Bram Stoker’ın başyapıtı Dracula, klasik bir anlatıcı yerine; karakterlerin tuttuğu günlükler, yazdıkları mektuplar, telgraflar, gazete kupürleri ve gemi seyir defterleri aracılığıyla ilerleyen, "mektup roman" türünün en yetkin örneğidir.
Hikaye, genç bir İngiliz avukat olan Jonathan Harker’ın, Kont Dracula adlı gizemli bir asilzadenin emlak işlerini halletmek üzere Transilvanya’ya (bugünkü Romanya) yaptığı iş seyahatiyle başlar. Harker, Karpat Dağları'nın tekinsiz atmosferinde, yerel halkın korku dolu uyarılarına rağmen Kont’un şatosuna varır. Başlangıçta nazik ve eğitimli bir beyefendi gibi görünen Kont Dracula, zamanla gerçek yüzünü göstermeye başlar. Şatoda yaşanan tuhaf olaylar, Harker’ın aslında bir misafir değil, bir tutsak olduğunu anlamasını sağlar. Kont’un gündüzleri ortadan kaybolması, aynada yansımasının görünmemesi ve duvarda bir kertenkele gibi tırmanması gibi doğaüstü olaylar, Harker’ı deliliğin sınırına getirir. Harker, Kont’un asıl amacının İngiltere’ye taşınarak "taze kan" dolu bu yeni dünyada kendine bir av sahası yaratmak olduğunu keşfeder, ancak şatodan kaçması neredeyse imkansızdır.
Sahne daha sonra İngiltere’ye, Harker’ın nişanlısı Mina Murray ve onun yakın arkadaşı Lucy Westenra’ya döner. Whitby sahillerine içinde mürettebatı olmayan, sadece ölü bir kaptanın dümene bağlı olduğu gizemli bir Rus gemisi (Demeter) karaya vurur. Gemiden sadece büyük bir kurt köpeğinin kaçtığı görülür. Bu olaydan kısa bir süre sonra, güzeller güzeli Lucy, geceleri uyurgezerlik krizleri geçirmeye ve günden güne solmaya başlar. Doktorlar Lucy’nin kan kaybettiğini tespit eder ancak sebebini bulamazlar. Lucy’nin eski taliplerinden Dr. Seward, durumu çözmek için eski hocası, Amsterdamlı ünlü bilim insanı ve metafizik uzmanı Profesör Abraham Van Helsing’i yardıma çağırır.
Van Helsing, Lucy’nin durumunun tıbbi değil, doğaüstü bir saldırı olduğunu anlayan ilk kişidir. Ancak çevresindekileri, özellikle rasyonel bilim insanlarını buna ikna etmekte zorlanır. Lucy’nin trajik bir şekilde "ölümü" ve sonrasında yaşananlar, karakterleri korkunç bir gerçekle yüzleştirir: Kadim bir kötülük Londra’nın kalbine yerleşmiştir. Jonathan Harker’ın esaretten kurtulup dönmesi ve Mina’nın topladığı belgelerin birleştirilmesiyle, bu kötülüğün adının "Dracula" olduğu kesinleşir. Van Helsing önderliğinde birleşen bu küçük grup (Mina, Jonathan, Dr. Seward, Arthur Holmwood ve Quincey Morris), sadece sevdiklerini değil, tüm insanlığı tehdit eden bu ölümsüz canavarı durdurmak için tehlikeli bir ava çıkarlar. Londra'nın sisli sokaklarından tekrar Transilvanya'nın vahşi doğasına uzanan bu kovalamaca, bilim ve inancın, karanlık ve aydınlığın savaşına dönüşür.

