İngiliz antropolojisinin kalbinde, her türlü aşırılıktan, teatrallikten ve kamusal alanda duygu gösterisinden duyulan derin bir ontolojik dehşet yatar. Akdeniz toplumlarında öfke, sevinç veya keder dışa vurularak yaşanırken; İngiliz toplumunda bu duygular içe doğru patlar. "Stiff upper lip" (titremeyen üst dudak) kavramı, salt Viktorya dönemi bir askeri metanet kuralı değil; aynı zamanda başkalarını kendi duygusal yükünle rahatsız etmemeye dayalı bir sosyal sözleşmedir. Utanç ve mahcubiyet (embarrassment), bir İngiliz'in en büyük kabusudur. Bu nedenle, samimiyet çoğu zaman bir tehdit olarak algılanır; aradaki görünmez mesafeyi korumak, nezaketin (politeness) temel şartıdır.
İngiliz dili, gerçeği olduğu gibi ifade etmekten ziyade, onu yumuşatmak, dolaylı hale getirmek ve keskin köşelerini yontmak üzere tasarlanmış bir sosyal zırhtır. "Understatement" (bir şeyi olduğundan daha az, daha önemsiz göstererek ifade etme) sanatı, bu kültürün temelidir. Korkunç bir felaket karşısında "Küçük bir aksilik oldu" demek veya muazzam bir başarıyı "Fena değil" (not bad) diyerek geçiştirmek, kibrin ve aşırı ciddiyetin panzehridir. İroni, İngilizlerin hava yastığıdır; hem kendileriyle dalga geçerek (self-deprecation) potansiyel eleştirileri önceden savuştururlar hem de Amerikan tarzı aşırı coşkulu samimiyetten (earnestness) kendilerini korurlar.
Bir İngiliz için sıra beklemek (queuing), salt bir düzen ihtiyacı değil, seküler bir ibadettir. Yeryüzündeki hiçbir toplum, sıraya girmeye bu kadar ahlaki bir değer yüklememiştir. Sıra, Common Law'un (Ortak Hukuk) ete kemiğe bürünmüş halidir: Yazılı bir kural yoktur, polis beklemez, ancak herkes kimin kimden sonra geldiğini bilir. Birinin sırayı bozması (jumping the queue), sosyal sözleşmenin yırtılması, adalet duygusunun alenen ihlal edilmesidir. Ancak bu ihlale verilen tepki bağırarak kavga etmek değil; failin arkasından "tut-tut" diye sesler çıkarmak, göz devirmek veya agresif-pasif bir şekilde boğaz temizlemektir. Bu, görünmez bir sosyal kontrol mekanizmasının antropolojik zirvesidir.
İngiliz pub'ı (Public House - Kamu Evi), Kıta Avrupası'ndaki kafelerden veya Amerikan barlarından tamamen farklı bir fonksiyona sahiptir. Evdeki o katı mahremiyetin ve dışarıdaki sınıf duvarlarının geçici olarak askıya alındığı tek sosyal alandır. Barda içki siparişi vermek için "round" (sırayla tüm gruba içki ısmarlama) ritüeli, pre-modern kabilelerdeki karşılıklılık ilkesinin (reciprocity) modern bir simülasyonudur. Pub, devlete, monarşiye ve hatta çekirdek aileye karşı sığınılan, kendi yazılı olmayan kuralları (bar taburesi hiyerarşisi, göz temasıyla barmen çağırma sanatı) olan bir tür alt-kültür kilisesidir.
İngilizler, bir işi çok fazla çabalayarak (try-hard) veya aşırı profesyonelce yapanlara karşı tarihi bir güvensizlik besler. İdealize edilen figür, "Beyefendi Amatör"dür (Gentleman Amateur). Sporu, bilimi veya sanatı para için veya ölümüne bir hırsla değil, "sadece ilgi duyduğu için" zarafetle yapan kişi yüceltilir. Bununla bağlantılı olarak "eksantriklik" (tuhaflık), bir delilik belirtisi değil, bireysel özgürlüğün en yüksek formu olarak kabul görür. Yırtık pırtık bir tüvit ceketle gezen bir dük veya arka bahçesinde buharlı tren inşa eden bir kasabalı, toplumun konformizmine karşı bir sigorta subabı olarak el üstünde tutulur.
Fransız bahçeleri (Versay örneği) doğaya insanın rasyonel ve geometrik tahakkümünü simgelerken; İngiliz bahçesi, doğanın "kendi halindeymiş" gibi görünmesi için muazzam bir çaba harcanarak tasarlanmış kaotik bir düzendir. İngiliz'in bahçesiyle kurduğu ilişki, toplumuyla kurduğu ilişkinin metaforudur: Her şey organik, doğal ve geleneksel görünmelidir, ancak arka planda acımasız bir budama, kontrol ve sınıflandırma (yabani otları ayıklama) işlemi vardır. Bahçecilik, duygusal bastırmanın toprağa yönlendirilmiş estetik bir formudur.
İngiliz toplumunun en çarpıcı antropolojik çelişkilerinden biri, hayvanlara gösterilen şefkatin, çoğu zaman çocuklara veya komşulara gösterilen şefkati fersah fersah aşmasıdır. İngiltere'de Hayvanlara Eziyeti Önleme Derneği (RSPCA), çocukları koruma derneğinden onlarca yıl önce kurulmuştur. Köpekler ve atlar, statü sembolü olmalarının ötesinde, duygusal mesafenin tehlikesizce aşılabildiği tek varlıklardır. Bir İngiliz, trende yanına oturan yabancıyla göz teması kurmaktan ölümüne korkarken, o yabancının köpeğiyle saatlerce şefkatle konuşabilir. Hayvan, sosyal risk barındırmayan yegane iletişim kanalıdır.