İrlanda

İrlanda

Éire
📅 ? – 1922
📖 BÖLÜMLER (İçindekiler)

Bölüm 1:Kelt Göçleri, Erken Dönem ve Hıristiyanlığın İrlanda’ya Girişi

Keltlerin İrlanda’ya Yerleşimi ve Kelt Toplumu İrlanda’nın bilinen en erken ve dönüm noktası niteliğindeki göç hareketlerinden biri, demir kılıçla silahlanmış olan ve Kelt dili konuşan Goller (Galyalılar) tarafından gerçekleştirilmiştir. Kelt dili konuşan bu kavimler, M.Ö. 9. yüzyıla doğru İrlanda’yı ve Büyük Britanya’nın kuzey bölgelerini işgal etmişlerdir. Keltlerin bu göçü ve yerleşimi, adanın kültürel yapısının temelini atarak, hem İrlanda’da hem de İskoçya’da konuşulan Gaelik dilinin menşeini teşkil etmiştir. Erken dönem İrlanda toplumu, Avrupa kıtasındaki diğer Keltlerle münasebet halinde olan, savaşçı kavimlerin elindeydi. Toplumsal ve dini yapı, kudretli bir lonca halinde teşkilatlanmış olan ve Druide adı verilen rahiplerin öğrettiği dini bir doktrin etrafında şekillenmişti.
Roma İmparatorluğu’nun Dışında Kalan Bir Ada Avrupa’nın büyük bir kısmı Roma İmparatorluğu’nun hakimiyeti ve kültürel potası altına girerken, Romalılar İrlanda’yı hiçbir zaman hükümleri altına alamamışlardır. Bu durum, adanın hem siyasi hem de kültürel olarak kendi iç dinamikleriyle gelişmesine olanak tanımıştır. Nitekim Romalılar Büyük Britanya’daki ordularını geri çektiklerinde, İrlanda’dan gelen savaşçı Kelt kabileleri (İskotlar) komşu bölgeleri istila etmiş ve İskoçya’nın bir kısmını işgal ederek bu bölgeye adlarını vermişlerdir.
“Azizler Adası” ve İrlanda Manastır Kültürü İrlanda’ya Hıristiyanlığın girişi Avrupa kıtasındaki Roma kalıplarından çok daha farklı ve özgün bir yolla olmuştur. Hiçbir zaman Roma İmparatorluğu’nun uyruğu olmaksızın Hıristiyan dinine giren İrlandalılar, başın tepesindeki saçları tıraş etme usulü ve Paskalya yortusunun tarihini Doğu kiliseleri usulünce hesaplama gibi kendilerine has gelenekleri uzun süre muhafaza etmişlerdir. 4. yüzyılda İrlanda’ya ulaşan Hıristiyanlık, kıtayla bağlantısı olmayan bu uzak adada büyük manastır topluluklarının etrafında şekillenen, çok ateşli ve coşkulu bir dini yaşam organizasyonu yaratmıştır.
432 yılında İrlanda’ya gelen Palladius’un başarısız olmasının ardından, St. Patrick (yaklaşık MS 385-461) öncülüğündeki heyet adada kalıcı sonuçlar almış, Druidleri susturmuş ve 444 yılında Armagh’da ilk piskoposluk makamını kurmuştur. Barbar kavimlerin istilaları Avrupa kıtasındaki medeni hayat şartlarını altüst ederken, o dönem “Azizler Adası” olarak adlandırılan İrlanda, medeni hayatın bazı geleneklerini muhafaza eden bir sığınak haline gelmiştir. İrlanda manastırlarında yaşayan keşişler, yazı yazma ve süsleme sanatlarını büyük ölçüde geliştirmişlerdir.
Kıtaya Yönelik İrlandalı Misyonerlik Faaliyetleri İrlanda manastırlarında son derece katı, perhiz ve oruca riayetkar, çetin bir hayat süren keşişler, adayı Hıristiyanlaştırmakla kalmamış; azap çekmek ve inançlarını yaymak gayesiyle vahşi bölgelere doğru yola çıkmışlardır. VI. yüzyıldan itibaren İrlandalı misyonerler, Kuzey Galya, Almanya ve İsviçre’nin Hıristiyanlaştırılması görevini büyük bir imanla üstlenmişlerdir. Bu misyonerlerin en ünlüleri olan St. Columbanus ve St. Gallus, Avrupa’nın çeşitli bölgelerinde (Luxeuil, Bregenz, Bobbio) manastırlar kurarak Hıristiyanlığın kök salmasını sağlamışlardır.
Bununla birlikte, Roma’ya bağlı papalar tarafından gönderilen misyonerlerle, bağımsız İrlandalı misyonerler İngiltere (Angıl ve Sakson) topraklarında karşı karşıya geldiklerinde aralarında şiddetli teolojik ve usul kavgaları yaşanmıştır. Kralların nihayetinde Romalı misyonerleri haklı bulmasıyla birlikte, İrlanda kökenli kiliseler de zamanla doktrin ve yargı konusunda Papa’nın üstünlüğünü kabul etmiş, Roma törelerini ve ayinlerin Latince yapılması usulünü benimsemek zorunda kalmışlardır.

Bölüm 2:Viking İstilaları ve Etkileri (8. Yüzyıl – 11. Yüzyıl)

İstilaların Başlaması ve İlk Akınların Doğası Avrupa’yı derinden etkileyen ve “Kuzey Adamları” (Norse, Northman veya Norman) olarak bilinen Viking istilaları, İrlanda için de yıkıcı bir dönemin başlangıcı olmuştur. Danimarka ve Norveç’ten gelen bu denizci savaşçılar, özellikle Norveçliler öncülüğünde Kuzey Denizi’ni aşarak İskoçya ve İrlanda kıyılarına kadar ulaşmışlardır. 793 yılından itibaren başlayan bu ilk akınlarda Vikingler, İrlanda’nın sahil şeridi boyunca yer alan manastırlara amansız baskınlar düzenlemişlerdir. Pagan inançlara sahip olan Vikingler için manastırlar kutsal mekanlar değildi; aksine, içlerinde bol miktarda değerli maden, altın, gümüş ve yiyecek barındırdıkları için yağmalanması gereken son derece cazip hedeflerdi. İrlanda, Avrupa’nın diğer bazı bölgeleri kadar zengin görünmese de, Vikingler için çok kârlı bir “köle” kaynağı olmuş ve buradan ele geçirilen esirler geniş bir coğrafyada köle ticaretine konu edilmiştir.
Vur-Kaç Taktiklerinden Kalıcı Yerleşime Geçiş Başlangıçta yalnızca yaz aylarında gelip yağma yaptıktan sonra ülkelerine geri dönen Vikinglerin bu stratejisi zamanla şekil değiştirmiştir. 835 yılından itibaren İrlanda’da kışlama âdetini edinmeye başlayan İskandinavlar, geçici seferler yerine kalıcı fatihler olma yoluna girmişlerdir. Nehir yataklarına ve kıyılara yakın, korunaklı bölgeler seçerek buralarda tahkimatlı kamplar kurmuşlar; zamanla yanlarına kadınlarını ve çocuklarını da alarak İrlanda’nın içlerine doğru temelli yerleşmeye başlamışlardır. Bu durum, yerli İrlanda halkı (Keltler) üzerinde büyük bir baskı kurmuş ve Vikingler, yerel halkı kendilerine vergi (haraç) ödemeye mecbur bırakmışlardır.
Dublin’in Kuruluşu ve Ticari Etkiler Norveçli Vikingler, İrlanda’nın kuzeydoğu kıyılarını ve doğusunu ele geçirerek adanın tarihinde kalıcı izler bırakmışlardır. İrlanda, İskandinav istilasından kaçamamış ve IX. yüzyılın ortalarından XI. yüzyılın başlarına kadar (özellikle 988 yılında kurumsallaşmasıyla) Dublin, İrlanda’daki en büyük Norman (Viking/Norveç) kolonisi ve kenti haline gelmiştir.
Vikinglerin yarattığı çapulcu ve yıkıcı dehşet, genellikle onların kurucu ve tüccar kimliklerini gölgede bırakmıştır. Oysa ki Dublin’i kuran Vikingler, burayı kısa sürede oldukça önemli bir ticaret merkezi haline getirmişlerdir. Gemi inşasındaki ustalıkları ve denizcilik bilgileri sayesinde İrlanda, Kuzey Denizi ticaret ağına entegre olmuş; Viking yerleşimleri adanın nüfus yapısını ve kültürel dokusunu gözle görülür biçimde değiştirmiştir.
Kelt Direnişi ve Viking Egemenliğinin Zayıflaması Vikinglerin İrlanda’daki varlığı hiçbir zaman tüm adaya yayılan mutlak bir barış ve hakimiyet getirmemiştir. Kuzeylilerin bu federasyonları, adanın yerlisi olan Keltik prenslerin birlikleriyle sürekli bir çatışma halinde olmuştur. İrlanda’daki Keltler, Vikinglerin sahil şeridinde kurduğu tahkim edilmiş (berkitilmiş) yerleşim alanlarına karşılık olarak adanın iç bölgelerinde tutunmuş ve direnişlerini buralardan organize etmişlerdir.
Bir yüzyıl boyunca süren ve İrlanda’yı derinden sarsan bu sonuçsuz kargaşa dönemi, nihayetinde Keltlerin toparlanmasıyla yeni bir evreye girmiştir. Yüce Kral (Ard Rí) Brian Boru (Bhriain Boroimhe) liderliğinde birleşen İrlandalılar, 1002-1014 yılları arasında Vikinglere karşı büyük bir üstünlük kurarak adadaki İskandinav siyasi tahakkümüne ağır bir darbe indirmişlerdir.

Bölüm 3:Anglo-Norman İstilası ve İngiliz Egemenliğinin Temelleri (12. Yüzyıl – 15. Yüzyıl)

İlk Anglo-Norman Çıkartması ve Richard Strongbow İngiltere’nin İrlanda’ya yönelik ilk seferleri, İngiliz tahtındaki ilk Plantagenet kralı II. Henry dönemine rastlamaktadır. İrlanda’ya yönelik dış müdahale, Pembroke Kontu Richard Strongbow önderliğindeki bir grup Anglo-Norman maceracının, tahtından indirilmiş olan Leinster kralını destekleme kararı almasıyla başlamıştır. Bu şövalye ve askerlerin 1169 yılında Wexford’a bir çıkartma yapması ve sonrasında giriştikleri bir dizi askeri harekat, adadaki Anglo-Norman istilasının ilk fiili adımını oluşturmuştur.
II. Henry’nin Müdahalesi ve Kalıcı İngiliz Varlığı Anglo-Norman şövalyelerinin İrlanda’daki bu bağımsız başarıları, İngiltere Kralı II. Henry’yi onların peşinden adaya gitmeye ve önde gelen İrlanda krallarının sadakatini güvence altına almaya zorlamıştır. 1171 yılında İrlanda’nın bir kısmının İngiliz kralı ve Anglo-Norman şövalyeleri tarafından ele geçirilmesi, Kelt ülkelerinin batı kanadının tam anlamıyla Avrupa toplumunun bir parçası durumuna gelmesini sağlamıştır. Bu olay tarihi bir dönüm noktası olmuş ve bu tarihten sonra İngilizler adadan bir daha hiç çıkmamışlardır. İngiltere tahtının adadaki egemenlik iddiasını resmileştirmek adına, Topraksız Jean (John Lackland), henüz babası II. Henry’nin sağlığında “Dominus Hiberniae” (İrlanda’nın Lordu) unvanını almıştır.
İngiliz Kolonileşmesi, Dublin’in Rolü ve Ayrımcı Yasalar İngiliz egemenliğinin adada kurumsallaşması 13. yüzyılda hız kazanmıştır. 1210 yılında Dublin’de sürekli bir İngiliz kolonisi kurulmuş ve İngiliz hukukuna göre İngiliz kral vekillerince yönetilen bir dizi yerleşim bölgesi oluşturulmuştur. Kral III. Henry zamanında ise, adaya yeni gelen İngilizlerle yerli İrlandalıları birbirinden ayırt eden ve İrlandalıları iktidardan tamamen uzaklaştıran ilk ayrımcı yasal düzenlemeler uygulamaya konulmuştur. Yönetimi pekiştirmek amacıyla, İngiltere Kralı I. Edward’ın Dublin’deki genel valisi Sir John Wogan, İngiltere’deki “örnek parlamento” modelini izleyerek 1297 yılında İrlanda Parlamentosu’nu kurmuştur. Tüm bu teşkilatlanma çabalarına rağmen Plantagenet hanedanının kıta Avrupası’ndaki (Gaskonya ve Akitanya) bağları, İrlanda ile olan bağlarından o dönemde hala çok daha güçlü konumdaydı.
Kargaşa Yılları, İskoç Etkisi ve Kilkenny Kararları (14. Yüzyıl) 14. yüzyılda İngiltere ile İskoçya arasında yaşanan amansız savaşlar, İrlanda üzerinde doğrudan ve sarsıcı bir etki yaratmıştır. İngilizlerin İskoçlar karşısında Bannockburn’de aldığı ağır yenilgi, İrlanda lordlarına isyan etme fırsatı vermiş ve İrlandalılar 1315-1318 yılları arasındaki üç yıl boyunca İskoç Bruce’u kendi kralları olarak kabul etmişlerdir. İrlanda’da yaşanan bu kargaşa dolu yıllar, İngiliz egemenliğini ciddi şekilde sarsmış ve nihayetinde 1366’da alınan Kilkenny Kararı ile yeni bir boyuta taşınmıştır. Bu karar neticesinde İngiliz egemenliği temelde Dublin ve çevresiyle sınırlandırılmış; İngilizcenin zorunlu kılınması ve “Yerleşme Sınırı” (Pale) adı verilen teslimiyetçi bir hat ile İngiliz denetimindeki bölgeler, adanın geri kalanındaki İrlandalı nüfustan kesin çizgilerle izole edilmiştir.

Bölüm 4:Tudor Hanedanı Dönemi, Reform Hareketleri ve Mezhep Çatışmaları (16. Yüzyıl)

İngiliz Reformasyonu ve VIII. Henry’nin İrlanda Üzerindeki Doğrudan Egemenliği İngiliz lortlar, 12. yüzyıl sonlarından itibaren İrlanda’yı askeri olarak sömürgeleştirme çabalarını sürdürmüş, Gal kabilelerini gerileterek en iyi topraklar üzerinde hak iddia etmişlerdi. Ancak İngiliz tahtının asıl önceliği kıta Avrupası’ndaki çıkarları olduğu sürece, İrlanda’daki İngiliz otoritesi kırılgan kalmaya mahkumdu. 16. yüzyılda Kutsal Roma-Cermen imparatoru V. Karl’ın Katolikliği yeniden tesis etmek amacıyla İngiltere’yi istila etme girişiminde bulunabileceği ve bu süreçte İrlandalıların ona yardım edebileceği korkusu, Kral VIII. Henry’yi İrlanda üzerinde doğrudan bir egemenlik kurmaya itti.
İngiltere’de gerçekleşen Reformasyon sonrasında taht, İrlanda’daki tüm idari makamlar için İngiliz Protestanları görevlendirmeye başladı. Kraliyet otoritesine karşı çıkan önemsiz bir isyanın büyük bir acımasızlıkla bastırılmasının ardından, VIII. Henry 1541’de kendisini İrlanda kralı ve İrlanda Kilisesi’nin başı ilan etti. Gal kabile şefleri, Henry’yi kendi kralları olarak tanımaları ve İngiliz hukukunu kabul etmeleri karşılığında, taht tarafından “İrlanda lortları” olarak resmen tanındılar.
Kelt Kimliği, Katolik Direnişi ve Artan Baskılar İngiltere’de yukarıdan aşağıya dayatılan Anglikan reformlarına rağmen, İrlanda’da Kelt dili konuşan yerli halk, Roma Katolik Kilisesi’ne olan sadakatini kesin bir biçimde sürdürdü. Yerel İrlandalıların İngiliz ve Protestan egemenliğinden giderek daha fazla rahatsız olması, adayı idare etmenin maliyetini hızla yükseltti ve bölgede çok daha fazla askeri birliğin bulundurulmasını zorunlu kıldı. Dinsel alanda yaşanan bu ayrışma, İrlanda ile İngiltere arasında yeni savaşlara neden oldu ve sonuçta iktidarın tamamen Protestanların eline geçtiği, Katolik İrlandalılar üzerinde ise her geçen gün biraz daha fazla baskının kurulduğu bir dönemi başlattı.
I. Elizabeth Dönemi, Ulster Kolonizasyonu ve Dokuz Yıl Savaşı 16. yüzyılın sonlarına gelindiğinde gerilim en üst noktaya tırmandı. Kraliçe I. Elizabeth’in 1590’larda Ulster’e (Kuzey İrlanda’ya) İngilizleri yerleştirme politikası, İrlanda’da büyük bir silahlı direnişe yol açtı. Bu politika, Tyrone Kontu Hugh O’Neill önderliğinde Dokuz Yıl Savaşı’nın (1594-1603) patlak vermesine neden oldu. Gal direnişi, Katolik İspanya’nın da askeri desteğini alarak İngiliz egemenliğine karşı devasa bir başkaldırıya dönüştü.
Kinsale Savaşı ve Gal İrlandası’nın Fethi İngiliz kuvvetleri ile birleşik İrlandalı ve İspanyol kuvvetleri, 1601 yılında gerçekleşen Kinsale Savaşı’nda karşı karşıya geldiler ve savaşı İngilizler kazandı. Bu ağır yenilgi, asırlar boyunca süren bağımsız Gal İrlandası’nın İngilizlerce fethini tam anlamıyla tamamlayan olay oldu. Direnişin efsanevi lideri O’Neill, İrlanda’yı terk etmek zorunda kalıp nihayetinde Roma’ya sığındı. Bu mağlubiyetin ve Katolik toprak sahiplerinin adadan kaçmasının ardından 1609 yılında İrlanda’nın kuzeyindeki devasa topraklar Protestanlığın ve İngiliz tahtının çıkarları doğrultusunda yönetilmek üzere Londralı şirketlere verildi; böylece bölge tam bir “İngilizlik ve Protestanlık adası” haline getirilmeye çalışıldı.

Bölüm 5:17. Yüzyıl Savaşları, Cromwell Dönemi ve Katoliklerin Mülksüzleştirilmesi

1641 İsyanı ve İngiltere’deki Krizlerin İrlanda’ya Sıçraması 1630’larda İrlanda’daki İngiliz genel valisi Strafford Kontu yönetiminde sağlanan nispi ve kırılgan bir uzlaşma döneminin ardından, İngiltere’de Kral I. Charles ile Parlamento arasında tırmanan gerilim İrlanda’yı da felakete sürükledi. İngiliz krallığının İrlanda Katoliklerinden oluşan alaylarla kendi ordusunu güçlendirmesi, İngiltere ve İskoçya’daki Protestanlar arasında çirkin bir “papalık komplosu” korkusunu körükledi. İngiltere’nin dini hoşgörü tartışmaları ve parlamento krizleriyle boğuşmasından yararlanan İrlandalı Katolikler, 1641 yılında adada büyük bir isyan başlattılar ve ülke çok taraflı, denetimsiz bir savaşın içine sürüklendi.
Bu isyan İngiltere tarihini de derinden etkiledi; zira İngiliz Parlamentosu, İrlandalı isyancılara karşı toplanacak bir ordunun Kral I. Charles tarafından kendilerine karşı kullanılabileceğinden korkarak kendi ordusunu kurdu. Bu olay, İngiltere’yi Kral ile Parlamento arasında yıllarca sürecek kanlı bir iç savaşa götüren temel kıvılcımlardan biri oldu.
Oliver Cromwell’in Vahşi Fethi (1649-1651) İngiliz İç Savaşı’nın Parlamento ve onun askeri dehası Oliver Cromwell’in zaferiyle sonuçlanması, İrlanda için yıkıcı bir dönemin başlangıcıydı. Kral I. Charles’ın 1649’da idam edilmesinin ardından İngiltere’de Püriten bir cumhuriyet (İngiltere Topluluğu) kuran Cromwell, gözünü sekiz yıldır isyan halinde olan İrlanda’ya dikti. Cromwell ve Yeni Model Ordusu, 1649 ile 1651 yılları arasında İrlanda’yı son derece vahşi ve acımasız bir askeri harekatla ele geçirdi. Bu süreçte yaşanan katliamlar ve yıkım, İrlanda’nın hafızasında asla silinmeyecek derin yaralar açtı.
1652 İskân Yasası: Katoliklerin Topraklarına El Konulması Cromwell’in askeri zaferinin ardından, İrlanda’nın sosyo-ekonomik yapısını tamamen İngilizleştirmeyi hedefleyen eşi görülmemiş mülksüzleştirme politikaları devreye sokuldu. 1652 tarihli İrlanda Meselesinin Halli Yasası (İskân Yasası) ile İrlanda’daki Katolik mülk sahiplerinin topraklarının tam üçte ikisine el konuldu. Savaşların zaten yıpratıp parçaladığı bu topraklardan sürülen Katoliklerin arazileri, İngiliz askerlerine ve Protestan yerleşimcilere dağıtıldı. Bu acımasız müsadere, adada sonraki 300 yıl boyunca sürecek olan İngiliz Protestan hegemonyasını kalıcı olarak güvence altına aldı.
II. James’in Gelişi, Boyne Savaşı ve İrlanda’nın Ezilmesi 17. yüzyılın sonlarına doğru İngiltere’de gerçekleşen 1688 Şanlı Devrimi (Muhteşem Devrim) ile tahttan indirilen Katolik Kral II. James, bir Fransız ordusunun desteğiyle İrlanda’ya gelerek burada Katolik İrlandalılar tarafından kral olarak tanındı. Bu durum, İrlanda’yı bir kez daha İngiltere’nin ve Avrupa’nın büyük güç mücadelelerinin savaş alanına çevirdi.
İngiltere’nin yeni Protestan kralı III. William (Kral Billy) ile Katolik güçler, 11 Temmuz 1690’da tarihi Boyne Savaşı’nda karşı karşıya geldi. Bu savaşı kazanan İngiliz ve Protestan güçleri, Katolik İrlanda’nın umutlarını tamamen suya düşürdü. Büyük ölçüde Katolik olan bu ülkede Protestan üstünlüğü artık ebedileşmişti.
Ceza Yasaları (Penal Laws) ve Kurumsallaşan Ayrımcılık Boyne Savaşı’ndan zaferle çıkan İngilizler, İrlanda’da son derece baskıcı, olağanüstü bir rejim kurdular. Adadaki bütün iktidar mekanizmaları ve toprakların büyük kısmı Protestan İngiliz mülk sahiplerine (ve Ulster bölgesinde Presbiteryen İskoçyalılara) verildi. Kendi vatanlarında yaşayan Katolik İrlandalılar, en alt sınıf statüsüne indirgendi.
1691 yılından sonra bu Protestan üstünlüğü, çok ağır “Ceza Yasaları” ile çelikten bir zırha büründürüldü. Bu yasalarla Katoliklerin iş sahibi olmaları, mal mülk edinmeleri, eğitim almaları ve diğer dinlere mensup kişilerle evlenmeleri tamamen yasaklandı. İktidarın mutlak surette Protestanların eline geçtiği bu yeni düzende, Katolik İrlandalıların üzerinde her geçen gün biraz daha fazla sistematik baskı kuruldu. Bu yüzyıllık baskı, iki ulus arasındaki ilişkileri öylesine bozdu ki, İrlanda’nın siyasi arenada vereceği gelecekteki amansız mücadelelerin de tohumlarını atmış oldu.

Bölüm 6:18. Yüzyıl, Bağımsızlık İsyanları ve Birleşme Yasası (Act of Union)

18. Yüzyılda Sosyo-Ekonomik Bunalım ve Kırsal Tepkiler 18. yüzyıl boyunca İrlanda, en iyi toprakların Protestan İngiliz mülk sahiplerinin elinde olduğu, İrlandalı Katoliklerin ise alt sınıf statüsünde yaşam mücadelesi verdiği ağır bir sömürü düzenine sahne olmuştur. Kendi vatanlarında topraksız kalan ve İngiliz toprak sahiplerine kira (fermage) ödemek zorunda bırakılan İrlandalı köylülerin durumu giderek kötüleşmiş ve asırlarca süren bu baskı, iki ulus arasındaki ilişkileri tamamen zehirlemiştir. Bu ekonomik ve sosyal darboğaz, İrlanda’da 1726-1729 ile 1739-1741 yılları arasında şiddetli açlık krizlerine yol açmıştır. Kırsal alanlardaki bu çaresizlik ve yoksulluk, ilk kez 1761 yılında “beyaz çocuk” çeteleri adı verilen grupların kırsalda şiddet eylemlerine başlamasıyla kendini dışa vurmuştur. Aynı dönemde, Henry Flood ve Henry Grattan’ın önderliğinde İrlanda’nın haklarını arayan bir reform hareketi de filizlenmeye başlamıştır.
Birleşik İrlandalılar (United Irishmen) ve Orange Tarikatı’nın Kuruluşu Yüzyılın sonlarına doğru, İrlanda’da hem eşitlik hem de bağımsızlık fikirleri hız kazanmıştır. Ilımlı bir Protestan olan Wolfe Tone, evrensel bir hoşgörü sağlamak ve kendi kendini yöneten bağımsız bir İrlanda cumhuriyeti kurmak amacıyla 1789’da “Birleşmiş İrlandalılar” (United Irishmen) hareketini başlatmıştır. İrlanda’da giderek artan bu bağımsızlık ve eşitlik rüzgarlarına karşı, Protestanların üstünlüğünü (İngiliz hegemonyasını) korumak amacıyla 1795 yılında Armagh’da Orange Tarikatı kurulmuştur. “Teslimiyet yok” sloganıyla hareket eden bu tarikat, Birleşmiş İrlandalıların artan popülaritesine karşı izole edilmiş elit tabakanın (Protestanların) bir kalkanı olarak işlev görmüştür.
1798 İrlanda İsyanı ve Fransa’nın Askeri Müdahalesi İrlandalı asiler, Britanya boyunduruğuna karşı 1798 yılında büyük ve kanlı bir ayaklanma başlatmışlardır. İngiltere’nin zor durumundan yararlanmak ve adayı İngilizlerden koparmak isteyen Katolik Fransa, İrlandalı isyancıları desteklemek amacıyla bir istila kuvveti ve donanma göndermiştir. Bağımsızlık idealiyle hareket eden Wolfe Tone da bu Fransız askeri yardımını bizzat talep eden isim olmuştur.
İsyanın Kanlı Biçimde Bastırılması ve Wolfe Tone’un Sonu Fransız destekli bu devasa isyan, İngiliz ordusu ve onlara aktif destek veren Orange Tarikatı üyelerinin ortak çabasıyla püskürtülmüş ve son derece kanlı bir biçimde ezilmiştir. Haziran 1798’de gerçekleşen Vinegar Hill Savaşı’nın ardından Wicklow ve Wexford’daki silahlı başkaldırı tamamen çökmüştür. Fransız denizci üniforması içinde tutsak alınan isyanın efsanevi lideri Wolfe Tone intihar etmiştir. Britanya birlikleri, Fransız kuvvetlerini ve İrlandalı asileri mağlup ederek yaklaşık 30.000 kişinin öldürüldüğü bu korkunç isyanı kanla bastırmayı başarmıştır.
1800 Birleşme Yasası (Act of Union) ve İrlanda Parlamentosu’nun Sonu 1798 isyanının yarattığı büyük sarsıntı ve Fransa’nın adaya ordu çıkarma girişiminin yarattığı stratejik tehlike, Britanya hükümetini İrlanda’nın siyasi statüsünü kökten değiştirmeye itmiştir. Adadaki denetimi kesin olarak sağlamak isteyen İngiliz hükümeti, 1800 yılında “Birleşme Yasası”nı (Act of Union) çıkararak İrlanda Parlamentosu’nu tamamen ortadan kaldırmıştır. 1801 yılında resmen yürürlüğe giren bu yasayla İrlanda, Büyük Britanya’ya zorla dâhil edilmiş ve “Büyük Britanya ve İrlanda Birleşik Krallığı” kurulmuştur. Bu zoraki birleşme, İrlandalı Katoliklere vaat edilen “Katolik kurtuluşu”nun (siyasi hakların verilmesinin) uzun yıllar boyunca ertelenmesine de neden olmuş ve İrlanda’daki derin hoşnutsuzluğu geleceğe taşımıştır.

Bölüm 7:19. Yüzyıl, Büyük Kıtlık (Patates Kıtlığı) ve Toprak Savaşları

Kıtlık Öncesi İrlanda ve Patatese Bağımlılık 19. yüzyılın başlarında İrlanda, kırsal nüfusun hızla arttığı ve yaklaşık 8 milyonluk devasa bir nüfusa ulaştığı bir dönem yaşıyordu. Ancak bu kalabalık nüfus, topraksızdı ve büyük yoksulluk içindeydi; adadaki en iyi topraklar genellikle adada dahi yaşamayan İngiliz (ve Protestan) toprak ağalarının (landlord) elindeydi. Nüfusun çok büyük bir bölümü, nemli İrlanda topraklarında kolayca yetişen ve ucuza karın doyuran tek bir ürüne, patatese tam anlamıyla bağımlı hale gelmişti.
Büyük Kıtlık (The Great Famine) ve Yıkıcı Etkileri (1845-1849) 1845 yılından itibaren İrlanda, Avrupa’nın gördüğü en büyük doğal felaketlerden birini yaşadı. Phytophthora infestans adı verilen bir mantar küfü, art arda üç yıl boyunca adadaki patates ürününün büyük bir kısmını yok etti. İrlandalıların temel ve neredeyse tek gıdası olan patatesin çürümesiyle birlikte ada korkunç bir açlık girdabına sürüklendi.
Kıtlık ve onu izleyen tifüs gibi salgın hastalıklar neticesinde İrlanda’da 1 ila 2 milyon arasında insan hayatını kaybetti. Yollarda çöken, açlıktan ot veya ısırgan otu yiyen insanların cesetleri tarlalara yayılmıştı. İngiliz hükümetinin bu felaket karşısındaki tutumu ise büyük bir eleştiri konusu oldu. Başbakan Sir Robert Peel döneminde mısır unu dağıtımı yapılıp tahıl yasaları gevşetilmeye çalışılsa da, serbest piyasa (laissez-faire) ekonomisine inanan hükümetin tutumu yetersiz kaldı; o kadar ki, İrlanda halkı açlıktan ölürken veya hastalıktan kırılırken, adada üretilen tahıl askeri koruma altında İngiltere’ye ihraç edilmeye devam ediyordu.
Büyük Göç Dalgası (Diaspora) Ölümden kurtulabilen milyonlarca İrlandalı için tek çare anayurtlarını terk etmekti. 1835 ile 1850 yılları arasında, özellikle kıtlığın zirve yaptığı dönemde en az 1,5 milyon İrlandalı göç yollarına düştü. Tıklım tıklım dolu, hijyenden yoksun “tabut gemilerle” (coffin ships) yapılan bu seyahatlerde binlercesi yolda can verirken, sağ kalanlar Kuzey Amerika’ya (ABD ve Kanada) ile Büyük Britanya’ya (İngiltere ve İskoçya) akın ettiler. Bu devasa göç, İrlanda’nın demografik yapısını çökertti ve adanın nüfusunu kalıcı olarak düşürdü.
Toprak Savaşları (Land War) ve Toplumsal Nefret Büyük Kıtlık, İrlandalıların İngiliz yönetimine karşı duyduğu nefreti onarılmaz bir şekilde derinleştirdi ve İrlanda Bağımsızlık Hareketi’ni radikalleştirdi. Kıtlıktan sonraki on yıllarda da kırsal kesimdeki yoksulluk ve toprak ağalarının baskısı devam etti. Yüksek kiralar ödemek zorunda bırakılan ve ödeyemediğinde evleri yıkılarak acımasızca arazilerinden atılan köylüler, yoksulluk ve çaresizlik içinde kıvranıyordu.
Bu adaletsiz düzene karşı 1879 yılında İrlanda Arazi Birliği (Land League) kurularak “Toprak Savaşı” (1879-1882) adı verilen direniş başlatıldı. Charles Stewart Parnell önderliğindeki İrlandalı milliyetçiler ve kiracı çiftçiler, köylüleri arazilerinden atan toprak sahiplerine ve onların vekillerine karşı örgütlü bir cephe aldılar. Bu dönemin en ünlü direniş taktiklerinden biri, İngiliz toprak sahibinin vekili olan “Captain Boycott”a karşı uygulanan toplumsal ve ekonomik tecridin (dışlama) adından türeyen “boykot” eylemiydi.
İrlanda’da yükselen bu şiddetli kırsal kargaşa ve direniş karşısında Britanya hükümeti, bir yandan İrlandalı asileri bastırmak için sert “Cebir Yasaları” çıkarırken, diğer yandan da taviz vermek zorunda kalarak 1881 İrlanda Arazi Yasası ile köylülerin arazilerinden keyfi olarak atılmalarını önleyen yasal güvenceler sağladı. Ancak asırlar süren baskı ve sömürü, ilişkileri öylesine bozmuştu ki bu tavizler İrlanda halkını yatıştırmaya yetmedi. Toprak sorunları ekseninde güçlenen milliyetçilik, siyasi arenada “Öz Yönetim” (Home Rule) ve tam bağımsızlık taleplerinin ana itici gücü haline geldi.

Bölüm 8:Öz Yönetim (Home Rule) Mücadelesi, Paskalya Ayaklanması ve Cumhuriyetin İlanı (20. Yüzyıl)

Parlamenter Mücadele ve Öz Yönetim (Home Rule) Çıkmazı İrlanda’nın bağımsızlık ve kendi kendini yönetme umutları, 19. yüzyılın sonlarına doğru Westminster’daki İngiliz Parlamentosu’na taşındı. Charles Stewart Parnell önderliğindeki İrlandalı milliyetçiler, İngiliz parlamentosunda büyük bir baskı grubu (İrlanda Partisi) yaratarak Öz Yönetim (Home Rule) taleplerini güçlü bir biçimde dile getirdiler. İngiltere Başbakanı William Gladstone ve liderliğindeki Liberal Parti, İrlandalıların desteğini alarak 1886 ve 1892 yıllarında İrlanda’ya ayrı bir parlamento verilmesini öngören “Home Rule” tasarılarını meclise sundu. Ancak bu girişimler, hem Liberal Parti’nin kendi içinde bölünmesine yol açtı hem de Muhafazakârlar ve Lordlar Kamarası’nın aşılmaz muhalefetine takılarak defalarca engellendi.
Sinn Féin, Kültürel Uyanış ve Ulster Krizi Siyasi alandaki bu tıkanıklık, adada radikal ve kültürel yeni hareketlerin doğmasına zemin hazırladı. Bir yanda W.B. Yeats gibi şairlerin öncülüğünde İrlanda dilini ve kültürünü yeniden canlandırmayı hedefleyen (Gaelic League gibi) edebi bir milliyetçilik yükselirken, diğer yanda 1858’de kurulan İrlanda Cumhuriyetçi Kardeşliği (Fenianlar) ve 1905’te ortaya çıkan Sinn Féin gibi tam bağımsızlık yanlısı gruplar güç kazandı.
1912’ye gelindiğinde, dördüncü kez hazırlanan Öz Yönetim Yasa Tasarısı, İrlanda’yı iç savaşın eşiğine getirdi. Nüfus olarak Katoliklerden bire iki oranında daha fazla olan Kuzey İrlanda’daki (Ulster) Protestanlar, Öz Yönetim’i “Roma Hakimiyeti” (Katolik Kilisesi egemenliği) olarak görerek İngiltere ile olan anayasal bağlarını korumak istediler. Bu amaçla 1913’te Ulster Gönüllüleri adında silahlı bir milis gücü kurdular; buna karşılık Katolik İrlandalılar da kendi gönüllü ordularını oluşturdular. Lordlar Kamarası’nın katı muhalefetine rağmen Eylül 1914’te Öz Yönetim Yasası İngiliz Parlamentosu’ndan geçti, ancak patlak veren Birinci Dünya Savaşı nedeniyle uygulanması askıya alındı.
1916 Paskalya Ayaklanması İngiltere’nin Birinci Dünya Savaşı’ndaki meşguliyetini fırsat bilen radikal İrlandalı Cumhuriyetçiler, Almanların da teşvikiyle 1916 yılının Paskalya Pazarı’nda Dublin’de silahlı bir isyan başlattılar. İrlandalı milliyetçi Sir Roger Casement, isyan için Almanya’dan askeri destek getirmeye çalıştı ancak bir Alman denizaltısıyla İrlanda kıyılarına ulaştığında hemen tutuklandı. Liderlerinin tutuklanmasına rağmen başlayan Paskalya Ayaklanması, beş gün süren kanlı sokak çatışmalarının ardından İngiliz güçleri tarafından şiddetle bastırıldı. Yaklaşık 450 isyancının öldürüldüğü bu hezimetin ardından, Casement dahil isyanın önde gelen liderleri idam edildi.
Bölünme, Bağımsızlık Savaşı ve İrlanda Cumhuriyeti’nin İlanı Birinci Dünya Savaşı sonrasında, ada siyaseten ikiye bölündü. 1920’de Kuzey İrlanda (Ulster), Birleşik Krallık’a bağlı özerk bir eyalet olarak kalmayı tercih ederken; güneydeki Katolikler bağımsızlık için harekete geçtiler. Bu süreçte güneyli milliyetçiler, hem “Siyah ve Kahverengiler” (Black and Tans) olarak bilinen İngiliz güvenlik güçlerine karşı bir bağımsızlık savaşı hem de kendi aralarında kanlı bir iç savaş verdiler.
Bu çatışmaların ardından 1922 yılında, güneyde İngiliz İmparatorluğu’nun egemen bir dominyonu statüsünde olan “Serbest İrlanda Devleti” (Irish Free State) kuruldu. İrlanda milliyetçiliğinin en önemli isimlerinden, yarı Kübalı bir Katolik olan Eamon de Valera’nın önderliğinde adım adım tam bağımsızlığa yürüyen Serbest Devlet, 1937’de kendisini Eire Cumhuriyeti olarak ilan etti. İrlanda’nın özgürlük mücadelesi, 1949 yılında Büyük Britanya ile olan tüm resmi bağların tamamen koparılması ve tam bağımsız İrlanda Cumhuriyeti’nin resmen tanınmasıyla nihayete erdi.

İdareciler:

Yüksek Kral Uıoghaire (Lóegaire)
• Doğum ve Ölüm Tarihi: Kaynaklarda belirtilmemiştir.
• Hüküm Tarihi ve Süresi: Kesin süre belirtilmemekle birlikte 5. yüzyılda (MS 432 ve sonrasında) hüküm sürmüştür.
• Dönemindeki Olaylar: Aziz Patrick’in İrlanda’ya başlattığı misyonerlik faaliyeti sırasında Meath’daki Tara bölgesinde onunla karşılaşmıştır. Bu dönemde İrlanda’da Hristiyanlaştırma hareketleri hız kazanmış, Slane tepesinde Paskalya ateşi yakılmış ve adadaki putperest Druid rahipleri susturulmuştur.
Bhriain Boroimhe (Brian Boru)
• Doğum ve Ölüm Tarihi: Doğum tarihi kaynaklarda geçmemektedir; ölümü 1014’tür.
• Hüküm Tarihi ve Süresi: 1002 – 1014 yılları arasında (12 yıl) hüküm sürmüştür.
• Dönemindeki Olaylar: İrlanda’da Vikinglerle Keltler arasında bir yüzyıl süren kargaşadan sonra, Keltleri birleştirerek İskandinavlara karşı üstünlüğü ele geçirmiş Yüce Kral’dır (Ard Rih). 1014’teki ölümünden sonra krallığı O’Brianlar, O’Neiller ve O’Connorlar arasında çatışmalara sahne olmuş, ancak İrlandalıların adanın tamamına hükmettiği 150 yıllık bir Kelt dönemi başlamıştır.
Topraksız Jean (John Lackland)
• Doğum ve Ölüm Tarihi: Kaynaklarda doğum veya ölüm tarihi kesin olarak geçmemektedir.
• Hüküm Tarihi ve Süresi: İngiltere Kralı olarak hüküm süresi 1199 – 1216’dır. İrlanda üzerindeki unvanı ise kral olmadan önce babası II. Henry döneminde başlamıştır.
• Dönemindeki Olaylar: İrlanda’ya yönelik seferlerin ardından “İrlanda’nın Lordu” (Dominus Hiberniae) unvanını almıştır. 1210 yılında Dublin’de kalıcı bir İngiliz kolonisi kurmuş ve İngiliz hukukuna göre İngiliz kral vekillerince yönetilen yerleşim birimleri oluşturarak adadaki İngiliz varlığını idari bir yapıya kavuşturmuştur.
VIII. Henry
• Doğum ve Ölüm Tarihi: Kaynaklarda kesin doğum veya ölüm tarihi geçmemektedir.
• Hüküm Tarihi ve Süresi: İrlanda bağlamında 1534 veya 1541 yıllarında kendisini kral ilan etmiş, 16. yüzyılın ilk yarısında hüküm sürmüştür.
• Dönemindeki Olaylar: Kendi monarşisini güçlendirmek için Roma Kilisesi ile bağlarını koparan VIII. Henry, İrlanda üzerinde doğrudan bir egemenlik kurmaya girişmiş ve kendisini İrlanda Kralı ve İrlanda Kilisesi’nin başı ilan etmiştir. İrlandalı kabile şeflerini, İngiliz hukukunu tanımaları karşılığında kontlara ve baronlara (İrlanda lortları) çevirme politikası gütmüş, bu durum İrlanda kültür ve dillerini tehdit ettiği için adada büyük isyanların patlak vermesine yol açmıştır.
I. Elizabeth
• Doğum ve Ölüm Tarihi: Kaynaklarda belirtilmemiştir.
• Hüküm Tarihi ve Süresi: 16. yüzyılın sonları (özellikle 1590’lar) ve 17. yüzyılın başlarında hüküm sürmüştür.
• Dönemindeki Olaylar: 1590’larda İrlanda’nın kuzey bölgesine (Ulster) sistemli bir şekilde İngiliz yerleşimcileri (Protestanlar) yerleştirme politikası gütmüştür. Bu politika, Tyrone Kontu Hugh O’Neill önderliğinde amansız bir silahlı direnişe ve Dokuz Yıl Savaşı’na (1592-1601 veya 1594-1603) yol açmıştır.
I. Charles
• Doğum ve Ölüm Tarihi: 1600 – 1649.
• Hüküm Tarihi ve Süresi: Babasından tahtı devraldığı dönemden 1649’daki idamına kadar.
• Dönemindeki Olaylar: İngiltere, İskoçya ve İrlanda Kralı sıfatıyla hüküm sürmüştür. Kendi parlamentosuna ve İskoçlara karşı savaşmak amacıyla İrlandalı Katoliklerden oluşan bir ordu kurmaya yeltenmiş; ancak askerlerin maaşını ödemeyip adayı terk edince, İrlanda Haziran 1641’de çok taraflı, kanlı bir isyanın (1641 İsyanı) içine düşmüştür. İrlandalı Katoliklerin bu isyanı, İngiltere’deki iç savaşın da kıvılcımı olmuştur.
Oliver Cromwell (Devlet Başkanı / Koruyucu Lord)
• Doğum ve Ölüm Tarihi: 1599 – 1658.
• Hüküm Tarihi ve Süresi: Kral olmamakla birlikte, 1653-1658 yılları arasında İngiltere Topluluğu’nun “Koruyucu Lordu” olarak İrlanda’yı fiilen yönetmiştir.
• Dönemindeki Olaylar: İrlanda’daki ayaklanmayı 1649-1651 yılları arasında olağanüstü derecede kanlı ve vahşi bir seferle bastırmıştır (Drogheda Katliamı). Çıkardığı 1652 tarihli İskân Yasası ile İrlanda’daki Katoliklerin topraklarının üçte ikisine el koyarak İngiliz Protestan askerlere dağıtmış; böylece adada yüzlerce yıl sürecek İngiliz Protestan hegemonyasının temelini atmıştır.
II. Charles
• Doğum ve Ölüm Tarihi: 1630 – 1685.
• Hüküm Tarihi ve Süresi: 1660 – 1685.
• Dönemindeki Olaylar: Cromwell’in ölümünün ardından 1660 yılında İngiltere, İskoçya ve İrlanda Kralı olarak sürgünden dönmüş ve bozulan siyasi yapı restore edilerek monarşi yeniden kurulmuştur.
II. James
• Doğum ve Ölüm Tarihi: 1633 – 1701.
• Hüküm Tarihi ve Süresi: 1685’te tahta geçmiş, 1688’deki Şanlı Devrim ile devrilmiştir.
• Dönemindeki Olaylar: İngiltere, İskoçya ve İrlanda Kralı olarak mutlakıyetçi ve Katolik eğilimleri nedeniyle Parlamento tarafından tahttan indirilmiştir. Ancak Fransa’dan aldığı askeri destekle İrlanda’ya geçmiş ve buradaki İrlandalı Katolikler tarafından meşru kral olarak tanınmıştır. Amacı İrlanda’yı bir üs olarak kullanarak krallığını geri almaktı.
II. Mary ve III. William (Orange Prensi / Kral Billy)
• Doğum ve Ölüm Tarihi: II. Mary (1662 – 1694); III. William’ın doğum tarihi belirtilmemiş, ölümü 1702.
• Hüküm Tarihi ve Süresi: Mary (1689-1694), William (1689-1702).
• Dönemindeki Olaylar: 1688 Şanlı Devrimi ile II. James’i devirip birlikte tahta geçmişlerdir. Kral III. William, bir ordunun başında İrlanda’ya giderek 11 Temmuz 1690’da Boyne Savaşı’nda II. James’in ordusunu mağlup etmiştir. Bu zafer, Katolik İrlanda’nın umutlarını yıkmış, Katoliklerin mallarını mülklerini ve haklarını elinden alan çok ağır “Ceza Yasaları”nın getirilmesine ve İrlanda’daki Protestan egemenliğinin kalıcılaşmasına neden olmuştur.
Eamon de Valera
• Doğum ve Ölüm Tarihi: 1882 – 1975.
• Hüküm Tarihi ve Süresi: 1922 sonrası (Serbest İrlanda Devleti) döneminde birçok kez başbakanlık yaparak İrlanda siyasetinde hakim figür olmuştur.
• Dönemindeki Olaylar: İrlandalı bir anne ile yarı Kübalı bir Katolik olarak New York’ta doğan Valera, İrlanda’nın bağımsızlık savaşları sırasında öne çıkmıştır. Onun liderliğindeki Serbest Devlet, adım adım İngiltere’den koparak 1937’de kendisini Eire (İrlanda) Cumhuriyeti ilan etmiş; nihayetinde 1949 yılında Büyük Britanya ile olan bütün resmi bağlarını kopararak tam bağımsızlığını kazanmıştır.

🗺️ Dünya Tarihi