Mary Shelley’nin henüz 18 yaşındayken kaleme aldığı Frankenstein, iç içe geçmiş üç farklı anlatıcının (Kaptan Walton, Victor Frankenstein ve Yaratık) gözünden anlatılan, "çerçeve anlatı" tekniğinin en başarılı örneklerinden biridir.
Hikaye, Kuzey Kutbu'na keşif gezisi düzenleyen hırslı kaşif Kaptan Robert Walton'ın, kız kardeşine yazdığı mektuplarla başlar. Walton, buzların arasında donmak üzere olan, bitkin ve perişan bir adamı gemisine alır. Bu adam, Cenevreli genç bilim insanı Victor Frankenstein'dır. Victor, Walton'ın da kendisi gibi "bilinmeyeni keşfetme" hırsına kapıldığını görünce, onu kendi kaderiyle uyarmak için trajik hikayesini anlatmaya başlar.
Victor, üniversite eğitimi için gittiği Ingolstadt'ta doğa bilimlerine ve "yaşamın sırrına" takıntılı hale gelir. Mezarlıklardan ve mezbahalardan topladığı ceset parçalarını birleştirerek, galvanizm (elektrikle canlandırma) yöntemiyle 2.40 metre boyunda, insanüstü güce sahip yeni bir varlık yaratır. Ancak yarattığı şeyin gözlerini açtığı o ilk an, Victor büyük bir dehşete kapılır. "Mükemmel" olmasını umduğu varlık, korkunç derecede çirkindir. Victor, yarattığı "canavar"dan tiksinerek laboratuvarı terk eder ve onu kaderine terk eder.
Kitabın en çarpıcı bölümü, Yaratık'ın kendi hikayesini anlattığı kısımdır. Terk edilen Yaratık, aslında doğuştan kötü değildir; aksine, sevgiye ve kabule aç, zeki ve hassas bir "boş levha"dır (tabula rasa). İnsanları gizlice izleyerek konuşmayı ve okumayı öğrenir. Ancak ne zaman insanlarla iletişim kurmaya çalışsa, korkunç dış görünüşü nedeniyle şiddet görür, taşlanır ve kovulur. Yaratıcısı tarafından bile sevilmeyen Yaratık, yaşadığı bu sürekli reddedilme ve yalnızlık sonucunda insanlığa ve özellikle de yaratıcısı Victor'a karşı büyük bir nefret beslemeye başlar.
Yaratık, Victor'dan kendisine bir eş yaratmasını ister; eğer bunu yaparsa insanlardan uzak, Güney Amerika'nın vahşi doğasında yaşayacağına söz verir. Victor önce kabul eder, ancak sonra yeni bir "canavar ırkı" yaratma korkusuyla bu çalışmasını yok eder. Bunu gören Yaratık, intikam yemini eder: "Düğün gecende yanında olacağım." Bu tehdit, Victor'un sevdiklerinin tek tek kurban edildiği, Cenevre'den Kuzey Kutbu'nun buzullarına kadar uzanan amansız ve trajik bir kovalamacayı başlatır. Kitap, yaratıcı ve yaratılanın, avcı ve avın birbirine karıştığı; kimin haklı kimin "canavar" olduğunun sorgulandığı hüzünlü bir sonla biter.

