltmeye, yeni bir romana (Come Along with Me) başlamaya ve neşesini yeniden bulmaya çalıştığı bir dönemde, 8 Ağustos 1965 günü uykusunda geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Henüz 48 yaşındaydı.

Ölümünden yıllar sonra, kızı yatağının başucunda bir not buldu. Notta şöyle yazıyordu: "Eğer yazmazsam, o zaman sadece korkan biri olurum."

Kütüphanemizdeki Eserleri

Konular

Tüm konular ve yanıtlar herkese açıktır. Konu açmak veya yanıtlamak için giriş gerekir.

Henüz konu yok. İlk konuyu siz açın.

Konu aç